The Forgotten Field - 96. Bölüm (Türkçe Novel)

the-forgotten-field

"Bir ihtiyacınız olursa lütfen söyleyin."


Odaya huysuz bakışlarla göz gezdirirken kapının yanında duran kale beyi konuştu.


Pelerinini çıkarıp şöminenin kenarına asmış olan Varkas, her zamanki umursamaz tonuyla talepte bulundu.


"Yıkanmak için su ve sıcak baharatlı şarap getirirseniz memnun olurum."


"Hemen getirtiyorum."


Adam geri çekildiğinde, Thalia kadife minderle kaplı bir sandalyeye çöktü. Sabahın erken saatlerinden beri çeşitli şehir ve köyleri gezmekten bitap düşmüştü. Nemli etek ucunu düzeltiyor gibi yaparak, ağrıyan dizlerini gizlice ovdu.


Bunu gözünün ucuyla izlemekte olan Varkas, sakince konuştu.


"Senin için şifacıyı çağıracağım, bugünlük dinlenmelisin."


Thalia kaşlarını çattı.


"Peki ya sen?"


"Kale beyi ile bir toplantı yapmayı planlıyorum. Geç sürebilir, o yüzden önce sen uyu."


"Ne zaman uyumadım ki zaten?"


Thalia oldukça keskin bir tonda çıkıştı.


Son birkaç gündür aynı odayı paylaşıyorlardı ama adamın bir kez olsun yatağa uzandığını görmemişti. Varkas her zaman şafağa kadar çalışıyor, zaman zaman da bölgesel derebeyleriyle geceyi geçiriyordu. Bu durum, onunla aynı odaya her girdiğinde hissettiği tüm o gerilimi anlamsız kılmaya yetiyordu.


Thalia dudaklarını sıkıca kapatıp ona dik dik baktı, ardından çok geçmeden kendini yatağa fırlattı.


"Ben kendi başıma dinlenirim, sen git işine bak."


Varkas sessizce ona baktı, ardından hafif bir iç çekerek kapıyı açıp çıktı.


Çok geçmeden, kalenin hizmetçileri elinde şarap ve meyve tepsisi, bir de sıcak suyla dolu ahşap bir küvetle odaya girdi. Thalia hafifçe yıkanmak için mürebbiyeyi çağırdı, ardından şarap eşliğinde balla marine edilmiş birkaç dilim meyve yedi.


Sonra, tam şifacıdan kendisi için uyku otu yakmasını isteyecekti ki kapının dışından oldukça yüksek sesli bir kahkaha yükseldi. Görünüşe göre şövalyeler bir içki partisi düzenliyordu.


İfadesiz bir yüz takınmış olan Thalia, aniden omuzlarını kaskatı kesti. Gürültülü patırtının arasına tiz bir kadın kahkahası karışmıştı.


Şöminenin önünde kestirmekte olan mürebbiyeyi hızla sarstı.


"Mürebbiye, buradaki kale beyinin kızları var mı?"


"Nereden bileyim ben onu?"


Mürebbiye biraz şaşırmışçasına yanıtladı.


Thalia öfkeyle çıkıştı.


"Gelip giderken hiç bir şey duydun mu diye soruyorum!"


"Ben de bilmiyorum. Gelir gelmez buraya çağrıldım zaten."


Mürebbiye derin bir iç çekti.


"Daha da önemlisi, artık odama dönebilir miyim? Benim de dinlenmem gerek."


Onu aşağı göndermek üzere olan Thalia dudağını ısırdı. Mürebbiyenin yüzündeki yorgunluğu görmek, içindeki ufacık vicdan kırıntısını sızlatmıştı.


Alışık olmadığı bu yolculuktan zaten yorulmuş olmalıydı, üzerine bir de Thalia'nın banyosuyla ilgilenmek zorunda kalmıştı, bu yüzden iyice bitkin düşmüş olmalıydı.


Thalia yavaşça başını salladı.


"Pekala. Gidebilirsin."


Mürebbiye derhal dışarı çıktı. Thalia bu fırsatı değerlendirip koridora doğru baktı.


Dışarıdan gelen gürültü daha da netleştiğinde, midesinde bir endişe dalgası kabardı.


Varkas'ın asla aptalca bir şey yapmayacağını çok iyi bildiği halde durum böyleydi.


Thalia endişeli bir ifadeyle dudağını ısırdı, ardından en sonunda üzerine bir pelerin alıp dışarı çıktı.


Ateş gölgelerinin titreştiği koridordan geçip merdivenlerden aşağı indiğinde, eşleşmiş ve flört eden bir grup kadın ve erkek gördü. Gözlerini kıstı ve adamların yüzlerini süzdü. Hepsine ne kadar aşina olduğuna bakılırsa, Siar Hanedanı'nın atlı savaşçıları gibi görünüyorlardı.


Onlardan biri hizmetçi olduğu anlaşılan genç bir kadının belini kendine doğru çekti ve dudaklarını kızın kulağına yaklaştırdı. Hizmetçi kızardı ve kıkırdadı.


Thalia bu manzarayı tiksintiyle izledi ve salonun iç tarafına doğru döndü.


Şarap ve yiyeceklerle iyi hazırlanmış uzun masanın etrafında Varkas'ın yardımcıları oturuyordu. Onlara da neredeyse yarı çıplak giyinmiş kadınlar tarafından şarap ikram ediliyordu.


Manzaraya bakılırsa, kale beyi misafirlerini ağırlamak bahanesiyle çok sayıda hayat kadınını içeri çağırmış gibi görünüyordu.


Thalia öfkeli bakışlarla etrafına baktı ve geniş salonda adımlarını hızlandırdı. Kafasındaki tek düşünce, Varkas'ı bu kirli yerden derhal söküp çıkarmaktı.


"Altesleri!"


Sızlayan bacaklarını sürükleyerek ziyafet salonunda ilerlerken, yakınlardan tanıdık bir ses geldi. Thalia başını hızla çevirdi ve kalabalığın arasında tanıdık bir yüz görünce gözlerini kıstı.


Tyrone adındaki Doğu şövalyesiydi bu. Adam ona yaklaştı, başının arkasını kaşıdı ve mahcup bir kahkaha koyuverdi.


"Altesleri'nin erken dinleneceğini duymuştum, hangi rüzgar attı sizi buraya..."


"O kadar gürültülüydü ki ne oluyor diye bakmaya geldim."


Varkas'ı aramak için etrafa bakınmakta olan Thalia, adama alaycı bir tebessüm gösterdi.


"Eğlencenizi böldüm galiba."


"Hahaha."


Adam abartılı bir kahkahayla cevabı geçiştirdi.


Thalia ona buz gibi bir bakış fırlattı, ardından gözlerini tekrar cıvıl cıvıl ziyafet salonuna çevirdi.


"Daha da önemlisi, Varkas nerede?"


"Büyük Dük Hazretleri üçüncü kattaki çalışma odasında. Sir Darken baş başa bir görüşme talep etti."


Salonu baştan başa taramakta olan Thalia, başını hızla adama çevirdi.


"Sadece ikisi mi?"


Belki de kızın salonu neden bu kadar ince elenip sık dokunarak aradığını ancak o zaman anlayan adamın dudak kenarlarında eğlenen bir tebessüm belirdi.


"Evet, tüm hizmetçileri de gönderdi, o yüzden endişelenmeyin."


Bir an için kızın yanakları, sanki içindeki her şey okunmuş gibi alev alev yandı.


Thalia sesini yükseltti.


"Kimin endişelendiğini söyledim ki!"


Ardından hızla arkasını döndü, adam da derhal onun peşine takıldı.


"Yalnız yürümemelisiniz. Sizi odanıza kadar geçireyim."


"Gerek yok."


"Gerekli."


Adam kararlı bir tonla konuştu.


"Büyük Düşes Altesleri'ne bir şey olursa sorumluluk bize ait olur. Haydi, gidelim."


Ardından kıza reddetme fırsatı vermeden dirseğini yakaladı.


Thalia refleks olarak adamın elini sertçe silkip attı.


"İstemediğimi söyledim!"


Kızın bu şiddetli reaksiyonu karşısında şaşırmışçasına, adamın alnında derin bir çizgi belirdi.


Thalia onu orada bıraktı ve geldiği yol boyunca kaçar gibi ilerledi.


Loş ışıkların titreştiği merdivenleri tekrar tırmandığında, uyluklarına ve baldırlarına kramplar girmeye başladı.


Bütün gün bacaklarını fazla zorlamış gibi görünüyordu.


Epey geç bir saat olmasına rağmen, şifacıyı çağırıp iyileşme büyüsü istemesi gerekecek gibiydi.


Titreyen uyluğuna yumruğuyla hafifçe vurdu ve uzun koridordan geçti.


Derken tuhaf bir inleme sesi duydu ve yürümeyi kesti. Sesin geldiği yöne başını çevirdiğinde, koridorun sonunda birbirine yapışmış tuhaf bir gölge gördü. Ancak birkaç saniye sonra bunun tek bir bedenmiş gibi birbirine kenetlenmiş bir erkek ve kadın olduğunu fark etti.


Midesine zar zor gönderdiği yiyecekler sanki geri tepip boğazına dayanacak gibi oldu. Bulantısını bastırdı ve bir adım geriledi.


Tam o anda, etli bir hizmetçiyle yapış yapış bir şekilde öpüşmekte olan çocuğun gözleriyle göz göze geldi.


Thalia bir çığlık yutkundu.


Koridorda sürtüşen kişi Varkas'ın küçük kardeşinden başkası değildi.


Thalia bocalayarak aceleyle bedenini döndürdü. Ancak dengesini kaybetti ve küt diye yere kapaklandı. Bu sert darbeyle birlikte, dizlerinden kalçasına ve beline kadar dayanılmaz bir acı saplandı.


Gözleri doldu ve sessiz bir çığlık koyuverdi.


"Yenge!"


Onu gören Lucas, hizmetçiyi bir kenara itti ve koşarak yanına geldi.


Thalia, kendisini desteklemeye çalışan eli hışımla kenara vurdu.


"Bedenime dokunma!"


Lucas irkilerek geri çekildi.


Thalia buz gibi gözlerle ona dik dik baktı, ardından doğrulmak için çabaladı.


Tek elini duvara dayayıp zorlu bir adım attığında, donakalmış olan Lucas haksızlığa uğramış bir ifadeyle mırıldandı.


"Az önce gördüğün şey yüzünden mi böyle yapıyorsun? Az önceki şey benim fikrim değildi. Bana iyi bir deneyim yaşatacağını söyledi, ben de kabul ettim sadece."


Bu gevezelikler sanki kulaklarını çürütecekmiş gibi hissettirdi.


Thalia ona tiksinti dolu bir bakış fırlattı.


"Sana soran oldu mu? Sormadığım bir şey hakkında gevezelik edip kulaklarımı neden kirletiyorsun?"


Lucas'ın yüzü kıpkırmızı oldu.


Çenesini sıktı ve öfkeyle dik dik baktı.


"Ufacık bir öpücük yüzünden neden bu kadar abartıyorsun ki? Sen de her gece Ağabeyimle bundan çok daha fazlasını yapıyorsundur kesin..."


Thalia'nın eli bir kamçı gibi havada süzüldü.


Sanki bu saldırıyı bekliyormuş gibi, Lucas derhal kızın bileğini yakaladı.


"Ha! Sürekli beni dövmene izin vereceğimi mi sandın? Bana bir kez daha vurursan kendimi tutmayacağım artık!.."


Kısık bir sesle tehditkar bir şekilde konuşan çocuk, aniden ağzını kapattı.


Kızın sanki alev almışçasına kıpkırmızı kesilen yüz rengini fark etmiş gibiydi.


Boş gözlerle gözlerini kırpıştırdı, ardından inanamıyormuşçasına mırıldandı.


"Sakın bana ikinizin hâlâ hiçbir şey yapmadığını söyleme... Ah!"


Kaval kemiğine yediği sert bir tekmeyle Lucas belinden ikiye katlandı.


Thalia yumruklarını çocuğun sırtına vahşice indirmeye başladı.


Çaresizce dayak yiyen Lucas, kızı duvara doğru itti.


"Kahretsin! Bu berbat mizacınla ağabeyimin sana hâlâ elini bile sürmemiş olmasına şaşmamalı!"


Sanki öfkesi beynine sıçramışçasına hırçınca kükredi.


Thalia, sanki bir bıçak saplanmışçasına omuzlarını büktü.


Alev alev yanan gözlerle o yüze bakan çocuk, acımasızca ekledi.


"Yoksa ağabeyim hâlâ eski nişanlısını unutamadı mı? Belki de o kadınla yapmak o kadar iyiydi ki seninle bir türlü eli varmıyordur..."


Kız tek bir kelime daha duymak istemiyordu.


Thalia, birkaç gün önce yeniden uzatmaya başladığı tırnaklarını çocuğun gevezelik eden dudaklarına geçirdi.


Acı dolu bir çığlıkla Lucas kızın kolunu yakaladı.


Çılgın bir kadın gibi üzerine saldırmasıyla oldukça bocalayan narin beden geriye doğru devrildi.


Thalia çocuğun karnının üzerine tırmandı, bir hela çukurundan farksız olan o kirli ağzını açtı ve kaygan dilini parmaklarıyla yakaladı.


Çocuğun güneşte yanmış yüzü patlayacakmışçasına kıpkırmızı oldu.

Yorumlar