The Forgotten Field - 89. Bölüm (Türkçe Novel)

the-forgotten-field

Varkas en ufak bir şikayette bulunmaksızın arkasını döndü.


Adeta onun tarafından sürüklenircesine odadan ayrılırken Thalia endişeli gözlerle etrafına bakındı. Mahvolan atama merasimini birilerinin sorun edeceğine dair kaygı, benliğini gecikmeli de olsa kaplamıştı.


Ancak vasalların çoğu, sanki üzerlerinden büyük bir yük kalkmışçasına rahatlamış görünüyordu.


"Bununla birlikte Doğu'nun disiplini de nihayet hizaya girecektir."


Bir şekilde yanlarına kadar gelen bir adam konuştu. Yüzü bir yerlerden tanıdık geliyordu. Varkas'ın düello yaptığı gün karşılaştığı kişilerden biri olmalıydı.


Lüks tören kıyafetleri içinde oldukça şık görünen adam, Thalia'ya hafifçe başını eğerek selam verdi, ardından bakışlarını tekrar Varkas'a çevirdi.


"Bölge gezisine bugün başlamayı mı planlıyorsunuz?"


"Özel bir problem çıkmazsa evet."


Varkas kestirip atan bir tonla yanıtladı, ardından Thalia'ya bakıp sordu.


"Hemen yola çıkabilir misin?"


"…Nereye gidiyoruz?"


"Atama merasiminin başlıca prosedürlerinden biridir. Yeni hükümdarın Doğu bölgelerini gezip halka yüzünü gösterdiği ve yerel koşulları incelediği sembolik bir etkinliktir."


Adam aniden söze girip durumu açıkladı. Thalia afallamış bir ifadeyle ona baktı.


"Benim de mi gelmem gerekiyor?"


"Normalde Büyük Düşes'in de kendisine eşlik etmesi gelenektir…"


Adam lafı belirsizce geveleyip yan gözle Varkas'a baktı. Koridorda sessizce yürümekte olan Varkas aniden durdu.


Yanağına bir elin dokunduğunu hisseden Thalia boynunu büktü. Varkas kızın çenesini kaldırıp sakin bir tonla konuştu.


"Altesleri de gitmek zorunda."


Thalia'nın gözleri fal taşı gibi açıldı. Bacaklarından yaralandığından beri ona ilk kez böyle bir şeyi dayatıyordu.


"Bana seni saklamama izin vermeyeceğini söylememiş miydin?"


Ona soğuk bir bakış fırlattı adam ve kaskatı bir edayla ekledi.


"Tam da söylediğin gibi yapmaya niyetliyim. Bundan böyle bu topraklarda senin Siarkan'ın Büyük Düşesi olduğunu bilmeyen tek bir kişi bile kalmayacak."


Kız şok içinde ağzını açtı. İşin yalnızca vasallara kendini göstermekle biteceğini sanmıştı, ama adamın kendisini tüm Doğu'ya sergileyeceğini rüyasında görse inanmazdı.


Thalia kuru bir şekilde yutkundu.


"Ş-şu an çıkamam. Eşyalarımı toplamam gerek, hem mürebbiye ve şifacım da…"


"Altesleri'nin hizmetçilerine önceden haber verdim. Şimdiye kadar tüm yolculuk hazırlıkları tamamlanmış olmalı."


Kaçış yolunu tıkar gibi lafını kesti adam.


Thalia gözlerini devirdi. Ancak yeni bir bahane bulamadan Varkas eğildi ve tek koluyla onu kolayca havaya kaldırdı.


Thalia çığlığını yutup kollarını onun boynuna doladı.


Kızın afallamış reaksiyonunu görmezden gelen Varkas, merdivenleri büyük adımlarla indi, büyük salonu geçti ve vasallara talimat verdi.


"Süvarilere hazır olmalarını söyleyin. Norden Ovası'na doğru yola çıkıyoruz."


Ardından ışık hüzmelerinin süzüldüğü kemerli kapıdan dışarı adım attı. Thalia gözlerini kamaşan ışık yüzünden kıstı. Gün ışığına alıştığında, avluyu dolduran hizmetçileri ve muhafızları gördü.


Sanki tuhaf bir yaratığa bakıyorlarmış gibi duran o bakışlar karşısında Thalia kaskatı kesildi.


Bir gün Saray'da gördüğü o tuhaf kuşu hatırladı. Demir parmaklıklar arkasına kapatılmış canavarı izleyen insanların o heyecanlı bakışları zihninde çaktı.


Midesini bulandıran o his şiddetlendikçe Thalia yüzünü adamın omzuna gömdü.


"Hepsine söyle bana dik dik bakmasınlar. İğrenç hissettiriyor."


"…Emrime gerçekten itaat ederler mi merak ediyorum."


Varkas tepkisiz bir tonla yanıtladı. Thalia donakalmış halde ona dik dik baktı.


"Artık Büyük Dük sensin. Emrine karşı gelen herkesin idam edileceğini söyle. Ya da geçen seferki gibi onları bir mızrakla deleceğini."


Aniden adamın dudaklarından hafif bir alaycı tebessüm geçti.


"Tüm doğuluları katletmemi mi istiyorsun?"


Thalia kaşlarını çattı. Bu adam az önce şaka mı yapmıştı?


Anlamaya çalışırcasına o duygusuz yüze bakarken, Varkas umursamaz bir tonla ekledi.


"Sana bakan herkesi idam edersem, Khan halkının soyu çok geçmeden tükenir."


"Aptalca konuşma. Sadece onları tehdit etmeni söylüyorum."


"Doğulular boş tehditler savurmaz. Bir şey konuşulduysa, yerine getirilmelidir."


Thalia hafif bir kafa karışıklığının içine sürüklendi. Varkas ile böyle saçma bir sohbet yaptığına inanamıyordu. Uyku otu yakmamış olmasına rağmen kafasının bir köşesi bomboş kalmıştı.


Kuru dudaklarını ıslattı ve huysuzca mırıldandı.


"Buna katlanmamı söylemek için bayağı uzun bir yol seçtin."


"Anlamış olmana sevindim."


Varkas dudak kenarını alaycı bir şekilde kıvırdı ve kızın başını öne doğru çevirdi. Thalia omuzlarını büktü. Kulağının dibinden yumuşak, alçak bir ses süzüldü.


"Başını kaldır."


Varkas, kızın başı kendi hizasının üzerinde kalacak şekilde tutuşunu ayarladı ve alçak bir sesle fısıldadı.


"Kendini saklasan bile benim seni saklamama izin vermeyeceğini söylemiştin."


Tam o sırada bedenlerinin üzerinden sert bir rüzgar dalgası geçti. Sanki bir şey çekiyormuşçasına Thalia başını kaldırdı.


Kuru çim yapraklarının kokusunu taşıyan serin hava kıyafetlerinin eteklerini doldurdu. Bedeninde gezinen o tatsız his yavaş yavaş silindi.


Thalia ağır ağır gözlerini kırpıştırdı.


İnce ipek, tenini yumuşakça sarıyordu. Parlayan gökyüzüne bir an baktıktan sonra Thalia bakışlarını tekrar açık alana indirdi.


İnsanlar hâlâ gözlerini bile kırpmadan ona bakıyorlardı. Ancak Thalia onların bakışlarında farklı bir şey sezebiliyordu.


Bu, hayranlık denebilecek bir duyguydu.


Sırtından aşağı tuhaf bir ürperti süzüldü. Ona sanki Senevier'e bakıyorlarmış gibi bakıyorlardı.


Thalia bu gerçeği fark ettiğinde bakışlarını yeniden Varkas'a çevirdi.


Bu adam yanında olduğu için miydi? Mahvolduğunu kimsenin fark edemediğine inanamıyordu.


"Büyük Dük Hazretleri'ni selamlarım."


Varkas geniş avluyu geçip kale kapısına ulaştığında, nizami bir şekilde dizilmiş şövalyelerden biri öne çıkıp saygılarını sundu. Tyrone isimli atlı savaşçıydı bu.


Varkas büyük yolculuk arabasının önünde durdu ve ilgisizce yanıtladı.


"Şimdilik sadece Büyük Dük vekiliyim."


"Gerçek gücün tamamını çoktan elinize almadınız mı?"


Adam kollarını göğsünde birleştirip muzip bir kahkaha attı.


"Herkes genç ve kudretli yeni bir liderin ortaya çıkışıyla heyecanlanmış durumda. Lütfen durduk yere üzerlerine soğuk su dökmeyin."


Söylenen laf cevap vermeye değmezmiş gibi Varkas sessizce yanından geçti ve arabanın kapısını açtı.


Thalia rahatça döşenmiş iç mekana bakarken gözlerini kıstı. Adamın bir hafta boyunca neden burnunun ucunu bile göstermediğini şimdi anlıyor gibiydi. Vasalların sadakatini kazanmak, Büyük Dük'e baskı yapıp atama merasimini zorla kabul ettirmek ve yolculuk hazırlıklarını mükemmel şekilde tamamlamak için iki beden bile yetmezdi.


Varkas arabaya bindi ve kızı geniş koltuğa bıraktı.


Ardından kapıyı tam kapatacakken, dışarıda bekleyen atlı savaşçı kapıyı tuttu.


"Önermek istediğim bir husus var. Lütfen Genç Efendi Lucas'ın bu yolculukta size eşlik etmesine izin verin."


"O çocuğu ev hapsine aldığımı duymadın mı?"


Adam hafifçe iç çekti.


"Biliyorum. Fakat Genç Efendi Lucas sizin öz kardeşiniz. Büyüdüğünde sizin sağ kolunuz olması gereken biri değil mi? Onu on yaşında bir çocuk gibi masa başında oturtmaktansa, bizzat tecrübe ederek öğrenmesine izin vermek daha iyi olmaz mı?"


Varkas'ın kaşlarının arasında hafif bir çizgi belirdi. Adamın esmer yüzüne düşünceli bir şekilde baktı, ardından iç çeker gibi konuştu.


"Pekala. Onu yaver olarak yanıma verin."


Adam memnun bir yüzle geri çekildi. Varkas derhal kapıyı kapattı ve kızın karşısına oturdu.


Thalia rahatsız bir ifadeyle ona baktı. Varkas ne zaman yola çıksa her zaman Tork'a binerdi. Epey zaman geçmesine rağmen arabadan inme belirtisi göstermeyince Thalia dikkatle ağzını açtı.


"At sürmeyecek misin?"


Bileğine sarılı sarkan süsleri çözmekte olan Varkas, ona soğuk bir bakış fırlattı.


"Arabadan inmemi mi istiyorsun?"


"Kim öyle bir şey söyledi? Sadece merak ettiğim için sordum."


Adamın her zamankinden daha keskin olan tavrı karşısında Thalia gözlerini indirdi ve alçak sesle mırıldandı.


Göz göre göre yaptıklarından dolayı her zamanki gibi sert çıkamıyordu. Arabanın duvarına iyice büzüldü ve gereksizce dışarıyı izliyormuş gibi yaptı.


Varkas arkasına yaslandı ve dağılmış saçlarını geriye doğru karıştırdı.


"Altesleri'nin de tahmin ettiği gibi, evliliğimiz yüzünden ortalıkta her türlü dedikodu dolaşıyor. Tartışmaları yatıştırmak için bir müddet normal bir evli çift gibi görünmemiz gerekiyor."

Yorumlar