The Forgotten Field - 11. Bölüm (Türkçe Novel)

O günden sonra Thalia, yemeklerin çoğunu yiyemez hale geldi çünkü içlerinden ne çıkacağına dair hiçbir güveni kalmamıştı.
Durumun asıl sebebini bilmeyen dadısı ise sadece hüsran içindeydi. Thalia’nın sadece yemek seçtiğini, mızmızlık yaptığını düşünüyordu.
Thalia hiçbir açıklama yapmadan, dadısının atıştırmalık olarak getirdiği meyve ve balları azar azar yiyerek hayatta kalmaya çalıştı.
Artık mesele sadece yalnızlık ya da soyutlanmış olmak değildi. Dünyanın en görkemli, en lüks yerinde, resmen açlığa karşı bir ölüm kalım savaşı veriyordu.
Bazı günler o kadar acıkıyordu ki, çaresizlikten hizmetçilerin getirdiği yemeklere istemeye istemeye el uzatıyordu.
Fakat hiç şaşmadan, yemeklerin içinden ya böcekler ya sıçanlar ya da sahibinin kim olduğunu asla kestiremediği kıvırcık saç yumakları çıkıyordu.
Bu iğrençliği birkaç kez daha tecrübe ettikten sonra, artık ağzına tek bir lokma bile koyamayacak raddeye geldi.
Birkaç hafta içinde acınası derecede zayıflamış, bir deri bir kemik kalmıştı.
Bu noktada, durumları anlamakta feci şekilde hantal kalan dadısı bile nihayet bir şeylerin ters gittiğini idrak etmiş gibiydi. Soluğu hemen İmparatoriçe’nin yanında aldı ve tek kızının ölümün eşiğinde olduğunu söyleyerek büyük bir tantana kopardı.
Bu sayede Thalia, aylardır yüzünü bile görmediği annesini karşısında bulabildi.
“Nasıl oldu da bu hâle geldin?”
Kızının varlığını tamamen unutmuş gibi onu görmezden gelen Senevier’in, ayrı saraya ilk kez adım attığında kurduğu ilk cümle bu oldu.
Thalia, kendi enkazı ardındaki zavallı görüntüsünün aksine, bir yaz çiçeği gibi hayat fışkırarak açılmış olan annesine baktı ve gözleri doldu.
Ona ne saf, adeta masum denebilecek kadar lekesiz görünen o berrak çehreye baktıkça, Thalia’nın içinde büyük bir kırgınlık ve öfke kabardı.
Ona avazı çıktığı kadar bağırmak istemişti. Sadece kendisini düşünerek nasıl bu kadar bencil olabildiğini sormayı planlamıştı.
Ancak ağzını açtığı an, boğazından sadece hıçkırıklar döküldü.
Thalia yeni doğmuş bir bebek gibi ağlayarak başından geçen her şeyi bir bir anlattı. Ayrı saraydaki hizmetçilerin uyguladığı o korkunç vahşeti, şimdiye kadar katlanmak zorunda kaldığı tüm o zalimlikleri tek tek itiraf etti.
Tüm hikaye bitene kadar Senevier yatağın kenarında öylece oturdu ve sadece sessizce dinledi.
Thalia, annesinin öfkesini bastırmak için sessiz kaldığını düşünmüştü. Tek kızının başına gelen bu korkunç şeyler karşısında kadının nutkunun tutulduğunu sanmıştı.
Bu yüzden Thalia onun kolunu kabaca sarstı ve hesap sorar gibi bastırdı.
“Anne! Benimle eğlenmelerine, bana eziyet etmelerine engel ol! Hemen şimdi bir şeyler yap ki kimse bana bir daha zarar vermeye cüret edemesin!”
“Neden yapayım ki?”
Senevier başını hafifçe yana eğerek sordu.
Bu beklenmedik cevap karşısında Thalia donakaldı.
Senevier’in yüzünde sadece saf bir merak vardı. İstismardan bitap düşmüş küçük çocuğunun neden kendisinden yardım istediğini gerçekten ama gerçekten anlamıyormuş gibi bir ifade takınmıştı.
“Thalia, bu saray senin sarayın ve bu kaledeki tüm hizmetçiler senin malın. Artık dokuz yaşındasın. Kendi eşyalarına bile düzgünce söz geçiremiyorsun diye gelip annene nasıl böyle trip atabilirsin?”
Thalia tamamen sözün bittiği yerdeydi.
Senevier tek eliyle yanağını destekledi ve samimi bir hayal kırıklığıyla iç geçirdi.
“Sen İmparator’un kızısın. Böyle ehemmiyetsiz yaratıklar tarafından nasıl tek taraflı olarak kurban edilebildiğini gerçekten anlayamıyorum. Benim kızımın bu kadar aptal ve zayıf olması neredeyse hayret verici.”
“A-Anne...”
Senevier, derin düşüncelere dalmış bir ifadeyle pencerenin kenarındaki muma baktı.
O ürpertici derecede güzel yüzünde, kızının uğradığı istismara dair en ufak bir öfke kırıntısı bile yoktu.
Yüzünde sadece hafif bir hayal kırıklığı, bıkkınlık ve bu ağır kanlı çocuğun zihnini nasıl açabileceğine dair derin bir tefekkür vardı. Bir insan formunu kusursuzca taklit etmiş bir böcekle konuşuyormuş gibi hissettiriyordu.
Uzun süren bir sessizliğin ardından Senevier parmaklarını şıklattı ve konuştu.
“Şöyle yapalım. Senin adına, arkamda oldukça işe yarar bir muhafız bırakacağım. Çok uzun zamandır tepeden tırnağa bizzat eğittiğim bir adamdır. Eğer onu doğru yönetebilirsen, epey faydasını görürsün.”
Sanki bu hamlesi tüm sorunları çözmüş gibi yerinden doğruldu.
Thalia alelacele annesinin elbisesinin eteklerine yapıştı.
“Öyle birine ihtiyacım yok! Ben seninle olmak istiyorum, anne!”
Bu çaresiz çığlık karşısında, Senevier’in yüzünden anlık bir tiksinti ifadesi gelip geçti.
Thalia şoktan bembeyaz kesildi.
Senevier, kıyafetinin eteklerine tutunan kızının parmaklarını tek tek çözdü, ardından ona doğru eğildi. Sonra da gerçekten ona acıyormuş gibi dilini damağına vurdu.
“Thalia, tüm bunlar benim yüzümden başladı. Peki, insanların neden benim çorbama sıçan koyamadığını biliyor musun?”
Thalia, bir yılanın önündeki fare gibi kaskatı kesildi ve cevap veremedi.
Senevier yumuşak bir tonla devam etti.
“Neden benim banyo suyum her zaman sıcak ve mis kokulu? Neden benim masam her zaman donatılmış? Neden sana yaptıklarını bana yapmayı akıllarından bile geçiremiyorlar?.. Annen sana bu sırrı versin mi?”
O kan kırmızısı dudakları, yavaşça Thalia’nın kulağına değdi.
“Çünkü benden korkuyorlar, bu yüzden böyle şeylere cüret edemiyorlar. Hatta bazıları bana tapıyor, benden ürküyor. Elbette bana karşı nefret ve aşağılama besleyen sayısız insan da var. Ama o insanlar bile beni eziyet edilecek biri olarak değil, sakınılması gereken biri olarak görüyor. Çünkü ben son derece tehditkar bir varlığım.”
Doğrudan kızının gözlerinin içine baktı. Thalia, Senevier’in gözlerinin içinde çöreklenmiş karanlık ve tekinsiz bir şeylerin kıpırdandığını görebiliyordu.
Senevier doğruldu ve arkasında son bir tavsiye bıraktı.
“Bunu asla unutma. Güçlü ve güzel olan şey, korku ve kıskançlık nesnesi haline gelir. Ancak güzel ve zayıf olan şey, çoğunlukla bir yağma malzemesine dönüşür. Özellikle de bu imparatorluk sarayında. Eğer bundan sonra seni hedef alacak sayısız canavar tarafından acımasızca çiğnenmek istemiyorsan, en azından onlara zayıf olduğunu belli etmesen iyi edersin.”
Bu sözlerin ardından çekip gitti. Arkasında olabildiğince bitkin, kırılgan kalmış kızını bırakarak...
O gece Thalia, annesinin sözlerini zihninde tekrar tekrar çiğnedi.
Zayıflar ezilirdi. Ve Senevier’in, vahşice çiğnenecek olan küçük kızını korumaya zerre kadar niyeti yoktu.
Son kalesini de kaybetmiş yenik bir askerin hissettiği şey bu muydu?
Bundan sonra başına çok daha korkunç şeylerin gelebileceği korkusuyla tüm vücudu titriyordu. Şimdikinden daha ağır bir muamele görse bile kimse onu korumayacaktı.
Artık annesi bile ondan yüz çevirmişken, Ekselansları İmparator, onuru üzerindeki bir lekeden farksız olan bu piç çocuğa dönüp bir bakış bile fırlatır mıydı?
Yorganın altına iyice büzüldü ve endişeyle tırnaklarını kemirdi. Yemek odasının zemininde kusarak yatarken gördüğü o hizmetçi ayakları zihninde canlandı. O sefalet içinde yatarken, etrafında hararetle hareket eden o kayıtsız ayaklar...
O ayakların onu değersiz bir böcek gibi çiğnediğini hayal etmek hiç de zor değildi.
Gözleri yanıyormuş gibi alev alev oldu.
'Annem haklı. Yakında tanınmayacak kadar ezileceğim. Ve ben bu duruma tamamen kendimi bir suçlu gibi gösterdiğim için sürüklendim. Suçluluk duygusu beni zayıflattı.Bana yapılan her şeyi hak ediyormuşum gibi çaresizce davranmaya başladığımda, direnmeyeceğimi içgüdüsel olarak anladılar. O içe kapanık hareketlerimde, o ürkmüş gözlerimde, o tereddütlü konuşma tarzımda... Zayıflığın şeklini buldular ve canlarının istediği kadar zalimleşmeye başladılar.'
Şafak nihayet söktüğünde, Thalia ne yapması gerektiğini artık çok net bir şekilde biliyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder