The Forgotten Field - 3. Bölüm (Türkçe Novel)

Görünüşe göre kardeşleri henüz salona teşrif etmemişti.
İmparatorluğun Veliaht Prensi ve üvey ağabeyi olan Gareth Roem Ghirta, normalde ya balo salonunun tam ortasında ya da tüm salonu tek bir bakışta görebileceği ikinci kattaki şeref koltuğunda bir hükümdar edasıyla dikilirdi.
Ayla ise her zaman Veliaht Prens’in hemen yanında boy gösterir, son derece asil ve zarif görünürdü.
‘Fakat bu gece Ayla Roem Ghirta’yı göremeyebilirim.’
Küçük yuvarlak bir masadan gümüş bir kadeh alırken kendi kendine sinsice kıkırdadı.
Çok değil, daha birkaç hafta önce Ayla’nın balo salonunun ortasında yüzü kireç gibi bembeyaz bir hâlde yere yığılışını hatırladığında, göğsünde zalimce bir tatmin duygusu filizlenmişti.
Mermer zemine şarap kusarken, sanki içindeki tüm canı dışarı akıtıyormuş gibi görünüyordu.
Keşke bunu gerçekten başarabilseydim.
Thalia, tırnağının sivri ucuyla gümüş kadehin yüzeyini kulak tırmalayıcı bir ses çıkarana dek kazıdı.
Üvey kız kardeşinin yerde can çekişmesini izlerken, içinden ne kadar büyük bir teslimiyetle dua ettiğini bir kendisi bilirdi.
Sadece öylece öl, Ayla.
Lütfen gözlerini bir daha asla açma.
“Prenses Hazretleri.”
Karanlık düşüncelere daldığı sırada yakından gelen bir sesle irkilip başını çevirdi.
Koyu yeşil resmi bir takım elbise giymiş, düzgün görünümlü bir adam, elini göğsünün üstüne koymuş dimdik duruyordu.
Yüzü tanıdıktı.
Ancak uzun bir süre düşündükten sonra, onun annesinin düzenlediği ziyafetlerde sıkça boy gösteren biri olduğunu anımsayabildi.
Adını bir türlü çıkaramıyordu.
Sadece annesinin ona Kont Serian dediğini hayal meyal hatırlıyordu.
“Sizi görmeyeli uzun zaman oldu, Prenses Hazretleri. Gün geçtikçe daha da güzelleşiyorsunuz.”
Kendisine hayranlık dolu gözlerle tepeden bakan adam, beline kadar eğilerek elinin tersine küçük bir öpücük kondurdu.
Thalia’nın içinden, sanki tenine nemli bir tırtıl dokunmuş gibi iğrenç bir ürperti geçti.
Buna rağmen adamın yüzüne bilerek sahte bir gülümseme yerleştirdi.
“Annem mi benimle ilgilenmeni istedi?”
“İmparatoriçe Hazretleri’nin aklı fikri her zaman sizdedir, Prensesim.”
Adam üstü kapalı bir şekilde bu soruyu onaylamış oldu.
“Ancak İmparatoriçe Hazretleri’nin ricası olmasaydı bile, sizinle konuşmaktan kendimi alamazdım. Lütfen etrafınıza bir bakın.”
Sanki çok büyük bir sırrı paylaşıyormuş gibi kulağına doğru fısıldadı.
“Buradaki tüm erkeklerin gözü sizin üzerinizde. Tıpkı benim gibi onlar da size yaklaşmak, bu güzel eli öpmek ve size ateşli övgüler yağdırmak istiyorlar ama bu arzularını çaresizce bastırıyorlar. Muhtemelen Veliaht Prens Hazretleri’nin gözünden düşmek istemiyorlardır.”
“Peki ya sen? Sen farklı mısın?”
“Ben onun şimşeklerini üzerime çekeli çok oldu, bilirsiniz.”
Yüzüne kurnaz bir gülüş kondurdu.
“Ama bu sayede bu gece size eşlik etme görevi bana verildi, yani şer görünenden bir hayır doğdu diyebiliriz.”
Thalia, kendisine gereğinden fazla ilgi göstererek üzerine titreyen erkeklerden hiç haz etmezdi.
Hayır.
Onlar, Thalia’nın bu hayatta en çok tiksindiği şeyler kategorisine giriyordu.
Yine de, yüzlerce iğneleyici bakışa tek başına göğüs germektense, önünde düzgün bir kalkanın olması daha mantıklı görünüyordu.
Thalia, sanki ona bir lütufta bulunuyormuş gibi kibirli bir tavırla adamın refakatini kabul etti.
“Annem ne dedi peki? Kara bir koyun gibi bir köşede tek başına dikilecek olan zavallı büyük kızını kurtarmanı mı söyledi?”
“İmparatoriçe Hazretleri, bu ziyafetin tadını sonuna kadar çıkarmanıza yardımcı olmamı buyurdu.”
Thalia içindeki alaycı küçümsemeyi zorlukla bastırdı.
Adam onu balkonun hemen önünde kurulmuş olan sahneye doğru yönlendirirken konuşmaya devam etti.
“Ve bu balo salonundaki herkesten daha çok öne çıkmanız için size tüm gücümle hizmet etmemi emretti.”
Lir, lavta ve org melodileri eşliğinde dans eden soylular, nezaketsizce geriye çekilerek onlara sert bakışlar fırlattılar.
Ancak kont onları zerre umursamadı ve gösterişli bir hareketle Thalia’nın önünde eğildi.
“Bana sizinle dans etme şerefini bahşeder misiniz, Prensesim?”
Thalia, adamın üzerinde tek bir nasır bile bulunmayan narin eline huzursuzca baktı.
Hiç tanımadığı bir adama temas etmek içinden kesinlikle gelmiyordu.
Fakat insanların o keskin bakışları ve kulaktan kulağa fısıldaşmaları, içindeki o hırçın başkaldırıyı körükledi.
Hepsi benim buradan yok olup gitmemi istiyor olmalı.
Ya da sanki buradaymışım ama aslında hiç yokmuşum gibi bir köşede usulca sinip kalmamı bekliyorlar.
Ama onlara bu zevki tattırmayacağım.
Thalia adamın elini tuttu.
Kont sanki bu anı bekliyormuş gibi, elini hemen onun beline doladı ve büyük bir maharetle sahnede süzülmeye başladı.
Başkalarıyla temas etmekten nefret eden Thalia bile, adamın bu kusursuz dans yeteneğine içten içe hayran kalmaktan kendini alamadı.
Kont Serian, melodiye uygun olarak nasıl kusursuz hareket edeceğini çok iyi biliyordu ve partnerini zarifçe ön plana çıkarma konusunda gerçek bir dahiydi.
Thalia dans etmeyi her zaman sevmişti fakat hiçbir zaman hareketlerinin şu anki kadar asil ve büyüleyici hissettirdiğini hatırlamıyordu.
Ve görünüşe göre bunu hisseden tek kişi kendisi değildi.
Onu ustalıkla döndüren kontun omzunun üzerinden etrafına bakındı.
Salondaki yüzlerce çift gözün, onun hareketlerini takip ederek tek bir vücut gibi hareket ettiğini görebiliyordu.
O ana kadar tepeden baktıkları o gayrimeşru prensesten hiç kimse gözlerini alamıyordu.
Thalia zafer kazanmış gibi hissetti.
Daha önceleri de ne zaman toplum içine çıksa, insanlar aksini iddia etseler bile gizliden gizliye onun her hareketini izlerlerdi.
Ancak o zamanlar bu bakışlar sadece bir aşağılama ve temkinli olma ifadesinden ibarettir.
Fakat bu sefer durum farklıydı.
Ona, tıpkı annesine baktıkları gibi bakıyorlardı.
Korku ve hayranlıkla harmanlanmış o bakışların, karmakarışık bir iplik yumağı gibi bedenine dolandığını hissedebiliyordu.
Sanki bir anlığına Senevier olmuş gibiydi.
Dünyanın en güçlü, en tehlikeli ve en güzel varlığı.
Ancak bu tatlı zafer sarhoşluğu çok kısa sürdü.
Müzik aniden kesildi ve bu ziyafetin asıl sahipleri salonda belirdi.
“İmparatorluğun Yüce Veliaht Prensi Gareth Roem Ghirta Hazretleri ve İmparatorluğun Birinci Prensesi Ayla Roem Ghirta Hazretleri salona giriş yapıyor!”
Baş kâhyanın gür sesi salonda yankılanırken, imparatorluk ailesinin bu iki üyesi azametli adımlarla kapıdan geçip mermer merdivenlerden aşağı indi.
Ve tek bir saniye içinde, Thalia herkesin ilgi odağı olmaktan çıkıp bir kenara itiliverdi.
Kont Serian buruk bir tebessümle onu şarap ve yiyeceklerin dizili olduğu terasa doğru yönlendirdi.
“Bu güzel anımızın bölünmesi ne büyük şanssızlık.”
Kont, onun gerilen yüz ifadesini yumuşatmak istercesine kurnazca bir şeyler fırlattı ortaya ama Thalia’nın kulağına tek bir kelime bile gitmiyordu.
Thalia, saf beyazlar içindeki elbisesiyle parıldayan Ayla’ya gözlerinden alevler fışkırarak bakıyordu.
Kız kardeşinin, birkaç hafta önce herkesin önünde düştüğü o rezil durumu tamamen unutmuş gibi bir hâli vardı.
Ayla’nın o güzel yüzüyle erkek kardeşinin yanında zarifçe gülümsediğini gördüğünde, Thalia’nın midesi öfkeden cayır cayır yandı.
Thalia, ısrarcı bakışlarıyla onların simsiyah saçlarını, zümrüt yeşili gözlerini ve fildişinden yontulmuş gibi duran pürüzsüz yüzlerini tek tek inceledi.
Üzerlerinden imparatorluk ailesine yaraşır bir asalet ve özgüven fışkırıyordu.
İşte bu, Senevier ve Thalia’nın ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar asla sahip olamayacakları bir şeydi.
Senevier, bir zamanlar kutsal bir hükümdar olarak övülen genç İmparator’u o aşağılık yasak ilişkinin çamuruna saplayan zehirli bir yılandı; Thalia ise o yılanın karnından doğan bir pislikti.
Gelecekte Senevier, İmparator’dan düzinelerce erkek çocuk doğursa bile bu gerçek asla değişmeyecekti.
Thalia, insanların yoğun ilgisiyle çevrili olan üvey kardeşlerine sessizce dik dik baktı, ardından şarap kadehlerinin durduğu masaya doğru döndü.
Tam o sırada, az önce Prenses ve Veliaht Prens’e hayranlıkla bakanların, şimdi gizlice kendisine bakıp imalı imalı fısıldaştıklarını fark etti.
Bedenindeki tüm sinir uçları ayağa kalktı.
Hepsinin gözlerini oymak istiyordu.
Beni onlarla kıyaslamayın.
Bu sözleri haykırma dürtüsünü bastırarak yüzüne umursamaz bir ifade takınmaya çalıştı ama yanındaki adam zerre anlayış göstermeden kulağına fısıldadı.
“Görünüşe göre ikisi de sizin varlığınızı tamamen görmezden gelmeye niyetli. Ne yapacaksınız? Önce siz gidip bir selam mı vereceksiniz?”
Thalia adama zehir zemberek bir bakış fırlattı.
Kont ise sanki eğleniyormuş gibi dudaklarının kenarını yukarı kıvırdı.
“Zaten buraya gelme amacınız da bu değil miydi?”
Thalia dudaklarını ısırdı.
Tıpkı dediği gibiydi; buraya sırf kardeşlerinin keyfini kaçırmak, herkesin onları tebrik ettiği bu yerde korkunç bir huzursuzluk yaratmak için gelmişti.
Ve Senevier de kesinlikle bunu isterdi.
Thalia nihayet kendini toparladı, şarap kadehini sıkıca kavrayarak üvey kardeşlerine doğru döndü.
Ardından kalabalığın arasından özgüvenli adımlarla ileriye doğru yürüdü.
İşte tam o anda, Varkas Raedgo Siarkan balo salonunun girişinde belirdi.
Thalia’nın tüm hareketleri bıçak gibi kesildi.
Yüreği, sanki hiç beklemediği bir anda pusuya düşürülmüş gibi deli gibi çarpmaya başladı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder