The Forgotten Field - 2. Bölüm (Türkçe Novel)

Bu Aşk Bir Lanet Gibi
Thalia aynaya baktı.
Orada, doğduğu günden beri görmekten artık usandığı o kadının yüzünü gördü.
Aralarında birkaç fark varsa, o da aynadaki kızın zarif bir gülümseme ve baştan çıkarıcı parıltılarla bezeli davetkar gözler yerine; endişeli, huzursuz bakışlara ve kurumuş dudaklara sahip olmasıydı.
Kendi yüzüne memnuniyetsiz bir ifadeyle dik dik bakan Thalia, başını dadısına doğru çevirip sordu.
“Nasıl görünüyorum?”
“Tıpkı bir melek gibisiniz.”
Durmadan saçlarını tarayan dadı, gözlerini hilal gibi bükerek cevap verdi.
“Prenses Hazretleri gerçekten de Leydi Senevier’in tıpatıp aynısı oldunuz. Şimdi böyle özenle süslenince, sanki Leydi Senevier’in on sekiz yaşındaki hâline bakıyormuş gibi hissediyorum.”
Thalia, saçlarıyla uğraşan eli sertçe itti.
Birine benzetilmeyi bir övgüymüş gibi düşünen dadısının bu düşüncesizliği, içindeki öfkeyi körüklemişti.
“Taramayı bırak artık. Elbisemi getir.”
Dadı, azar işitmiş bir köpek yavrusu gibi yüzünü asarak hımbıl adımlarla sandığa doğru yürüdü.
Thalia ona hoşnutsuz bir bakış fırlattı.
Bir insan nasıl bu kadar kör ve anlayışsız olabilirdi?
Sandığı hafif mırıltılarla kurcalayan kadın, kırmızı saten bir elbise çıkarıp onay almak istercesine ona baktı.
“Şuna bakın. Bu, Leydi Senevier’in imparatorluk sarayına ilk ayak bastığında giydiği elbise. Bunu kesinlikle sizin için saklamış olmalı.”
Thalia’nın yüzü tiksintiyle buruştu.
“Dadı, annemin bunca zaman önce ne giydiğini gerçekten hatırlıyor musun?”
“Elbette! O günü nasıl unutabilirim? Leydi Senevier bu dünyadan değil gibiydi. Dünyada bu kadar güzel bir insanın var olabilmesi karşısında neredeyse ağlayacaktım. İmparator Hazretleri bile gözlerini Leydi Senevier’den bir an olsun ayıramamıştı.”
Dadı, sanki bir hayal aleminde kaybolmuş gibi hülyalı bir ifadeyle iç geçirdi.
Thalia içindeki buruk kahkahayı bastırdı.
Bu kadın, o ikisinin buluşmasını asrın aşk hikayesi falan mı sanıyordu?
O dönemde İmparator’un, altı yıllık evliliğini paylaştığı ve hatta doğum yapmak üzere olan bir imparatoriçesi vardı.
Senevier ve İmparator’un karşılaşması, alelade ve aşağılık bir yasak ilişkiden ne eksikti ne de fazla.
Eski İmparatoriçe Bernadette öldükten ve Senevier resmi olarak İmparatoriçe unvanını aldıktan sonra bile insanlar bu gerçeği unutmamıştı.
Ve Thalia var olduğu sürece, işledikleri o arsız günahı hiç kimse unutmayacaktı.
Thalia boğazına kadar yükselen o iğneleyici sözleri yuttu ve elbiseyi dadının elinden hışımla çekip aldı.
“Boş konuşmayı bırak da beni giydir artık.”
“Elbette. Her şeyinizle ilgileneceğim.”
Dadı, ona kadife kumaştan yapılmış görkemli bir bliaut elbise giydirdi.
Thalia saçlarını düzeltti ve yeniden aynaya baktı.
Annesinden kalan elbiseyi giyince ona daha da çok benzemişti.
Acaba o tekinsiz, derin şehvet onun içinde de mi filizlenmeye başlıyordu?
Thalia, kare yaka kesiminin üzerinden yuvarlak hatlarla yükselen göğüs dekoltesine dik dik baktı.
Buna asil bir duruş denemezdi ama kimse onun baş döndürücü bir çekiciliğe sahip olduğunu da inkâr edemezdi.
Thalia alışkanlıktan parmağını dudaklarına götürdü, ardından makyajını bozmaktan korkarak elini hızla indirdi.
En azından bugün, herkesten daha güzel görünmek istiyordu.
Mümkünse annesinden bile daha güzel.
Herkesin ona bakmasını istiyorum.
Öyle ki, kimse Ayla gibilerin yüzüne bile bakmasın.
Aynaya yansıyan koyu mavi gözlerinde hırslı bir açlık belirdi.
Bu, bir imparatorluk prensesine yakışacak bir bakış değildi. Sokaklarda dilenen bir dilencinin bakışıydı bu.
Thalia masanın üzerindeki şamdanı kaptığı gibi aynadaki kadına acımasızca vurdu.
Büyük bir gürültüyle birlikte aynanın yüzeyinde örümcek ağı gibi çatlaklar belirdi.
O sırada elbisesinin eteklerini düzelten dadı, korkudan neye uğradığını şaşırarak yere kapaklandı.
Thalia şamdanı yere fırlatırken soğuk bir sesle konuştu.
“Bu aynadan tiksiniyorum artık. Bana yenisini getirin.”
Dadı solgun bir yüzle ona baktı, dudaklarını sıkıca birbirine bastırarak ayağa kalktı. Ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi, Thalia’nın omuzlarına kürk detaylı görkemli bir pelerin bıraktı.
Thalia, aynada onlarca parçaya bölünmüş yansımasına son bir kez dik dik baktı ve hızla arkasını döndü.
Odadan çıktığında, koridorun bir köşesinde Senevier tarafından gönderilen muhafız şövalyesinin dimdik beklediğini gördü.
Kendisine yüzü kızararak bakan adamı görmezden gelerek merdivenlerden aşağı indi.
Sarayın avlusunda altın işlemeli, dört tekerlekli bir araba ve sekiz muhafız hazır bekliyordu.
Görünüşe göre Senevier, büyük kızının rüküş görünmesini istememişti.
‘Siyasi düşmanlarını rahatsız etmemi istiyorsun, değil mi?’
Dudaklarını alaycı bir tavırla büzerek arabaya bindi.
Tam o sırada, kapıyı kapatmak için yaklaşan yeni muhafız şövalyesi, sanki boğazına düğümlenen sıcak bir şeyi dışarı kusuyormuş gibi konuştu.
“Bugün... gerçekten çok güzelsiniz, Prenses Hazretleri.”
Sesindeki o arzulu ton yüzünden Thalia’nın bedenindeki tüm tüyler bir anlığına diken diken oldu.
Thalia ona keskin bir bakış fırlattı.
Bu adamın övgülerine ihtiyacı yoktu.
“Lüzumsuz lafları bırak da arabayı sür.”
Adam mahcup bir ifadeyle kapıyı kapattı. Çok geçmeden araba hareket etti.
Thalia koltuğuna iyice kuruldu ve dalgalanan perdelerin arasından kan kırmızısına dönen gökyüzüne baktı.
Bu geceki ziyafetin de bu renge boyanması ne kadar harika olurdu. Büyük bir kargaşa çıksa ve her şey birbirine girse keşke.
Farkında olmadan dudaklarıyla oynarken tırnak uçlarına bulaşan kırmızı boyayı gördü ve kolunu hemen indirdi.
Sanki sinirleri cayır cayır yanıyordu.
İçindeki bu kasvetli ruh halinin aksine, ana saraydan dışarıya sadece büyüleyici melodiler ve göz alıcı ışıklar sızıyordu.
Arabadan inen Thalia, balo salonuna çıkan geniş yola ve görkemli bir şekilde dekore edilmiş bahçeye bakıp kaşlarını çattı.
İpekler içindeki yüzlerce soylu, mermer merdivenlerden geçerek ardı ardına ana sarayın salonuna giriş yapıyordu.
Kendisine eşlik etmek için arkasından gelen şövalyeyi umursamadan balo salonunun girişine doğru ilerledi.
Onu tanıyanlar önünden kendiliğinden çekiliyordu.
Bu çok doğaldı.
İmparatorluk sarayı onun eviydi.
Diğer konuklar gibi sırada beklemeye hiç niyeti yoktu.
Thalia, paniklediği her halinden belli olan görevliye sakince konuştu.
“Kardeşlerimin doğum gününü kutlamaya geldim.”
Görevlinin gözleri fal taşı gibi açıldı.
Thalia öfkeyle çıkıştı.
“Gelişimi duyurmak yerine ne dikiliyorsun orada?”
Adam ancak o zaman alelacele bir sütunun kenarına çekildi ve yüksek sesle haykırdı.
“İkinci Prenses Hazretleri, Thalia Roem Ghirta salona giriş yapıyor!”
Bir anda o devasa salona buz gibi bir sessizlik çöktü.
Altın sarısına boyanmış o ışıltılı balo salonuna adımını atarken başını dik tuttu.
Üzerinde tepeden tırnağa gezinen yüzlerce iğneleyici bakışı hissedebiliyordu.
Thalia, onların bu şaşkınlığını, öfkesini ve içten içe duydukları o hayranlığı sessizce sindirerek zarif ve hafif adımlarla ilerledi.
Ardından sanki deniz çekiliyormuş gibi, insanlar onunla aralarına mesafe koymaya başladı.
Sanki bir vebaymışım gibi.
Thalia içinden haince bir tebessümle mırıldandı.
Tam o sırada biri yolunu kesti.
“Burada ne işiniz var?”
Thalia doğrudan adamın yüzüne baktı.
O asil üvey kız kardeşi Ayla’ya tapan o ahmak adamlardan biriydi bu.
Thalia bilerek yüzüne o davetkar, şehvetli gülümsemesini yerleştirdi.
Annesinin erkekleri binlerce kez bu şekilde büyülediğine şahit olmuştu.
“Girmemin yasak olduğu bir yere mi geldim yoksa?”
Adamın temkinli olmaya çalışan o gergin yüzü anında kıpkırmızı kesildi. Afallamış bir ifadeyle bir adım geri çekildi.
Thalia adamın geri çekildiği mesafeden daha da yakına sokuldu ve çenesini yukarı kaldırdı.
“Burası babamın sarayı, bu geceki ziyafet de kardeşlerim için. Burada olmamda tam olarak yanlış olan ne?”
Thalia doğrudan gözlerinin içine baktığında, adam sanki taş kesilmiş gibi yerinden kıpırdayamadı.
Geniş burun deliklerinin titrediğini görebiliyordu. Besbelli dadısının saçının her bir teline özenle yedirdiği gül yağının kokusunu içine çekiyordu.
Adamın ağır bir alkolle sarhoş olmuş gibi bulutlanan bakışlarını görünce, Thalia’nın içinde tuhaf bir tatmin hissi ve derin bir tiksinti aynı anda baş gösterdi.
Thalia, konuşmaya devam edemeyen ve bir aptal gibi sadece dudakları titreyen adamın yanından geçip salonun merkezine doğru ilerledi.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder