The Forgotten Field - 88. Bölüm (Türkçe Novel)

Thalia sesini sertçe yükselttiğinde, her iki tarafta bekleyen hizmetçilerin yüzünde hoşnutsuz bir ifade belirdi.
Ancak Varkas'ın kendisi kılını bile kıpırdatmadı.
Varkas parmaklarını kızın şakaklarında kaydırdı ve alev alev yanan kulak memesini hafifçe okşadı.
Thalia afallamış bir yüzle ona baktı.
"N-ne yapıyorsun sen?"
"Kulakların bile kızarmış."
O hafifçe pürüzlü parmak uçları, kızın kulak kıvrımını nazikçe süzdü.
Thalia ense kökünden aşağı bir karıncalanmanın süzüldüğünü hissetti ve omuzlarını büktü.
Varkas sessizce kızın gözlerinin içine baktı, ardından sanki onu azarlıyormuşçasına konuştu.
"Tedavini düzgünce alıyor musun? Yine sadece uyku otu kullanıyorsan eğer.."
"Sütannem misin sen benim?"
Thalia adama kıyasla oldukça sert bir hamleyle onu itti.
Aşırı şık giyinmiş halini gördüğünde büyülenen kendisinin aksine, onun kendisini hâla ağır bir hasta gibi görmesi içini yeniden acıtan bir çaresizlikle doldurmuştu.
"Kendi başımın çaresine bakabiliyorum ben, ilgilenmeyi kes artık. Son birkaç gündür yeterince iyi yaptın zaten bunu."
Geçen günler boyunca yüzünü bir kez bile göstermediğini yüzüne vurduğunda, adamın gözleri kısıldı.
Tam bir şey söyleyeceği sırada, odanın içinden tekinsiz bir ses geldi.
"Beni daha ne kadar bekletmeye niyetlisin, Varkas?"
Thalia başını çevirip odanın ortasındaki devasa yatağa baktı.
İnce bir cibinlikle örtülü ahşap yataktan çiroz gibi bir kol uzandı.
Küstahça bir parmak işareti yaparak emretti adam.
"Karını buraya getir."
Thalia gözlerini kıstı.
Büyük Dük bile olsa, bir İmparatorluk Prensesi'ni parmak işaretiyle çağıracak hakka sahip değildi.
Ancak Doğu'nun tüm kudretli figürlerinin toplandığı bu yerde, liderlerine laf yetiştirmenin kendisine hiçbir şey kazandırmayacağını çok iyi biliyordu.
Yatağı çevreleyen adamları süzdü, ardından dikkatli adımlarla odaya girdi.
Varkas doğal bir hareketle kolunu kızın beline doladı.
Thalia onun kendisine destek olduğunu fark edince dudaklarını ısırdı.
Bu adam onu bakıma muhtaç bir çocuk gibi mi görüyordu yani?
Daha önce de vücuduna hiç çekinmeden dokunurdu ama wyvern saldırısından sonra bu durum iyice katlanılmaz bir hal almıştı.
"Bu tarafa lütfen."
Adeta onun kucağında taşınarak devasa yatağa yaklaştı Thalia.
Hukuki temsilci olduğu anlaşılan vakur görünümlü bir adam ile rahip cübbeli biri sessizce kenara çekildi.
Thalia gergin bir yüzle Siarkan Büyük Dükü'nü süzdü.
Adam hiçbir açısıyla Varkas'a benzemiyor gibiydi ama bir yandan da andırıyordu.
Hastalığın izlerini taşıyan bedeni buram buram ölüm kokuyordu ancak sanki keskiyle yontulmuş gibi duran sert yüzünden otorite fışkırıyor, erimiş çelikten yapılmış gibi duran soğuk gözlerinde ise küstahlık okunuyordu.
Keskin gözleriyle Thalia'yı ağır ağır süzdü ve alçak, tok bir ses koyuverdi.
"…O kadına rahatsız edici derecede benziyorsun. O kadın kendi homunculusunu mu yarattı yoksa?"
Bu sözler, kızın soyunu sorgulamaktan farksızdı.
Thalia kibar olma düşüncesini çoktan bir kenara fırlattı.
"Eğer Darian soyundan gelmeseydim, sizin gibi adamlar bu gerçeği çoktan ortaya çıkarmış olurdu."
Çenesini dikleştirdi ve hışımla karşılık verdi.
"Yoksa Taren ailesinden tek bir soylu kadınla bile baş edemediğinizi, kendi beceriksizliğinizi mi itiraf ediyorsunuz?"
Kızın bu sert karşı atağı karşısında şaşkına dönen odadakilerin ağzından kesik nefes sesleri yükseldi.
Büyük Dük'ün yüzü de kaskatı kesildi.
Sanki gözleriyle yüzünü delecekmiş gibi dik dik baktı kıza.
"Çok korkusuzsun. Benim bu İmparatorluk'taki en güçlü süvari ordusuna komuta eden yetkili bir adam olduğumu bilmiyor musun?"
Thalia'nın yüzü gerildi.
Büyük Dük'ün yaydığı o baskı bir an için dizlerinin bağını çözse de bilerek dik durdu ve blöf yaptı.
"Ne yapacaksınız yani? O süvari ordusuyla beni çiğneyecek misiniz?"
"Yapamayacağımı mı sanıyorsun?"
Adam alaycı bir edayla tükürürcesine konuştu
"Sarayda bile hiçbir değeri olmayan otoritenin bu Doğu topraklarında geçerli olacağını mı sanıyorsun?"
Büyük Dük'ün gözleri soğuk bir düşmanlıkla parıldadı.
Hiç nefes aldırmadan bastırdı.
"Şu an kellenin vurulmasını emretsem bana kim engel olabilir? İmparator gerçekten senin uğruna İmparatorluk'u bölme riskini göze alır mı sanıyorsun? Doğu ile savaşa girmektense gözlerini kapayıp görmezden gelmeyi tercih eder. Annen biraz baş ağrıtabilir ama yine de ben asla bir mahkeme salonuna ayak basmam. Bir Prenses olarak otoriten işte bu kadar değersiz."
Thalia sırtından soğuk terler döküldüğünü hissetti.
Görmezden gelip yok saymaya çalıştığı o gerçeği acımasızca yüzüne vuran bu adama karşı içinde nefret dalgası yükseldi.
Köşeye sıkışmış bir canavar gibi gerilese de öfke dolu gözlerle Büyük Dük'e dik dik baktı.
"Öyleyse öldürmeyi dene bakalım! Annem sadece baş ağrıtmakla kalmaz. Benim ölümümü muhafazakar soylulara baskı kurmak için bir bahane olarak kullanacaktır, bu fırsatı kaçıracağını mı sanıyorsun? Asla kaçırmaz."
Thalia alaycı bir şekilde burnundan soludu.
"Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Kalan o ufacık ömrünün çok ama çok çekilmez bir hale geleceği anlamına geliyor. Öldükten sonra huzur bulacağını mı sanıyorsun? Birkaç laf duydun diye gücü kuvveti olmayan bir kadını katlettiğin için cehennem ateşlerinde yanacaksın."
Bu ağır beddua karşısında Büyük Dük'ün yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.
O çehreye doğru hiç nefes almadan kelimeleri kustu Thalia.
"Istırabının orada biteceğini mi sanıyorsun? Cehennemde bile senin için ekstra acı dolu geçecek zamanlar olacak. Çünkü seni tek bir an bile yalnız bırakmayacağım! Cehennemde bile kinimi kusmak için gece gündüz sana işkence edeceğim. Bu konuda çok özel bir yeteneğim vardır, inanmıyorsan Varkas'a sor!"
Destek vermesi için Varkas'a dik dik baktığında, adam çok tuhaf bir ifadeyle aşağı doğru ona bakıyordu.
Adam derhal onun tarafını tutmayınca, Thalia'nın yüzü bir ihanet hissiyle buruştu.
Beklendiği gibi, bu dünyada kimseye güvenilmezdi.
Burası düşmanlarla dolu bir ininden başka bir şey değildi.
Thalia belinde kılıç taşıyan adamlara tetikte bakışlar fırlattı, ardından bedenini döndürdü.
Tam kaçıp gidecekken, Varkas kolunu yakaladı.
Thalia korkuyla yerinden sıçradı.
"Bırak!"
Kendisini Büyük Dük'e kurban edeceğini sanarak kollarını bacaklarını savururken, Varkas derin bir iç çekip onu göğsüne doğru çekti.
Thalia'nın nefesi kesildi.
Varkas, kızın kıpırdamasına izin vermeyecek şekilde onu sabitledi ve Büyük Dük'e soğuk bir tonla konuştu.
"Düzeltmem gereken bir husus var. Eğer Majesteleri Thalia Roem Siarkan'a zarar vermeye kalkışırsa, karşısında beni bulur."
Thalia şaşkın bir ifadeyle başını kaldırıp ona baktı.
Varkas ağır ağır sözlerini tamamladı.
"Anlamsız bir ağız kavgası yüzünden varisinizi sonsuza dek kaybetmeye niyetli misiniz gerçekten?"
Ağzı açık kalmış halde inanamayarak ona bakan Büyük Dük, yüzünü öfkeyle buruşturdu.
Ağzından her an alevler saçacak gibi duruyordu.
Ancak ağzından dökülen şey kükreme değil, şiddetli bir öksürük krizi oldu.
Çiroz gibi gövdesi öksürükten sarsılırken, adam zorlukla nefes alıp kuru bir kahkaha attı.
"Bu akıl alır gibi değil."
"…"
"Senden başka seçeneğim olmadığını bildiğin için mi bu kadar küstahça davranıyorsun?"
"Eğer başka bir seçeneğiniz varsa, onu öne sürebilirsiniz."
Varkas dondurucu derecede sakin bir sesle konuştu.
"Haklarımı korumak adına elimden gelen her şeyi yapmaya niyetliyim. Eğer Doğu'nun bölünmesini ve birbirine girmesini istiyorsanız, buyurun yapın."
Büyük Dük'ün ağız kenarındaki kırışıklıklar hafifçe titredi.
Adam büyük oğluna öfke dolu gözlerle baktı, ardından tükenmişçesine başını yatak başlığına yasladı.
Sonra hukuki temsilciye doğru bir elini uzattı.
"Vekaletnameyi ver."
Donakalan temsilci, titreyen elleriyle parşömen kağıdını uzattı.
Büyük Dük tüy kalemi alıp karga buracık bir yazıyla imzasını attı, ardından parmağındaki yüzüğü çıkardı.
Temsilci belgenin altına derhal mühür mumunu döktü.
Büyük Dük mührünü bastı ve parşömeni fırlatır gibi Varkas'a uzattı.
"Bununla birlikte tüm haklarım Varkas Raedgo Siarkan'a devredilmiştir."
Varkas vekaletnameyi duygusuz bir yüzle teslim aldı.
İş bitmişçesine adam göz kapaklarını indirdi ve elini kabaca salladı.
"Şimdi defolun gidin."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder