The Problematic Prince - 127. Bölüm (Türkçe Novel)

“Vazgeç. Atılmış bir duyguya tutunmanın hiçbir anlamı yok, Büyük Düşes asla geri dönmeyecek.” dedi Louise.
Björn, Louise’i hikayeler anlatmakla suçlayan alaycı bir ifadeyle bacak bacak üstüne atmış oturuyordu. İyice parlatılmış ayakkabıları şöminenin ışığında parıldıyordu.
“Neden, hâlâ surat mı asıyor?”
Sakin görünüp olayları her zamanki umursamaz tavrıyla karşılasa da, parmak eklemlerinin beyazlaması koltuğunun kenarını gereğinden biraz daha sıkı kavradığını ele veriyordu.
“Ben Büyük Düşes’ten içtenlikle özür diledim, o da beni anladı ve özrümü kabul etti.”
“O halde neden?” Björn’ün ruh hali hızla karanlık bir hal aldı.
“Kardeşim, görünüşe göre elinin altında nasıl bir eşe sahip olduğun hakkında en ufak bir fikrin bile yokmuş. Geçtiğimiz yıl tamamen bencilce davrandın ve bak ne oldu.”
Björn, en sevdiği oyuncağını henüz kaybetmiş ve bu gerçeği kabul etmeyi reddeden bir çocuk gibi görünüyordu. Louise, erkek kardeşi için acıma hissetti. Erna sadece öfkelenip hırsını dışarı vursaydı her şey çok daha kolay olurdu, bununla baş etmek daha kolaydı.
Erna gülmüş ve Louise’e minnetini dile getirmişti. Louise’in gerçekleri bilmediği için zor bir durumda kalmış olduğunu kabul etmiş ancak ona iyi olduğunu ve bulunduğu yerde mutlu olduğunu söyleyerek güvence vermişti. Pişmanlığa dair hiçbir iz yoktu.
Leonid, tüm Lechen’in Büyük Düşeslerinin dönüşünü nasıl da özlemle beklediğini açıklamaya çalışmış ama bunun pek bir etkisi olmamıştı. Björn’ün bir kavgada kolunu yaraladığı söylendiğinde ise Erna biraz ilgisiz görünmüştü.
‘Umarım daha iyi olur.’
Bunu sadece sıradan bir endişeyle dile getirmişti.
Louise, Erna’nın bu mesafeli tepkisinde hiçbir yapmacıklık veya yalan olmadığını görebiliyordu. Kocasına tapan ve kendine güveni olmayan o narin küçük çiçeğin artık var olmadığını anlayabiliyordu.
Ziyaretin sonuçsuz kaldığı ortadaydı. Erna’nın o sakin ve soğukkanlı duruşu, hiç kimse için yerinden oynamayacak aşılmaz bir bariyer olduğunu kanıtlamıştı.
Dönüşlerinde Louise bu hayal kırıklığı yaratan haberi Björn’e iletti, o ise bunu her zamanki gibi duygudan yoksun bir şekilde karşıladı. Erna’nın adı ne zaman geçse, sadece gözlerini dikip şöminenin ateşine bakıyordu.
“Sana bunu söylemekten nefret ediyorum ama Erna’yı ilk kez bu kadar huzurlu gördüm. Görünüşe göre boşanmaya kesin olarak karar vermiş.”
Louise, böylesine yıkıcı bir haberi iletmek zorunda kaldığı için kendisini bu hikayenin kötü karakteri gibi hissediyordu. Saraydan hemen ayrılmak için bir bahane uydurmayı başaran Leonid’e karşı içinden bir kıskançlık dalgası yükseldi.
“Boşanma mı?” dedi Björn, çökük gözleri Louise’i soğukça süzerken. “Boşanmak istiyor, gerçekten mi, Erna?” Björn güldü.
“Kes şunu kardeşim, her şeyi berbat ettiğin gerçeğini artık kabul etmek zorundasın.”
“Kabul etmek mi? Gerçekten mi? Sen Erna hakkında ne biliyorsun ki?”
“Görünüşe göre onu senden daha iyi tanıyorum.” dedi Louise, sabrı tükenerek Björn’e çıkışırken.
Artık adamın neyin peşinde olduğunu anlayamıyordu. Erna ile sırf sakin bir kadın olduğu, hayatını altüst etmeyeceği ve ona Gladys’i unutturabileceği için evlenmemiş miydi? Onu gerçekten seviyor muydu?
“Gerçeği benden ve büyükannemizden sakladın, bunu anlayabiliyorum; fakat karını nasıl aldatabildin? Gladys yüzünden bunca eleştiriye katlanmak zorunda kaldı.”
Louise, Björn’ün dünyada her konuda güvenmesi gereken tek kişi olan karısıyla, yani Erna ile böyle bir sırrı paylaşmış olacağını varsaymıştı. Bunu yapmadığını öğrendiğinde dehşete düşmüş ve vicdanen Erna’yı geri dönmeye zorlayamayacağını hissetmişti.
“Git, Louise.” diye tersledi Björn. Louise mavi bir ateşle parıldayan gözlerle ona dik dik baktı.
“Ben bile senin gibi bir kocayla yaşayamazdım.”
Bu sözler Louise’in ağzından çıkar çıkmaz, Björn ona keskin bakışlar fırlattı.
“Björn Dinyester iyi bir Prens olabilir ama o en kötü koca tipidir, bunu fark etmelisin.”
“Pekala, evet.” dedi Björn soğukça. “Öyleyim.”
Louise şaşkınlık içinde izlerken, Björn rahat adımlarla konuk odasından dışarı çıktı. Ayrılışından geriye kalan tek iz, kapının gürültüyle kapanma sesi oldu.
*.·:·.✧.·:·.*
Lisa’ın ayak sesleri bulutlarla kaplı bir gökyüzünün altında, dondurucu bir rüzgarın eşliğinde donmuş parke taşlı yol boyunca yankılanıyordu. Erna için Ale’in Tuhafiye Dükkanı’na yapay çiçekleri teslim ettikten sonra geri dönmekteydi.
Meydan, yıl sonu festivali için bir şeyler satan tezgahlar ve stantlarla dolup taşıyordu. Süs eşyaları satan tezgahlar vardı, bazıları ise en çok Lisa’nın dikkatini çeken tatlı ikramlar satıyordu fakat o, Erna’nın işlerini koşturmakla meşgul bir kadındı.
Lisa, bir annenin çocuğuna dışarı çıkıp oynayamayacağını söylemesi gibi, Erna’yı bu işleri kendi başına yapmaktan vazgeçirmişti. Erna soğuk algınlığının o kadar da kötü olmadığı konusunda ısrar ediyordu ancak Lisa, hanımını sandığından çok daha iyi tanıyordu ve Erna’nın henüz tam olarak iyileşmediğini biliyordu. Onun sıcak bir yerde kalması son derece önemliydi.
Erna, Kraliyet Ailesi’nin ziyaretinden beri her zamankinden daha uzun süren o sabah yürüyüşlerinden birinde bu şifayı kapmıştı. Dışarı çıkar ve yanakları kıpkırmızı, parmakları buz kesmiş bir halde öğle yemeğine kadar geri dönmezdi.
Veliaht Prens ve Düşes Heine’ın tüm çabalarına rağmen Erna, Büyük Düşeslik konumuna geri dönmeye ikna edilememişti. Doğru ya da yanlış, Erna kararını vermişti ve ne olursa olsun buna sadık kalacaktı. Her halükarda Lisa, Baden Ailesi’nin hizmetçisi olma fikrini seviyordu.
Tezgahın arkasındaki görevli “Küçük hanım, bu mektubu göndermek niyetinde misiniz?” diye sordu.
Lisa, postane kuyruğuna girdiğinin farkına bile varmamıştı.
Mektup yığınını uzatarak “Oh, evet, affedersiniz.” dedi Lisa. Lisa, içten içe Erna’nın Björn’e henüz bir mektup gönderip göndermediğini merak etmekten kendini alamadı.
Lisa, Schuber Sarayı’nın casusu olma rolünü artık bırakabileceğini hissetse de, hâlâ Büyük Dük’ün hanesinin bir üyesiydi. Üstelik Erna’nın cephesinde olup bitenler hakkında rapor edilecek pek bir şey de yoktu. Bu durum, Erna’nın güvenini sarsmadan ya da Bayan Fitz’e verdiği sözü bozmadan, Bayan Fitz’e mektuplarını yazmasını daha da kolaylaştırıyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
Björn, Erna’dan gelen mektubu gördüğünde onu küçümseyici bir tavırla masasının üzerine bıraktı. Ağırlığına bakılırsa uzun bir mektup olmalıydı; muhtemelen o köhne, küçük köydeki boş beleş işlerden ve günlük olaylardan bahsediyordu.
Bayan Fitz, “Lütfen açın Ekselansları, önemli olabilir.” diye ricada bulundu.
“Ben kendi işlerimin çaresine bakarım, bu yüzden mürebbiye sadece mürebbiye olmaya odaklanabilir.”
Bayan Fitz iç geçirdi. Bu, Erna’nın ortadan kaybolduğu o iki ay boyunca Björn’e yazdığı ilk mektubuydu. Görünüşe göre Lechen’in kurdu tamamen eski haline dönmüştü. Bayan Fitz hüsran dolu bir iç çekişle Lisa’dan gelen mektubu açtı.
Düşes Heine’ın ziyaretinden beri Prens’in tavırlarında gözle görülür bir değişiklik olmuştu. Björn Dinyester’in bir zamanlar iyi olan ruh hali uçup gitmiş, yerini tüm hizmetçilerin Prens’in etrafında yeniden parmak uçlarında yürümesine neden olan hırçın ve hassas bir duruşa bırakmıştı.
Bayan Fitz, köyde olup biten anlamsız hikayeleri barındırdığı şüphesiz olan Lisa’nın mektubunu yüksek sesle okumanın hiçbir faydası olmayacağını biliyordu.
*“Hava son birkaç haftadır iliklere kadar dondurucu bir hal aldı ama Baden Malikanesi’ndeki aile buna çok iyi hazırlanmış durumda. Görünüşe göre köylülerle aktif olarak sosyalleşiyor...”* ve mektup bu şekilde devam ediyordu.
Bayan Fitz odadan çıktıktan sonra, çalışma odası karanlık bir sessizliğe gömüldü. Björn, ancak koca bir puroyu tamamen bitirdikten sonradır ki masasının üzerindeki o kalın mektuba baktı. Bir iç çekişle mektubu eline aldı.
Mektubun ön yüzünde sadece *Björn* yazıyordu. Bu kesinlikle Erna’nın el yazısıydı, onun her zaman sabah şakıyan kuşları kadar tatlı olan o kıkırdayan kahkahalarının anılarını canlandırıyordu. Zarfın üzerinde kadının kokusunu alabiliyormuş gibi hissetti; adını mırıldanmanın, kadını gözleri sevgiyle dolu bir halde kendisine geri getireceğini sandı.
Björn bu zavallı illüzyonları kafasından defetti ve hiçbir resmiyete gerek duymadan mektubu yırtarak açtı. Mektubu baştan sona okurken onun neden bu kadar kalın olduğunu fark ettiğinde dudaklarından bir kahkaha döküldü.
Boşanma belgeleri ellerinin arasına düşmüştü.
Bu, çılgına dönmüş bir geyiğin doğrudan ilan ettiği bir savaş gibi hissettiriyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder