When the Phone Rings - 15. Bölüm (Türkçe Novel)
<"Sana, köşede oturup sadece olan biteni izleyen biri gibi mi görünüyorum? Onu öldüreceğim.">
Duyduğu anda tüylerini diken diken eden bir ses tonuydu bu. Üstelik çok tanıdık geliyordu...
<“..Adi herif! Peşinin bırakmayacağım! Seninle işim bitmedi! Seni en zayıf yerinden bıçaklayacağım!.. Üzerine bok sıçratacağım!.. Tüm sırlarını ifşaylaacağım! Gebereceksin!..”>
"Bu da ne?.. Oynanmış sesim değil mi?"
Şaşkınlıktan donup kalan yüzü tamamen soldu. Bazı cümleler şantajcının sözleriydi, ancak çoğunluğu Hee-joo'nun kendisine aiti.
Hee-joo'nun bugüne kadar söyledikleri ustaca birleştirilmiş ve ondan yeni bir şantajcı yaratılmıştı.
Açık kalan ağzı bir türlü kapanmak bilmedi.
<"Hurdaya dönmek istemiyorsan, 20 milyarla kapat bu işi... İyi biriyim, değil mi?">
<"Başlayalım mı? Yarın seni tekrar bulacağım.">
Ne oluyor?..
Bu da ne böyle?
Kim yaptı bu saçma montajı?!
Hee-Joo, ağzında pirinç tanesiyle sendeleyerek TV’nin önüne geldi.
Zihni tamamen kilitlenmiş, elleri titriyordu. Tam o anda, iyice gerilmiş olan Hee-Joo hızla başını çevirdi.
Kapı gümbürtülü bir sesle sertçe açılıyordu.
Keskin bir yanık kokusuyla içeri giren adam, tam anlamıyla darmadağınıktı.
Her zaman düzgünce geriye taradığı saçları kaşlarına kadar dağılmış, beyaz gömleği ise kapkara isle kaplıydı.
Ceketi ve kravatı sanki buhar olup uçmuştu. Ona doğru yaklaştığında yanık kokusu her yanı sardı.
...
Sebebini bilmediği bir huzursuzluk tüm bedenini sardı.
Yoksa...
İçini kemiren şüpheyi bastırmak için kendini zorladı.
Yoksa öyle mi...
İkilinin bakışları kaçınılmaz bir şekilde karşılaştı.
"Bacaklarına bakmak istiyorum."
Şaşkınlıktan donakalan Heejoo hızla gözlerini kırpıştırdı.
'Yanlış mı... duydum?'
Bakışları, açıkça Heejoo'nun alt bedenine yöneldi.
"Ben mi çıkarayım, yoksa sen mi çıkaracaksın?"
Gerçekten de yanlış duymamıştı.
'Bekle, bacaklarım... neden şimdi onlardan bahsediyor?'
Kızın solgunlaşan yüzünü görünce kayıtsızca ekledi.
"Biri ofisime bomba bıraktı."
Heejoo'yu süzen bakışları, anlaşılması güç bir derinlik ve gevşeklik taşıyordu.
"Şu herif."
Hafifçe çenesini kaldırarak televizyon ekranını işaret etti.
'Ne?'
'Hayır, hayır, olamaz!..'
'Sesiyle oynanmış olan kişi benim, ve şantajcı olduğum da doğru ama, yangını çıkaran ben değilim!'
'Kesinlikle değilim!'
"Biraz sinirlendirince sabırsızca saldırmaya başladı."
Baek Sa-eon, görüşünü engelleyen saçlarını geriye doğru tarayarak soğuk bir şekilde mırıldandı.
"Bu kaba alışkanlıklarını düzeltmek eğlenceli olacak."
"Gözleri garip bir şekilde parlıyordu. Haberleri, neredeyse bakışlarıyla delip geçecekmiş gibi, saplantılı bir şekilde izliyor, memnuniyetle kalkmış olan alaycı bir gülümseme dudaklarının köşesinden yukarı doğru yükseliyordu. Bu, Baek Sa-eon'un nadiren görülebilecek gülümsemesiydi.
Ama bu, bir gülümseme değil, daha çok çarpık bir surat ifadesine yakındı."
'...Senmişsin!'
O anda, farkındalık şimşek gibi çaktı.
'O ses kaydını sen düzenlemişsin..!'
Heejoo, bütün bunların, tehditçiyi baskı altına almak için kocası tarafından planlanmış bir oyun olduğunu fark etti.
O, açıkça bir çatışmayı başlatan bir provokatörün bakışlarına sahipti.
'Nasıl oldu da bu iş bu kadar büyüdü?'
Heejoo, bayılma arzusunu süper bir güçle engelledi.
Ancak o anda bile, onun değiştirilmiş sesi tüm ülkeye yayılmaktaydı.
"Bu yüzden kontrol etmem gerek. Şu an için elimdeki tek ipucu sensin."
Gözleri, soğuk bir şekilde parladı.
***
Şırrr—.
Doğruca banyoya giren Baek Sa-eon, suyun altında kalarak üstündeki kirlerinde arındı.
'Gerçekten sessiz kalmayacağım. Sonra pişman olma!'
'-Sen gerçekten bittin!'
Alevler tam o anda görünmüştü.
Mavi Sarayda değil, onun özel olarak işlerini yürüttüğü kişisel ofisteydiler.
Orayı nasıl bulduğunu bilmediği şantajcı, tam anlamıyla hedef almıştı.
Baek Sa-eon’un zihninde siyah mont ve beyzbol şapkası takmış bir adamın silueti belirdi.
Tavandaki köşede duran CCTV'yi bildiği halde, şapkanın siperliğini hafifçe kaldırıp doğrudan kameranın lensine bakmıştı o herif.
Maskeden dolayı yüzü görünmüyordu, ama kıvrılan göz hatları onu kesinlikle genç bir velet gibi gösteriyordu.
Telefonla gevşek gevşek konuşan herifti.
Omzundaki hafif bir yanık izi öfkeyle seğirdi.
Baek Saeon, sinirle yüzünü yıkayarak vücudunda kalmış keskin yanık kokusundan kurtulmaya çalıştı.
'Bu kadar çaresiz duruma düşmeyeli ne kadar uzun zaman olmuştu?'
Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı.
'Karşılığını da almalı.'
Baek Sa-eon, yüksek basınçlı oksijen tedavisi aldıktan sonra diğer ofisine doğru yola çıktı.
Şantajcının ses kaydını kasıtlı olarak düzenleyip yaymak için geçen bir saat...
Tesadüf o ki, olayları manipüle etmek ve medyayı kontrol etmek onun uzmanlık alanıydı.
Sonra hastaneye geri dönmeden doğrudan eve gelmesinin tek bir nedeni vardı.
Dişlerini gıcırdatarak büyük bir banyo havlusunu beline sardı.
‘O kızı olayların içine çekmek istememiştim.’
Baek Sa-eon’un gözleri yoğun bir şekilde daldı.
"Buraya gel Heejoo."
Heejoo, yemek masasını toparlamayı yarıda bırakarak hafifçe titredi.
Yine de, herhalde o Baek Sa-eon gerçekten de ciddi olarak, böyle bir şey yapmazdı...
“Bacağını göster.”
Islak saçlarından damlayan su, gömleğine süzülüyordu.
Amacının ne olduğunu net bir şekilde söylemişti. Evli olmalarına rağmen, bunu sadece bir iş ilişkisi gibi ele aldıkları için bu durum Heejoo'yu daha da utandırıyordu.
Geriye doğru adım atmaya başlayınca, Baek Sa-eon'un kaşları hafifçe kalktı.
"Ofisimi bulduysa, artık bu ev de güvenli değil demektir."
"Yani, işbirliği yap. O herifin neyi, nereleri, nasıl bildiğini doğrulamam gerekiyor."
Emir verici bir tonla konuşan adam, Heejoo'yu bir anda kucaklayıp kaldırdı.
'Ahhh…!'
Kurtulmak için çırpındığında sakin bir şekilde bakıp konuştu.
"Sakin dur ve uslu bir kız ol."
'Bu da...'
Utançla ensesine kadar sıcaklık yayıldı.
Baek Saeon, sanki bir çocuğu taşıyormuş gibi onu kolayca havaya kaldırmıştı.
Sonra uzun adımlarla koridoru geçip kendi yatak odasına girdi.
Üç yıl boyunca aynı evde yaşamalarına rağmen, Heejoo'nun asla adım atmadığı bir yerdi.
Birbirlerinin alanlarına saygı duymak, suskunluk kadar önemli bir kuraldı bu soğuk evlilikte.
Ancak o, Heejoo'yu adeta yatağa fırlatır gibi bıraktı.
"Bunu kendi gözlerimle görmem gerek."
Baek Sa-eon'un gölgesi, Heejoo'nun üzerine karanlık bir örtü gibi çöktü.
Hee-Joo hafif hastane kokusu karşısında burnunu kırıştırırken Baek eşofman altının bel kısmını sıktı.
Altı her an aşağı sıyrılacakmış gibi hissedip elini aceleyle Baek'inkinin üzerine koydu.
'Bekle, bekle!..'
Aniden, donuk göz bebeklerinde hoşnutsuzluk belirdi.
Komodinin üzerindeki araba anahtarlarını aldı, ardından anahtarlığa takılı kesici bıçağı açtı ve Hee-Joo'nun pantolonunu yırttı.
'Bu ne!..'
Eşofmanının sağ tarafı, kasıklarına yakın bir yerden gelişigüzel yırtıldı.
Hee-joo tepki veremeden bembeyaz bacağı gözler önüne serildi.
'Tamamen çıkartmadığına şükretmeliyim ama... bu daha da kötü hissettiriyor!..'
Baek Heejoo'nun yumuşak bacağına bastırarak hafifçe yana itti.
Yüzü o kadar ifadesizdi ki kendini laboratuvardaki bir şişe gibi hissetti.
'Oh..!'
Yine de vücudunda keskin bir sızı hissetti ve kalbi hızla çarpmaya başladı. Hee-Joo hassas bir bölgeye dokunulmasının verdiği belirgin bir heyecanla ayak parmaklarını kıvırdı.
Tam o sırada Baek başparmağını bir noktayı bastırdı.
"Gerçekten de ben varmış."
Sıcak nefesi çıplak tenine dokundu.
Kaşlarını çatıp, "...Gerçekten varmış." diye mırıldandı.
Bakışlarını kızın bacaklarından ayıramıyordu.
Sanki fotoğraftakiyle karşılaştırıp, sahte mi, gerçek mi yoksa montaj mı olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi.
Üç parlak kırmızı nokta.
Oldukça benzersiz bir iz.
Fotoğraftakiyle tamamen aynıydı.
Az önce ifadesiz olan yüzüne bir anda belirgin bir hoşnutsuzluk yayıldı.
"Tabii ki ben de öyle olacağını düşünmüştüm."
"..."
"Hong Heejoo, bundan ne anlam çıkarmalıyım?"
Bocalayan Hee-Joo'nun elmecık kemikleri titredi.
Tam anlamıyla başını belaya sokmuştu!..
"Bu fotoğrafları ne zaman... Hayır, boş ver. Bunu geçelim..." dedi yüzünü ovarak.
"Telefonunu getir."
Heejoo bu beklenmedik sözler karşısında kaskatı kesildi. Bakışları titrerken Baek Sa-eon hızla başını eğip oba yaklaştı. Haklıydı, gerçekten de ondan hastane kokusu geliyordu.
"Telefonun hacklenip hacklenmediğini kontrol edip geri getireceğim."
"..."
"Ver hadi."
Beklenmedik bir şekilde sakin olan tepki karşısında, Heejoo biraz rahatladı.
Endişelendiği gibi, fotoğrafla ilgili bir sorguya çekilmedi.
Uygunsuz fotoğraflara odaklanmak yerine, sadece olayın nasıl gerçekleştiğini takip etmeye çalışıyor gibi görünüyordu.
'...Jartiyeri görmesine rağmen böyle ifadesiz kalmaya devam ettiğine inanamıyorum.'
Onu sarsmak ve zor durumda bırakmak gerçekten zor bir iş gibi görünüyordu.
İçinde bulunduğu durum ne kadar utanç verici olsa da, kendine çok mu güveniyordu yoksa her zamanki gibi onu umursamadığında mı böyle davranıyordu bilmiyordu.
'Ah...'
Tam o sırada bacağına sıkıca bastırdıktan sonra hızla kalkarak arkasını döndü.
Baek Sa-eon ağır ağır nefes alarak ellerinin başının arkasında birleştirdi.
Hee-Joo donuk gözlerle parmak izi çıkmış bacaklarına baktı.
Hissettiği acı hafif bir yanma ve karıncalanma hissi uyandırıyordu.
☺️☺️
YanıtlaSil