The Forgotten Field - 91. Bölüm (Türkçe Novel)

the-forgotten-field

Lucas gösterişli bir şekilde burnundan soludu.


"Doğulular ne zamandan beri huzur gibi şeyleri umursar oldu?"


"Umursamaya başlasak iyi olur."


Tyrone'un yüzünde hafif bir uyarı ifadesi belirdi. Kısılan gözleriyle onu delip geçercesine süzen atlı savaşçı, ciddi bir tonla devam etti.


"Büyük Dük Hazretleri yatağa bağımlı kaldığından beri Doğu'nun birliği gözle görülür şekilde zayıfladı. Öte yandan Ziin halkı güçlerini istikrarlı bir şekilde artırdı. Eğer ciddi anlamda bir işgale kalkışırlarsa, Doğu bir anda kan gölüne döner. Önemsiz meseleler yüzünden ağız kavgası yapmanın sırası değil."


Lucas dudaklarındaki o çarpık tebessümü sildi.


"Çok fazla abartmıyor musun? Ziin'ler baş belası olabilir ama İmparatorluk'un en güçlü süvari ordusuna sahibiz biz. Sınıra kadar dayanan o barbarlar ne kadar güçlenirse güçlensin, sonuçta hiçbir şeycikler."


"O süvari ordusu bile güçlü bir lideri olmadığında düzensiz bir güruhtan ibarettir."


Tyrone bıkkın bir iç çekti.


"Büyük Dük cepheden çekilmişken, Doğu'daki derebeylerinin her biri kendi güçlerini büyütüp durdu. Onların emrindeki savaşçılar Siar Hanedanı'na değil, kendi efendilerine sadık. Eğer kazara o derebeyleri güçlerini birleştirip bir isyan başlatırsa, Doğu anında paramparça olur."


Peş peşe gelen bu karamsar tablo karşısında Lucas'ın yüzü kaskatı kesildi.


Bazı vasalların şüpheli hareketler sergilediğini o da biliyordu. Ancak durumun Tyrone'un söylediği kadar ciddi olabileceğini bir kez olsun düşünmemişti.


Lucas sert bir tonla yanıtladı.


"Eğer vasallar bir isyan planlarsa, Saray öylece oturup izlemez. Siarkan Hanedanı aynı zamanda İmparator'un da vasalıdır. Büyük Dük'ün hanedanına karşı gelmek, Roem İmparatorluğu'na isyan etmekten farksızdır."


"Sana ne anlatmaya çalıştığımı anlamıyorsun."


Tyrone dilini sertçe şaklattı.


"Ben en başta bir isyanın çıkmasını engellememiz gerektiğini söylüyorum! Durum Saray'ın müdahale etmek zorunda kalacağı raddeye gelirse, Doğu zaten çoktan çöplüğe dönmüş demektir. Bu gerçekleşmeden önce disiplin hizaya sokulmalı."


Lucas onu çürütecek tek bir kelime bile bulamadı ve ağzını kapattı.


Sert gözlerle ona bakmakta olan Tyrone, kararlı bir şekilde kestirip attı.


"Yeni Büyük Dük'ün göreve başlaması, Doğu'yu yeniden kenetlemek için bir fırsat olacak. Siarkan Hanedanı'nın bir üyesi olarak Genç Efendi de buna katkı sağlamak zorunda."


"Yani eninde sonunda ağabeyimin iradesine uysalca boyun eğmemi söylüyorsun."


"İkinci oğul olarak doğduğunuza göre, bu kaçınılmaz değil mi?"


Tyrone iğneleyici bir laf çarptı.


Lucas sessizce ona dik dik baktı, ardından bu can sıkıcı dırdırdan kurtulmak için dizginleri savurdu.


O henüz on beş yaşındaydı. Doğu'nun karmaşık siyasi durumuyla ya da ikinci oğul olarak sorumluluklarıyla şimdiden kafasını yormak istemiyordu.


Sanki ona inat edermişçesine atını kamçıladı.


Bir ok gibi ovayı yararak ilerlerken, batıya doğru süzülen güneşin altında engin bir otlak gözlerinin önüne serildi.


Lucas atını tepenin zirvesinde durdurdu, ağırdan ağıra otlayan yüzlerce ata göz gezdirdi, ardından atının başını yakınlardaki büyük kamp alanına doğru çevirdi.


Toplantı salonu olduğu anlaşılan devasa çadıra yaklaştığında, gösterişli bir kaftan giymiş heybetli bir adam onu karşılamak için koşarak dışarı çıktı.


"Hoş geldiniz! Gelmenizi o kadar uzun zamandır bekliyordum ki!"


Lucas'ın yakından tanıdığı Siarkan Hanedanı vasallarından biriydi bu.


Lucas eyerden hafifçe aşağı atladı ve adama doğru neşeyle bağırdı.


"Kuhn Badera! Görüşmeyeli uzun zaman oldu."


"Epey oldu Genç Efendi Lucas. Bayağı boy atmışsınız."


"Son gördüğümden beri sen daha da şişmanlamışsın."


Adam içten bir kahkaha attı ve Lucas'ın saçlarını sertçe karıştırdı.


"O sivri diliniz hâlâ aynı."


Sakallı yüzünde rahat bir tebessüm olan adam aniden etrafına bakındı.


"Bu arada, diğerleri nerede? Yeni göreve başlayan Büyük Dük'ün atlı savaşçılarla geleceğini duymuştum…"


"Yakında varırlar."


Lucas tepeye doğru parmağını sallayıp umursamazca konuştu.


"O kadar çok dırdır ettiler ki önden geldim ben."


Sözünü henüz bitirmişti ki sırt boyunca yüzlerce süvari belirdi.


Kuhn Badera derhal hizmetçilere misafirleri karşılamaya hazırlanmalarını talep etti.


Lucas da görevini yerine getirmek için tepeye doğru hareketlendi.


Tam o sırada Varkas, toplantı salonunun önüne ulaşan yolculuk arabasından aşağı adım attı.


Onlara hizmet etmek için koşarak gelen Lucas aniden yürümeyi kesti.


İkinci Prenses, ağabeyinin kucağındaydı.


Sanki tamamen tükenmişçesine kendinden geçen kadını tek koluyla kolayca destekleyen Varkas, ağır ağır etrafına bakındı ve sordu.


"Nerede kalacağız?"


O ikisine boş gözlerle bakmakta olan Kuhn Badera, aceleyle koşarak geldi ve başını eğdi.


"S-sizinle tanışmak bir şereftir Büyük Dük Hazretleri. Bendeniz atlarınızın bakımından sorumlu Kuhn Badera."


Aşırı gergin bir yüzle kekeleyen adam arkasını döndü ve ekledi.


"Lütfen beni takip edin. Konaklayacağınız yere rehberlik edeyim."


Varkas, kızın halsizce düşen başını omzuna doğru bastırdı ve adamı takip etti.


Lucas bir an tereddüt etti, ardından peşlerine takıldı.


Adamın onları götürdüğü yer, kamp alanının merkezinde yer alan devasa bir çadırdı.


Zift kaplı kumaşla örtülü koni şeklindeki çadırın içinde büyük bir yatak ve lüks mobilyalar bulunuyordu.


Varkas içeride yavaşça göz gezdirdi, ardından kadını geniş yatağa bıraktı ve Lucas'a emretti.


"Git bir hizmetçi çağır. Altesleri'nin hizmetçileri arasında çeyrek cüce olan biri olmalı."


"…Benim görevimin Ağabeyim'e hizmet etmek olduğunu sanıyordum."


Yatağın üzerindeki cibinliği indirmekte olan Varkas, afallamışçasına kuru bir kahkaha attı.


"Ben de sana az önce bir emir vermedim mi?"


"Ağabeyimin bana emrettiği şey, hizmetçilerin yapacağı küçük bir angarya. Benim görevim ağabeyimin atını ve silahlarını yönetmektir…"


"Senin görevin, şikayet etmeden emirlerime itaat etmektir."


Varkas yerinden kalktı ve ona doğru iri adımlarla yürüdü.


Lucas farkında olmadan bir adım geri çekildi.


Varkas tek eliyle onun omzunu kavradı, dağılmış saçlarını geriye doğru taradı ve ağır ağır devam etti.


"Lucas, bundan böyle bana nasıl itaat etmeyi öğreneceksin. Ata binmeye başladığın andan itibaren öğrenmiş olman gereken bir erdemdir bu."


Lucas bir yılanın karşısındaki fare gibi kaskatı kesildi.


Varkas soğuk gözlerle onun yüzüne baktı ve sakince ekledi.


"Bundan sonra bana karşı gelirsen, hak ettiğin cezayı alırsın. Anladın mı?"


Lucas kuru bir şekilde yutkundu ve ağır ağır başını salladı.


Varkas çok geçmeden çenesiyle işaret etti.


"Öyleyse çabuk ol ve hizmetçiyi getir."


Lucas derhal çadırdan dışarı koştu.


Görünüşe göre bu gezi pek de keyifli bir gezinti olmayacaktı.


Saçlarını sertçe karıştırarak ağır adımlarla yürüdü.


——


Dizlerini sızlatan o acı kalçasına kadar tırmandı.


Kalın çarşafın üzerinde bir o yana bir bu yana dönüp duran Thalia, kurumuş göz kapaklarını zorlukla araladı.


Işıkların titreştiği yabancı bir tavan görüş alanını doldurdu.


Thalia gözlerini kırpıştırdı, ardından üst bedenini yavaşça doğrulttu. Sonra aniden, üzerinde sadece ince linen bir elbise olduğunu fark edince irkildi.


Aceleyle bacaklarına dokunduğunda, sabah sarılan bandajları hissetti.


Neyse ki sadece dış kıyafeti çıkarılmış gibi görünüyordu.


Tam derin bir nefes alıp rahatlayacaktı ki yakınlardan hafif bir su sesi geldi.


Thalia başını hışımla çevirdi ve Varkas'ın üstü çıplak bir şekilde yüzünü yıkadığını görünce donakaldı.


Adam avuçlarıyla su alıp ensesine doğru sürüyordu.


Berrak su damlaları, o sıkı kaslarının kıvrımları boyunca yavaşça aşağı süzülüyordu.


Thalia bu manzara karşısında boş gözlerle bakakaldı, ardından sesini zorlukla çıkarabildi.


"N-ne yapıyorsun sen şu an?"


Islak elleriyle yüzünü ovuşturmakta olan Varkas, başını ona doğru çevirdi.


Onun ıslak, solgun bedeni kızın görüş alanını kapladı.


Thalia'nın yüzü alev gibi kıpkırmızı oldu ve aceleyle yorganı göğsüne kadar çekti.


"Neden, neden yarı çıplaksın sen! Seni sapık!"


Varkas sessizce ona baktı, ardından derin bir iç çekti.


"Kıyafetlerimle yıkanamam, değil mi?"


"O-öyleyse neden burada yıkanıyorsun!"


Thalia tiz bir ses çıkarırken, bir sonraki an nefesi kesildi.


Yatağın üzerine doğru eğilen Varkas, tek eliyle kızın ağzını kapatmıştı.


"Sesini alçalt."

Yorumlar