The Problematic Prince - 122. Bölüm (Türkçe Novel)

Lisa, o öğleden sonra ilerleyen saatlerde Bayan Fitz’in ofisini ziyarete gitti. Son zamanlarda zaten somurtkan bir halde olsa da bugün bilhassa üzgündü ve kimse bunun nedenini bilmiyordu.
Bayan Fitz önündeki defteri kapatırken “Ne oldu Lisa?” diye sordu.
Lisa, yüzündeki kararlı ifadeyle “Schuber Sarayı’ndan ayrılmak istiyorum.” dedi.
Bayan Fitz gözlerini kısarak Lisa’ya baktı. “Ne demek istiyorsun?”
Lisa, yaşlı kadının bakışlarının adeta ruhuna işlediğini ve onu daha fazlasını söylemeye zorladığını hissetti, yine de geri adım atmadı. Dik duruşunu bozmayarak öne doğru bir adım attı.
“Baden Malikanesi’ne, Hanımımın yanına döneceğim.”
“Baden’e dönmek mi? Ama Ekselansları bunu istememiş miydi?”
Lisa gözyaşlarına hakim olmaya çalışarak ellerini birbirine sürttü. İki hafta önce Erna’dan bir mektup almıştı, mektupta Erna tek bir kelime bile etmeden ayrıldığı için özür diliyor ve birlikte paylaştıkları tüm zamanlar için Lisa’ya tüm kalbiyle teşekkür ediyordu. Ayrıca Bayan Fitz’ten, eğer yer varsa Lisa’ya bir iş sağlamasını, yoksa da onu başka bir ailenin yanına yönlendirmesini rica etmişti.
Lisa “Geri dönmeye karar verdi mi bilmiyorum.” dedi.
Herkesin aksini ummasına rağmen Lisa, Erna’nın dönmesini beklemeye karar vermişti fakat o asla dönmemişti ve Lisa artık kırılma noktasına gelmişti.
“Eğer burada kalmak istemiyorsan, Ekselanslarının ricası üzerine başka bir aile için sana bir tavsiye mektubu yazabilirim.”
“Hayır.” dedi Lisa, başını şiddetle iki yana sallayarak. “Ben Baden Caddesi’ne gideceğim, lütfen.”
“Ekselanslarının doğrudan emirlerine gerçekten karşı mı geleceksin?”
“Ah hayır, Ekselansları bana kesinlikle yeniden buluşacağımızı söylemiş olmalı.”
Lisa, Erna’nın kendisine yazdığı mektubu hızla uzattı. Bu kesinlikle Büyük Düşes’ti, onun o özenli ve düzgün el yazısını tanımamak imkansızdı.
“Lisa...”
Bayan Fitz mektubu dikkatle okudu ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Mektupta, her şey yoluna girdiğinde yeniden buluşacakları açıkça belirtilmişti. Bayan Fitz, Lisa için üzüldü ve iç geçirdi.
Bayan Fitz oturduğu yerden kalktı ve pencereden dışarı bakmak için hareketlendi. Bahçeyi görebiliyordu ve bahçe oldukça kasvetli görünüyordu. Erna’nın dönüşüne dair beslenen o iyimserliğe artık bir son vermenin vakti gelmişti.
Bayan Fitz ve Lisa’ya yazılan mektuplarda Björn’den tek bir kelime bile bahsedilmemişti; kadının, Büyük Dük’ün etrafındaki işlerin nasıl gittiğine dair en ufak bir merak duyduğuna dair bir işaret bulmak da zordu.
Bayan Fitz zonklayan şakağını ovarak, çatık kaşları ve inatçı bir kararlılıkla doğrudan kendisine bakan Lisa’ya döndü.
“Pekâlâ, gidebilirsin.”
Lisa, Bayan Fitz’in daha fazla direneceğini umduğundan bir an için şaşkına döndü fakat bu şaşkınlığı kısa sürede yerini heyecana bıraktı.
“Teşekkür ederim, teşekkür ederim.”
“Ancak bazı şartlarım var.” diyerek yeniden dikleşen Bayan Fitz, kararlı adımlarla Lisa’ya yaklaştı. “Benim için yapman gereken bir şey var.”
*.·:·.✧.·:·.*
Çalışma odasından aceleyle çıkan yöneticilerle yapılan toplantının ardından Björn, kollarını dirseklerine kadar sıvamış bir halde koltuğa arkasına yaslanarak onların gidişini izledi. Uzun süren toplantının tek işareti, masanın üzerinde biriken tütün külleriydi.
Çalışma odasının kapısı kapandığında Björn ayağa kalktı, pencereye doğru yürüdü ve güneş batarken kızıllığa bürünen gökyüzüne baktı. Yapraksız kalmış çıplak ağaçlar rüzgarda sallanıyor, ona kışın hızla yaklaşmakta olduğunu hatırlatıyordu; Björn bu manzara karşısında bir kahkaha attı. Bu, Erna gittiğinden beri edindiği bir alışkanlıktı.
Arkasını döndü ve çıtırdayan odunların sesi duyulan şömineye baktı. Ardından başını kaldırıp şömine rafının üzerinde asılı duran tabloya, Pavel Lore tarafından yapılan Schuber Büyük Dükü ve Düşesi’nin portresine baktı. Erna Dinyester, yüzündeki o hafif tebessümle çok güzeldi; bu durum Björn’ü hem tatmin ediyor hem de canını sıkıyordu.
Erna’nın alanına müdahale etmemesi için bu portreyi çalışma odasına asmaya karar vermişti. Ayrıca portreyi gözden ırak bir yere asmak da saygısızlık olacağından, çalışma odası bunu asmak için en uygun yer gibi görünmüştü.
*Artık sevmediğim bir koca.*
Mektup, içindeki alaycı hissi daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyordu. Daha önce pek çok kez yaptığı gibi bunu da gülüp geçiştirdi. Bir geyiğin ne kadar tehlikeli olabileceğini, boynunun arkasından ısırıldığı o son seferden sonra çok daha iyi bilmeliydi.
Zaman geçtikçe mevsim değişti. Erna, Björn ile iletişim kurmak için bir kez bile olsun en ufak bir çaba göstermemişti. Bayan Fitz’e ve kendi özel hizmetçisine yazmıştı ama ona hiçbir şey gönderilmemişti. Kendisinden bir tepki koparmaya mı çalışıyordu?
Björn, hâlâ bu üstü kapalı ince numaraları oynamaya devam eden güzel karısının portresine baktı. Erna’nın ailesinin yanında kalmasına karşı isteksiz değildi ama gecenin bir yarısı öylece kaçıp gitmesi çok saçmaydı. Ancak bu süreç artık çok uzuyordu; bir ay ve bir hafta geçmişti, Björn yavaş yavaş sabırsızlanmaya başlıyordu.
“Ekselansları, Bayan Fitz geldiler.”
“Girsin.”
Björn arkasını döndü ve koltuğa geri oturdu. Sıvalı kollarını indirip kol düğmelerini yeniden taktı. O sırada Bayan Fitz odaya girdi.
“Ekselanslarının özel hizmetçisini Buford’a geri gönderiyorum.” dedi Bayan Fitz.
Prens’in tükenmekte olan sabrının fazlasıyla farkındaydı ve mesajını olabildiğince ölçülü bir şekilde iletmek için elinden geleni yaptı. Björn bu açıklama karşısında kaşlarını kaldırdı; bu, giderek hırçınlaştığının açık bir işaretiydi.
“Lisa mı? Erna’nın hizmetçim dediği o cehennem zebanisi mi?”
“Evet, Ekselansları.”
“Pekâlâ...güzel.” dedi Björn, sanki çok da önemli bir şey değilmiş gibi başını sallayarak.
Lisa’nın sarayın koridorlarında, her an un ufak olacakmış gibi hüzünlü bir ifadeyle dolanmasından hiçbir zaman hoşlanmamıştı. Bir hizmetçinin, hele ki Lisa gibi birinin yokluğu en ufak bir eksiklik hissettirmeyecekti.
“Zaten onun ilişiğini kesmeyi düşünüyordum, bu yüzden her şey en iyi şekilde sonuçlanmış oldu.”
“Belki de Ekselansları. Lisa’dan, bizi Ekselanslarının durumundan haberdar etmesi için periyodik olarak mektup göndermesini istedim.”
Björn yapmakta olduğu işi bıraktı ve gözlerini Bayan Fitz’e dikti.
“Eşiniz için çok endişeleniyor olmalısınız, değil mi Ekselansları?” dedi Bayan Fitz.
“Neden?” dedi Björn.
“Ekselansları?”
“Kendi kendine geri dönecek, bu yüzden böyle davranmaya hiç gerek yok.” diyerek Björn, Bayan Fitz’e o meşhur gülümsemelerinden birini fırlattı.
Bayan Fitz, artık gereksiz yere itiraz etmemesi gerektiğinin anlamını kavradı ve Prens’in çalışma odasından çıkışını izledi.
Odadan ayrılmadan hemen önce duraksadı ve Bayan Fitz’e baktı.
“Beni beklemeyin, geç döneceğim.”
*.·:·.✧.·:·.*
“Gürme sırası kimde?” diye çıkıştı Björn.
Soğuk mavi gözleri masanın etrafını taradı ve elindeki kartlara dikkatle bakarak kaşlarını çatan Peter’a kilitlendi. Peter tek bir kelime bile etmeden sadece başını salladı ve öksürdü. Uzun süredir devam eden oyun bir sona yaklaşıyordu ve her zaman olduğu gibi Björn Dinyester kazanmıştı.
Sosyal Kulübün Katili olarak nam salmıştı; herkesin elini silip süpürdükten ve çiplerin çoğunu alıp masadan kalktıktan sonra bile mutlu değildi; artık hiçbir zaman mutlu olmuyordu. Aslında tavırları, rakiplerini daha önce hiç olmadığı kadar küçük düşürmesine yol açıyordu.
Björn nadiren bu hale gelirdi ama son zamanlarda, içindeki o deli köpek mizacını gerçekten ortaya koyan bir acımasızlık sergiliyordu.
Atmosfer gergindi ve herkes Björn’ün öfkesinin keskin, mavi bıçaklarına karşı bilhassa temkinli davranıyordu. Kurbanlarını görünüşte hiç yoktan seçtiğinde, onların hem kanını hem de servetini son damlasına kadar kurutur, ardından arkasında dehşete düşmüş kart oyuncuları bırakarak gecenin içinde yine gözden kaybolurdu.
“Oh, şimdiden gidiyor musun?” dedi Peter.
Björn oturduğu yerden kalkarken, masanın etrafına bir rahatlama ve sevinç dalgası yayıldı.
'Lütfen git, lütfen.' diye geçirdi hepsi içinden.
Björn somurtkan bir şekilde başını salladı ve herkes tezahürat yapma isteğine karşı koymaya çalıştı. Kurt görünüşe göre payını almış ve inine doğru ağır adımlarla ilerliyordu. O ayrılır ayrılmaz oda hüsran dolu protestolarla çalkalandı. Sesi en çok çıkan, durumdan en kötü şekilde etkilenen Leonard’dı.
“Sadece hırsını çıkarıyor.” dedi Leonard başını sallayarak. “Tüm öfkesini ve hüsranını bizim üzerimizden akıtıyor.”
“Evet ama neden biz?” dedi Peter, koltuğuna iyice gömülerek. “Onun bu öfkesiyle daha fazla yüzleşemiyorum.”
“Büyük Düşes ne zaman dönecek? Umarım yıl sonuna kadar döner.”
“Aptal olma, bu çok uzun bir süre! Eğer yıl sonunda dönerse, ben güpegündüz bir dilenciye dönerim!”
Herkes Büyük Düşes’in dönüşünü umut ediyordu ama hiçbiri bu rüyanın gerçekten ne zaman gerçekleşeceğini kestiremiyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
Tara Meydanı iliklerine kadar soğuk ve yaşamdan yoksundu. Kış pusuda bekliyordu. Björn, fıskiyeli havuza doğru ilerlerken saat kulesindeki vakti kontrol etti; arabacının onu eve götürmek için gelmesine hâlâ yarım saat vardı.
Bjorn çeşmenin kenarına oturdu ve yıldızlara baktı. Bu gece yıldızlar çok güzeldi ve hemen tekrar Erna'yı düşünmeye başladı.
"Erna..."
Bu isim dudaklarından buz gibi bir sis bulutu gibi döküldü ve gece gökyüzüne doğru süzüldü.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder