The Forgotten Field - 1. Bölüm (Türkçe Novel)

the-forgotten-field

Giriş


Karanlığın içinde ölçülü ayak sesleri yankılandı. O sırada bahçedeki bankta oturmuş, gözlerini gölete dikmiş olan Gareth kafasını koridora doğru çevirdi.


İmparatorluk Şövalyeleri’nin resmi üniformasını kusursuzca taşıyan Varkas, bahçeye uzanan uzun revaktan dışarı çıkıyordu. Onun bu gidişi, derin ve karanlık sularda ağır ağır süzülen bir yılanı andırıyordu.


Gareth bazen bunun nedenini merak ederdi.


Solmuş keten rengindeki o soluk sarı saçları. Gümüşümsü bir parıltıya sahip mavi gözleri. Alçı gibi beyaz teni... Eski bir parşömen kâğıdı misali, sadece mat renklerden ibaret bir adamdı. Nasıl oluyordu da böyle biri etrafına bu denli tekinsiz bir hava yayabiliyordu?


Gareth onunla ne zaman karşı karşıya gelse, hep sebepsiz bir ürperti sırtından aşağı süzülürdü.


“Ekselansları.”


Adam elini göğsünün üstüne koyup hafifçe eğildi. Gareth ise yüzünü öfkeyle ekşiterek elini umursamazca salladı.


“Bırak şu lüzumsuz resmiyeti.”


Her ne kadar İmparatorluk Muhafızları’na mensup olsa da bu adam, yakında Büyük Dük Siarkan’ın unvanını devralacak ve doğu bölgesine hükmedecek kişiydi. Kesinlikle Gareth’ın hafife alabileceği bir statüde değildi. Yine de Gareth, sanki önemsiz bir astıyla konuşuyormuş gibi çenesini yukarı doğru dikti.


“Daha ne kadar bana yukarıdan bakıp duracaksın? Otur.”


Bu kaba tavra rağmen adamın yüz ifadesi zerre değişmedi. Ne hoşnutsuz bir hâli vardı ne de kölece bir itaat gösteriyordu. Tamamen kayıtsız bir ifadeyle mermer sandalyeye oturdu.


Veliaht Prens, adamın insani hiçbir iz taşımayan, adeta özenle yontulmuş hatlarını inceledi. İlk bakışta her zamankinden farksız görünüyordu ama keyfinin pek yerinde olmadığını tahmin etmek zor değildi.


Acaba işler yolunda gitmemiş miydi? Gareth gözlerini kısarak sorgulayıcı bir tonla sordu.


“Sorgu işi ne oldu? Bana arkasındaki ismi ortaya çıkaramadığını söyleme sakın.”


“Öğrenilebilecek her şeyi öğrendim.”


Adam tek eliyle sıkıca iliklenmiş ceketinin en üst kısmını hafifçe çekiştirdi ve düz bir ses tonuyla cevap verdi.


“Ancak bu, Ekselanslarının duymak isteyeceği türden bir cevap olmayacak.”


Gareth tek kaşını kaldırdı.


“Anlat.”


“Prenses Hazretleri’nin şarabına katılan ilaç, İmparatoriçe Sarayı’ndan çıkma değil.”


“O zaman kimden?”


“Ana sarayda çalışan bir hizmetçiye, imparatorluk eczacısı tarafından reçete edilmiş. Esasen bunun bir zehir sayılmadığını söylüyorlar. Sadece bir seferde büyük miktarda alındığında yan etki olarak kusma ve mide ağrısına yol açıyormuş, bu yüzden de pek sıkı bir şekilde denetlenmiyor.”


“Yani şimdi ana saraydaki bir hizmetçi durup dururken aklını kaçırdı ve kız kardeşimin kadehine ilaç mı koydu diyorsun?”


Veliaht Prens inanmaz bir tavırla kahkahayı patlattı. Ancak kalın boynundaki damarlar gerim gerim gerilmişti. Bu, Veliaht Prens’in öfkeden deliye döndüğünün açık bir işaretiydi.


Buna karşılık Varkas’ın öfkeden yüzü kızaran Gareth’a bakan gözleri son derece kuruydu.


“İlacı kadehe koyan hizmetçinin kendisi değil.”


“O zaman suçlu kim?” Sabrı tükenen Gareth sesini yükseltti. “Lafı uzatıp durmayı bırak da sadede gel! İmparatoriçe bir oyun oynamadıysa, hizmetçi de bunu kazara yapmadıysa, kim kız kardeşimin şarabına böyle bir numara çekmeye cüret edebilir?”


“İkinci Prenses.”


Bu sakin cevap karşısında, soluk soluğa kalmış olan Gareth birden irkildi.


“O sürtük mü?”


Veliaht Prens’in yüzü gaddarca çarpıldı. İmparatoriçe’den bahsettiğinde adeta kaynayan bir lav gibiydi. Fakat o kadının yanında getirdiği gayrimeşru çocuktan söz ederken, sanki ağzında dünyanın en pis şeyini tutuyormuş gibi görünüyordu. Sıkıca kenetlenmiş çenesinden diş gıcırtısı yükseldi.


“Eğer o kaçık sürtükse, bunu yapmaya fazlasıyla muktedirdir. Söz konusu benim kız kardeşim olduğunda kıskançlıktan gözü dönen, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemeyen bir fahişeden farkı kalmıyor...”


Sıradan bir sokak serserisine yakışacak bu galiz küfür karşısında bile Varkas hiçbir tepki vermedi. Gareth gözlerini ona dikti, ardından içindeki şüpheyi söküp atamayarak suçu yeniden İmparatoriçe’ye yıkmaya çalıştı.


“Yine de, Senevier’in... o kaltak kadının bu işte hiçbir parmağı olmadığından emin olmak için henüz çok erken değil mi? O kadının kızını kışkırtmış olma ihtimali her zaman var...”


“Eğer öyle olsaydı,” dedi Varkas soğuk bir sesle. Soluk renkli gözleri karanlıkta hafifçe parıldadı. “böyle oyuncak gibi bir ilaç yerine gerçek ve ölümcül bir zehir kullanırdı. Eğer işin içinde İmparatoriçe olsaydı, geride bıraktığı izleri bu kadar acemice temizleyip yakayı ele vermezdi.”


Gareth onu yalanlayacak tek bir kelime bile bulamadı ve ağzını kapattı. Sözünün kesilmesi canını sıkmıştı ama Varkas’ın sesindeki o aşağılayıcı ton hoşuna gitmişti.


Her şeye karşı tamamen kayıtsız olan bu genç adamın, imparatorluk ailesinin lekesi olan Thalia Roem Ghirta söz konusu olduğunda pençelerini çıkarması Gareth’ı son derece tatmin ediyordu. Bu adamın kendi safında... onların yanında olduğunu bir kez daha teyit etmiş gibi hissetti.


“Doğru... Senevier olsaydı, böyle aptalca bir saçmalıkla kendi konumunu asla tehlikeye atmazdı.”


Keyfi bir nebze yerine gelen Gareth, heyecanlı bir sesle konuştu.


“Thalia denilen o sürtük kendi topuğuna sıktı. Bir gün bir çuval inciri berbat edeceğini biliyordum zaten.” Akademide fırtınalar estirdiği o haylaz gençlik günlerindeki gibi sırıttı. “Kız kardeşim seni onun elinden aldığı için aklını kaçırmış olmalı. O piç kurusu bunca zamandır ne kadar da kibirliydi; bir dükalık hanedanının varisine tepeden bakıp emirler yağdırıyordu. Oyuncağı gibi davrandığı muhafız şövalyesi 'gerçek prensesin' eşi olmak üzere olunca, o rezil öfkesiyle tamamen delirdi herhalde.”


Adam cevap vermedi. Varkas Raedgo Siarkan, gerekmedikçe konuşmayan biriydi. Bu yüzden sessizliği pek de şaşırtıcı sayılmazdı.


Ancak Gareth, bazen bu adamın suskunluğunu dayanılmaz derecede sinir bozucu buluyordu, tıpkı şu an olduğu gibi. Bir cevap beklediğini belli ederek gözlerini Varkas’a dikti ve şöyle dedi:


“Her halükarda, o sürtük bu sefer cezadan kaçamayacak. İşler yolunda giderse, bunu bir zehirleme girişimi gibi bile gösterebiliriz...”


“İstediğiniz gibi olmayacak.”


Varkas, Veliaht Prens’in sözünü ikinci kez kesiyordu. Gareth’ın gözleri anında öfkeyle parladı. Fakat adamın, imparatorluğun gelecekteki hükümdarına bakan gözleri nehir gibi durgun kaldı.


“İlk olarak, ortada sadece dolaylı deliller var; kesin bir kanıt yok. Eğer o kadın suçu tamamen reddetmeye karar verirse, bu işin arkasındaki suçlunun o olduğunu kanıtlamak hiç kolay olmayacaktır.”


“O zaman ilacı temin eden hizmetçiyi tanık sandalyesine oturturuz olur biter...!”


“Sadece tek bir hizmetçinin ifadesiyle, Senevier’in en büyük kızını yargıç karşısına çıkarabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz?”


Gareth bir karşılık bulmakta zorlanırken, Varkas sakince devam etti.


“İkincisi, bunun İkinci Prenses’in işi olduğu açıkça kanıtlansa bile, sadece mide ağrısına sebep olan bir ilaç yüzünden ağır bir ceza vermek zor olacaktır. Eğer o kadın bunun sadece masum bir şaka olduğunu iddia ederse, bu iş en fazla bir oda hapsiyle kapanır.”


“Masum bir şaka mı?”


Onu sessizce dinleyen Gareth sonunda patladı. Oturduğu yerden fırladığı gibi gelecekteki büyük dükün yakasına yapıştı.


“Sen karın olacak kadının herkesin önünde nasıl bir rezillik yaşadığını biliyor musun? Üstünü başını bir kez bile dağıtmamış bir kız, ziyafet salonunun ortasında kusarak yere yığıldı! Aila o kadar acı çekti, sen buna nasıl masum bir şaka diyebilirsin..!”


O günkü anıyı zihninde evirip çeviriyormuş gibi, Veliaht Prens’in esmer yüzü karanlıkta bile seçilebilecek kadar kızarmıştı. Dişlerini sıkarak soluk soluğa konuştu.


“Evet, o an çok paniklemiştim ve gözümden kaçtı ama Aila yere yığıldığında, Thalia denen o fahişenin uzaktan güldüğünü kendi gözlerimle gördüm! Kollarını bacaklarını söksem bile içimin soğumayacağı o pislik piç kurusu, bunu kızıma... kız kardeşime yapmaya cüret etti...!”


“Ekselansları.”


Gareth irkilerek elini çekti. Varkas sesini bile yükseltmemişti ama Gareth’ın sırtından anında soğuk terler boşaldı.


Gareth bir adım geri çekilip Varkas’ın yüz ifadesini inceledi.


Adam, bozulan kıyafetlerini sakince düzeltti.


“O kadın, İmparatorluk Hazretleri’nin bu kadar dikkatini hak edecek biri değil.”


Sesi, güneş battığında gecenin geleceği gerçeği kadar düz ve netti.


“O kadının yapabileceği tek şey, böyle çirkin şakalarla başkalarına eziyet etmektir. İmparatorluğun hükümdarı olacak birinin, böyle küçük bir oyun yüzünden öfkesine yenik düşmesi doğru mudur?”


Sanki bir çocuğu yatıştırıyormuş gibi konuşuyordu.


Normalde Gareth, "Sen bana nasıl ders vermeye cüret edersin?" diyerek öfkeden deliye dönerdi fakat çizgiyi ilk aşanın kendisi olduğunu çok iyi bildiği için sessiz kaldı.


Adam yavaşça oturduğu yerden kalktı. Veliaht Prens’in iznini bile istemeden ayrılma nezaketsizliğinde bulunuyordu ama hareketleri bir suyun akışı kadar doğaldı.


“Prenses Hazretleri’nin midesini yatıştırması için bir ilaç gönderdim. Ayrıca bundan sonra Prenses’in masasına gelen tüm şarap ve yiyecekleri bizzat ve sıkı bir şekilde denetleyeceğim.”


“Yani olayın üstünü kapatıp yolumuza devam etmemi mi söylüyorsun?”


“Eğer Ekselansları bu meselenin gerçeğini ortaya çıkarmak ve İkinci Prenses’i cezalandırmak konusunda ısrarcıysa, size engel olmayacağım. Ancak beni bu işin dışında tutmanızı rica ediyorum.”


Bu kayıtsız cevap karşısında Gareth’ın yüzü kızardı. Varkas, bu meseleyi kıskançlık krizine giren olgunlaşmamış bir kızın aptalca bir şakasından ibaret görerek geçiştiriyor gibiydi.


Dediği gibi, eğer Veliaht Prens ve doğunun büyük dükünün varisi böyle incir çekirdeğini doldurmayacak bir olay yüzünden birbirine girerse, olan sadece kendi itibarlarına olurdu.


Yine de Gareth, onun bu soğukluğuna karşı içten içe büyük bir direnç hissetti. Bu sadece kız kardeşine karşı gösterdiği kayıtsız tavırdan kaynaklanmıyordu. Gareth ona şüphe dolu bir bakış fırlattı.


“Bana sakın o sürtüğü koruduğunu söyleme.”


Geldiği yola doğru dönmekte olan adam durdu ve omzunun üstünden buz gibi bir bakış attı.


Tam o sırada göl kenarından esen rüzgâr, küllü sarı saçlarını hafifçe dalgalandırdı. Fakat adamın o keskin duruşu zerre gölgelenmedi. Dudaklarında iyi bilenmiş bir bıçağı andıran bir gülümseme belirdi.


Her zaman bir maske takmışçasına donuk olan yüzünde ilk kez bir ifade beliriyordu.


“Ben mi? O kadını koruyacağım öyle mi?”


Varkas, komik bir şey duymuş gibi kısık sesle bir kahkaha attı. Ancak adamın mavi gözlerinde keskin bir öfke şimşeği çaktı.


Gareth bir an için söyleyecek söz bulamadı. Bu adamın Thalia’dan nefret ettiğini biliyordu. Fakat ona karşı bu denli yoğun bir düşmanlık beslediğinden haberi yoktu.


Bu adam neşesi, öfkesi, kederi ve zevki rahipler tarafından tamamen sökülüp alınmış biri değil miydi? Doğrusu, on yılı aşkın bir süredir Gareth onun bir kez bile duygularını açığa vurduğunu görmemişti.


O duygusuz adamın bu şekilde dişlerini göstermesi için o kadın acaba ne yapmıştı?


Gareth, gözlerindeki merakla onu dikkatle inceledi.


Varkas’ın, Thalia Roem Ghirta’nın muhafız şövalyeliğini yaptığı dönemde o kadından her türlü hakareti işittiğini duymuştu fakat Varkas’ın bundan bu kadar etkileneceğini hiç tahmin etmemişti.


Olgunlaşmamış bir kızın histerik krizlerinden etkilenecek birine göre fazla asil değil miydi? Gareth, Thalia Roem Ghirta’nın onun için sadece can sıkıcı ve sinir bozucu bir varlıktan ibaret olduğunu düşünmüştü, fazlası değil. Ama görünüşe göre durum öyle değildi.


Varkas’ın içinde en ufak bir sıcaklık kırıntısı bile barındırmayan mavi gözleri, kelimeleri tükürürcesine söylerken kasvetle parıldadı.


“Ben sadece o kadınla bir daha asla yan yana gelmek istemiyorum, o kadar.”


Ardından, söyleyecek başka bir şeyi kalmamış gibi arkasını döndü ve geldiği yoldan geri gitti.


Gareth, gölün yüzeyini yarıp geçen bir su yılanı gibi sessizce uzaklaşan adamı arkasından sessizce izledi. Dudaklarının kenarında buruk bir tebessüm belirdi.


'Thalia ne yaptı bilmiyorum ama bu durum benim işime gelir.'


Kendisine en güçlü destekçilerden biri olması gereken adam, düşmanından nefret ediyordu. Bu durum ittifaklarını daha da güçlü kılmaz mıydı?


Gareth memnun bir ifadeyle oturduğu yerden kalktı.

Yorumlar

Yorum Gönder