The Forgotten Field - 90. Bölüm (Türkçe Novel)

Thalia kaskatı kesilmiş bir yüzle ona döndü.
"Ne demek bu?"
"Bundan böyle birlikte kalmamız gerekiyor anlamına geliyor."
Varkas sakince yanıtladı.
"Bölge gezisi boyunca ata binmem gereken zamanlar olacaktır elbette ama mümkün olduğunca arabayı seninle birlikte kullanmaya niyetliyim."
Kız kuru bir şekilde yutkundu.
"Peki ya konaklama…"
"Konaklamayı da paylaşacağız."
Thalia'nın yüreği bir gümbediyle aşağı düştü.
Buna sebep olan şeyin korku mu yoksa bunca yıldır canını yakan o karmaşık duygu mu olduğunu kestiremiyordu.
Bileğindeki yeşim süsü kıvırıp duran Thalia endişeyle konuştu.
"Gerçekten bunu yapmak zorunda mıyız?"
Varkas cevap vermedi. Thalia çok geçmeden hırçın bir edayla kelimeleri dışarı kustu.
"Benimle evlenirsen insanların ne diyeceğini bilmiyor muydun sanki? Tüm dünya bu evliliğin arkasındaki sebepleri zaten biliyorken, mutlu bir çift gibi davranmak daha da gülünç görünecektir."
"Birbirini seven bir çift gibi görünmemize gerek yok."
Varkas derin bir nefes koyuverdi.
"Karı koca ilişkisi sürdürebilecek kapasitede görünmemiz yeterli."
Şaşkın bir ifade takınmış olan Thalia'nın gözleri aniden şokla açıldı.
Karı koca ilişkisi derken... kastettiği şey gerçekten düşündüğü şey miydi?
İnsani arzuların en ufak bir kırıntısının bile bulunmadığı o riyazatlı yüze boş gözlerle bakarken, adam sakince devam etti.
"Şartlar ne olursa olsun biz artık bir karı kocayız ve Altesleri, evli bir soylunun yerine getirmesi gereken sorumlulukların en azından ne olduğunu biliyor olmalı. Normal bir çift gibi görünmemiz sadece senin değil, benim konumum için de faydalı olacaktır."
Thalia'nın yüzü alev gibi kıpkırmızı oldu.
Görünüşe göre adamın bahsettiği "karı koca ilişkisi" gerçekten de düşündüğü şeydi.
Titreyen dudaklarının arasından saçma sapan kelimeler döküldü.
"Yani... aynı yatağı paylaşıyormuş gibi mi görünmemiz gerektiğini söylüyorsun?"
Gözlerinin kenarında hafif bir kırışıklık belirdi adamın. Hem bir gülümsemeyi hem de kaş çatmayı andıran tuhaf bir ifadeydi bu.
"Açıkça söylemek gerekirse, evet."
Thalia dudaklarını sıkıca ısırdı ve ağır ağır onu süzdü.
İnce, parıltılı ipek kumaşın altında, en ufak bir fazlalığı olmayan o sağlıklı beden net bir şekilde ortaya çıkıyordu.
Geniş omuzlar, ince kaslarla örülmüş göğüs, ince bir bel ve bir atınkini andıran uzun, güçlü bacaklar…
Aniden nefesinin kesildiğini hisseden kız, aceleyle gözlerini indirdi. Eteğinin ince kenarından, çiroz gibi kalmış bacakları belirsizce seçiliyordu.
Midesine bir sancı saplandı.
Annesinin bile iğrençmişçesine kaşlarını çattığı yara izleriydi bunlar.
Onu bebekliğinden beri büyüten sütannesi bile bedenini yıkarken ne kadar acı çektiğini gizleyemiyordu.
Bu kadar çirkin bir şeyi onun önüne sermeyi hayal etmek bile soğuk terler dökmesine yetiyordu.
Kıyafetinin eteğini çekiştirerek sert kelimeler kustu.
"İstemiyorum. Herkes ne derse desin. İnsanlar zaten her zaman istedikleri gibi konuşurlar. Ağız dediğin bunun içindir. Aşağımdakilerin bakışlarını neden umursayayım da böyle gülünç bir tiyatro oynayayım…"
"Thalia."
Büyük bir el, kızın kaskatı kesilmiş elinin sırtını örttü.
Thalia irkilerek başını kaldırıp ona baktı.
Onun soğuk elini sıkıca kavrayan Varkas, kararlı bir tonla konuştu.
"Sana rol yap demiyorum."
"…"
"Birlikte vakit geçirdiğimizi kamuoyuna göstermemiz yeterli."
Varkas'ın sözleri bir emirden ziyade bir ricayı andırıyordu. Bu gerçek, Boğazında biriken reddediş kelimelerini tıkadı.
Gözleri hafifçe titreyen Thalia, adamın yorgunluk izleri taşıyan yüzünü inceledi. Siarkan Büyük Dükü'nün tavrına bakılırsa, belki de Varkas'ın konumu da henüz sağlam değildi. Kendisi yatak odasına kapanmışken, adam konumunu perçinlemek için durmaksızın kendini paralamış olmalıydı.
Aniden ağzı kurudu.
Eğer buraya Ayla gelmiş olsaydı, Varkas uğruna kolları sıvardı. Doğuştan gelen liderliğini ve asaletini sergileyerek Varkas'ın konumunu sağlamlaştırmasına yardım ederdi.
Adamın böyle bir ricada bulunmasına asla gerek kalmazdı.
O ikisi normal bir ilk gece geçirir ve evlilik ilişkilerini doğal bir şekilde sürdürürlerdi.
Thalia alt dudağını ısırdı.
Kendi kendini bitiren yıkıcı düşünceler birbirini kovaladı.
Varkas Ayla'ya nasıl davranırdı acaba?
Düşmanıymış gibi kendisine hırlayan birine bile böyle bir cömertlik gösterdiği düşünülürse, Ayla'ya karşı çok daha fazlasını yapardı, asla daha azını değil.
Fırsat buldukça kendisine dokunmaya çalıştığı gibi, Ayla'nın bedenine de hiç çekinmeden dokunurdu.
Varkas'ın Ayla'nın yanağını veya kulağını okşadığını, kolunu beline doladığını hayal etti.
Hayalinde, o ikisi hiç çekinmeden bundan çok daha fazlasını da yapıyordu.
Düşündükçe, kalbi dağlanmışçasına alev alev yandı.
Thalia elini hışımla adamın kavrayışından çekti.
Ardından bakışlarını pencereden dışarı çevirdi ve içinde köpüren o duyguyu bastırmak için çabaladı.
"Nasıl istiyorsan öyle yap."
Ağır bir sessizlik çöktü.
Onun ifadesini kontrol etmek istiyordu ama nedense korkuyordu.
Thalia dirseğini pencere pervazına dayadı ve süvarileri izliyormuş gibi yaptı.
Çok geçmeden, yankılanan borazan sesiyle birlikte araba öne doğru hareket etmeye başladı.
Thalia başını hafifçe pencereden dışarı çıkardı.
Araba kale kapısından geçtiğinde, gözlerinin önüne engin bir ova serildi.
Gökyüzüne dokunan ovanın üzerinde sert bir rüzgar dalgası esti.
Sararmış-kahverengi ovayı izlerken Thalia, göz ucuyla adama baktı.
Varkas da dışarıdaki ovaya bakıyordu.
Bembeyaz gün ışığı, yüzünün üzerine göz kamaştırıcı bir ters ışık düşürüyordu.
Göğsü tuhaf bir duyguyla sıkıştı.
Bu yabancı ama büyüleyici toprakta, onunla vakit geçirmek zorundaydı.
Zorlukla inşa ettiği o duvarları koruyabilecek miydi acaba?
—-
Lucas dizginleri hiç tereddüt etmeden savurdu.
Yaklaşık bir haftadır ilk kez ata biniyordu.
İki gündür tek başına bırakılan ve olabildiğince öfkelenen Turgan, sert burun solumaları çıkararak ovayı güçlü adımlarla geçti.
Ayaklarının altında aygırın gergin kaslarının dalgalandığını hissetti.
Üzengilerin üzerinde doğruldu ve yüksek sesle bir tezahürat koyuverdi.
Kuru rüzgar bedenini sertçe sıyırdı.
Müthiş derecede ferahlatıcıydı.
"Düzeni bozma!"
Yanına kadar gelen Tyrone bağırdı.
Lucas hoşnutsuz bir ifadeyle ona döndü.
"Bu kadardan ne çıkar ki!"
"Sana bir vasal gibi nasıl davranacağını öğretme bahanesiyle eşlik etme iznini zorlukla aldım! Böyle kafana göre hareket edersen beni ne duruma düşürürsün?"
Lucas dilini sertçe damatıp dizginleri çekti.
Uyarılmış atı zorlukla sakinleştirdiğinde Tyrone da yavaşladı ve aradaki mesafeyi kapattı.
"Daha önce de söylediğim gibi, Genç Efendi bir süre Büyük Dük Hazretleri'nin yaveri olarak hizmet edecek. Arabadan uzaklaşma."
"Anlamıyorsun. Ben bunu ağabeyimi düşündüğüm için yapıyorum."
Lucas alaycı bir edayla konuştu.
"Ağabeyim etrafında dolanmamdan daha çok nefret ederdi. O kadın da öyle."
İğneleyici bir tonla söyledi ve çok gerideki tepeyi ağır ağır aşan arabaya baktı.
O kadının tokat attığı yüzü hâlâ kaşınıyordu.
Bir süre kızarıp şişen yanakları ancak iki gün sonra yatışmıştı.
Dudak büktü.
"O kadının o gün bana ne yaptığını gördün."
"Burnunuzu kızın ensesine kadar yaklaştırdığınızı da gördüm."
İrkilip yüzü kızardı.
"Öyle söyleyince beni gerçek bir sapık gibi gösteriyorsun! Sadece tuhaf bir koku geldiği için kokladım!"
"…Nasıl söylersen söyle, kulağa sapıkça geliyor."
Tyrone başını salladı.
"Büyük Dük Hazretleri'nin dediği gibi, ikinizin de soylulara yakışır görgü kurallarını öğrenmesi gerekiyor. Eski Büyük Dük'ün yatağa bağımlı olması bahanesiyle, şimdiye kadar fazla özgür yaşadınız."
Lucas hoşnutsuz gözlerle ona dik dik baktı.
Varkas'ın tarafını çaktırmadan tutan bu sözler onu öfkelendirmişti.
"Sen de tamamen ağabeyime kapılmışsın."
Tyrone bunu pek reddetmedi.
Varkas'ı efendisi olarak çoktan kabul etmiş gibi görünüyordu.
Bu sadece Tyrone için geçerli bir durum değildi.
Eski kafalı büyükler Varkas'ın radikal eylemlerinden endişe duyduklarını dile getiriyorlardı ama ateşli savaşçılar ona coşkulu bir destek gönderiyordu.
Herkes güçlü bir liderliğe aç kalmıştı.
Dürüst olmak gerekirse Lucas da Varkas'ın sergilediği o ezici güç karşısında yarı yarıya büyülenmişti.
Ancak bunu uysalca itiraf etmek istemiyordu.
"Pekala. Biraz kabalık ettiğimi kabul ediyorum. Ama o kadın da sütten çıkmış ak kaşık değildi! Neden sadece biz cezalandırılıyoruz?"
"Kendisinin kraliyet soyundan geldiğini unutuyorsun." dedi Tyrone düz bir tonla.
"Üstelik artık Büyük Düşes de oldu. Bu yüzden bundan sonra kelimelerini dikkatli seçsen iyi edersin. Sir Daren'ın az önce ne söylediğini duydun, değil mi?"
Parmağının ucuyla boğazını keser gibi bir hareket yaptı.
"O kadın, Siarkan Büyük Dükü'nün bizzat karşısında bile gözünü kırpmadan zehir kusan biri. O üç parmaklık diliyle Genç Efendi'yi soyup soğana çevirir. Bu yüzden, Doğu'nun huzuru için durduk yere onun damarına basma."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder