The Problematic Prince - 121. Bölüm (Türkçe Novel)

Sevgili Björn,
Bu şekilde ayrıldığım için özür dilerim, bunun yanlış olduğunu biliyorum ama bir an bile daha kalamazdım. Beni asla bağışlamayacağını bildiğim için anlayışına sığınmaya cüret edemeyeceğim.
Björn, evliliğimizin sonuna geldiğine inanıyorum. Artık sadece küçük, basit bir çiçek olarak kalacak güvene sahip değilim. Artık eskisi kadar gülemiyorum. Eşiniz olarak devam etmek çok acı verici ve zor bir hale geldi.
Björn mektubu bir kenara bıraktı ve bir puro yaktı. Derin bir nefes çekip dumanı dışarı üfledikten sonra bir kahkaha koyuverdi. Mektubu defalarca okumasına rağmen, bu durum ona hâlâ saçma geliyordu. Her şeyin son derece yolunda gittiğini düşünüyordu ve gardını düşürdüğü ilk anda, tam boynundan bu şekilde ısırılıyordu.
Birlikte geçirdiğimiz tüm zaman için teşekkür ederim.
Sizin hayal ettiğiniz evlilik benim istediğimle aynı olmasa da, bana karşı harika davrandınız. Beni pek çok güzel hediye ve lütufla ödüllendirdiniz fakat en nihayetinde, size zorluktan başka bir şey getirmediğimi biliyorum. İyi bir eş olmayı beceremedim.
Bunu sonuna kadar götürmeyi, sorumluluklarımı yerine getirmeyi isterdim ama bunun sadece hepimiz için daha fazla acıya yol açacağını fark ettim. Sizin bir ödül eşe ya da bir kalkana ihtiyacınız yok, ben de artık sevmediğim bir adamın karısı olarak kalmaya devam etmek istemiyorum.
*Artık sevmediğim bir adam.* Björn mektubun kulağa, kendi istediği olmadığı için dudak büken mızmız, küçük bir çocuk gibi gelmesine gülmeden edemedi. Bunu gerçekten aşk yüzünden mi yapıyordu? Her şey sadece aşk yüzünden miydi?
Mektubu okurken, Erna’nın ortadan kaybolduğunu keşfettiği andan itibaren bir anı silsilesi zihnine hücum etti.
“Onu bulun. Erna’yı... Çabuk, karımı arayın!”
Erna’nın olmadığını fark ederek ayıldığı o ilk anı hatırladı. Tek düşünebildiği onu bulmaktı. Tüm hizmetçileri uyandırmış ve ona ulaşmalarını emretmişti. Dünya başına yıkılmış gibi davranarak ne büyük bir aptallık etmişti.
Björn, sanki dünyanın sonu gelecekmiş gibi davranan bu ahmakça tutumu yüzünden kendi kendini azarladı. O ani şok, üzerine buzlu su dökülmüş hissi yaratarak alkolün etkisini anında dağıtmış ve kalbinin düzensizce çarpmasına neden olmuştu. Nefes nefese kalmış, kendini mantıksız ve uğursuz düşüncelerin amansız akıntısına kapılmış bir halde bulmuştu; öyle ki yerinde durması imkansızdı.
'Erna.'
Bu isim zihninde yankılanıyor, her tekrarlanışında boğazını düğümlüyordu. Eğer Bayan Fitz elinde o mektupla çıkıp gelmeseydi, içindeki endişe onu yutmakla tehdit edecek, muhtemelen onu deliliğe sürükleyecek ve evde, hatta tüm Schuber şehrinde bir kaosa yol açacaktı.
Soluklanmak için bir an duraklayan Björn bir puro yaktı; duman havada süzülürken bir süre derin düşüncelere daldı, ardından dikkatini yeniden mektuba verdi.
Size çok şey borçluyum fakat anlamını yitirmiş bir evliliği sürdürerek daha fazla borçlanmaktansa, her şeyi şimdi bitirmenin en doğrusu olacağını düşünüyorum.
Keşke size düzgün bir şekilde veda edebilseydim ama buna daha fazla dayanamıyorum, bu yüzden bu şekilde ayrılıyorum. Düşüncelerinizi toparlamak için zamana ihtiyacınız olacaktır.
Benim için yaptığınız her şey için çok teşekkür ederim ve nezaketiniz ile cömertliğinize karşılık veremediğim için bir kez daha derinden özür dilerim. Bana yaptığınız yatırımların borcunu ödemek adına, tüm birikimlerimle birlikte banka cüzdanımı geride bıraktım.
Artık Buford’a dönüyorum ve siz hazır olduğunuzda, düzgünce veda edebilmek için elimizden geleni yapabiliriz.
Erna
Gecenin karanlığında kayıplara karışan borçludan geriye kalan mektup, en altında temiz bir el yazısıyla atılmış bu imza ile son buluyordu.
'Erna.'
Björn, adeta kendisiyle alay ediyormuş gibi duran mektubun altındaki imzaya dik dik baktı. Arkasında bu mektubu bırakıp ortadan kaybolmasının sebebini merak etti; onun peşinden gitmesini, dizlerinin üzerine çökmesini ve ona olan ölümsüz aşkını itiraf etmesini mi istemişti? Bu durum, Sorunlu Prens ile bir yıl boyunca birlikte yaşayan Erna Dinyester’e herkesin acımasını sağlamak için miydi?
O gülünç kurabiye kavanozu dışında, evlendiklerinde yanında getirdiği bazı eski kıyafetlerini de almıştı. Bir insanın yolculuk ederken ihtiyaç duyacağı şeylerden daha zahmetli bir şey götürmemişti.
'Erna.'
Evlilikleri ne kadar da mesafeli bir hal almıştı?
Onu gerçekten artık sevmiyor muydu ve bu bıktırıcı numarayı nereden öğrenmişti?
Björn düşüncelerinde kaybolmuş bir halde uzun süre sessizce oturdu. En nihayetinde mektubu bir kenara fırlattı ve hizmetçi zilini çaldı. Bir görevli hızla içeri girdi. Björn ona birkaç basit talimat verdi: Perdeleri kapatın, yemekler öğleden sonra gelsin, sadece zil çaldığında gelin ve şöminenin fazla ısınmadığından emin olun.
Ardından hizmetçiyi odada öylece bırakarak banyoya geçti. Kapıyı kapatırken yüksek sesle güldü, artık söylenecek ya da yapılacak başka bir şey kalmamıştı.
*.·:·.✧.·:·.*
“Benim iki haftam var.”
“Bu gerçekten çok kısa, benim bir ayım var.”
“Artık bu şekilde yaşayamam, benim sadece bir haftam kaldı.”
Hizmetçilerin toplandığı dinlenme odası bir gürültü ve hareketlilik dalgasıyla çalkalanıyordu. Herkesin dilindeki tek soru şuydu: “Büyük Düşes ne zaman dönecek?” Kadının gece vakti kaçışının haberi tüm saraya yayılmıştı ancak Bayan Fitz’in çabaları sayesinde dışarıya sızması engellenmişti.
Prens Björn malikanede kaos yarattıktan sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi uykuya dalmıştı. Bayan Fitz herkesi bir araya toplamış ve saray meselelerini dışarıya yaymanın bedelini onlara hatırlatmıştı.
“Sarayın içinde yaygara koparmak istiyorsanız bu sorun değil; fakat bu söylentiler olur da saray duvarlarının dışına sızacak olursa, sonuçlarına katlanmaya hazır olun.”
Yaşlı kadın, ölçülü ve disiplinli tonuyla herkesi sakinleştirmeyi başarmıştı. Genel olarak hoşgörülü biriydi ama çizgiyi aşan herkese karşı acımasızdı; bu, ya Prens Björn’den kaptığı ya da ona bizzat öğrettiği bir özellikti.
İlk bakışta sözleri neşeliymiş gibi görünse de, satır aralarına gizlenmiş tehdidi görmemek imkansızdı.
“Ekselansları, dinlenmek üzere kırsaldaki büyükannesinin evine gitti; eğer bu gerçek dışında başka bir şey duyacak olursam, ikinci bir şansınız olmayacak.”
“Bahse girelim mi?”
Bahisler bir hafta, bir ay ve hatta bir yıl arasında değişiyordu. Genel personelin duruma bu kadar çabuk ayak uydurması şaşırtıcıydı. Aslında bu onlar için yeni bir şey değildi, her şeye ve her konuya dair bahse girerlerdi.
Köşede oturan ve sahibini kaybetmiş bir köpek yavrusunu andıran Lisa, tüm bu olan biteni yüzünde donuk bir ifadeyle izliyordu. Sanki son yaklaşmış gibi hissediyordu.
“Neden böyle yapıyor ki?” diye sordu hizmetçilerden biri, Lisa’nın köşede surat astığını fark ederek.
“Bırak kendi haline, o her zaman böyledir.”
“Lisa, ya sen?” diye sordu parayı toplayan kişi ona.
Lisa, hizmetçiye sadece ölümcül bakışlar fırlattı; adam da üzerine gitmemenin daha iyi olacağını anlayarak paranın geri kalanını toplamayı bitirdi. En popüler bahisler bir sonraki dolunay ya da ondan bir sonraki dolunay üzerineydi.
Tam her şey sakinleşmeye başlamıştı ki, hizmetçi zili çaldı ve herkes sanki zil onları duyarsızlıkla suçluyormuş gibi donakalarak ona dik dik baktı. Zil, aç bir kurdun gür tonuyla bir kez daha çaldı.
*.·:·.✧.·:·.*
Günün çilesi, görünüşte son derece masum bir olayla başladı: perde.
Bir hizmetçi kız, yatak odasındaki tüm karartma perdelerini hararetle açarak, yatakta doğrulan Björn’ün yüzüne öğle vaktinin parlak güneşini doğrudan yansıttı. Hizmetçiye hiçbir şey söylemedi, sadece ona dik dik baktı. Hatasını fark eden kız, tüm perdeleri aceleyle yeniden kapattı.
Prens, kızın bu iş için uygun olmadığını belirterek hiçbir yumuşama belirtisi göstermedi. Düzgün şekilli kaşları çatılmıştı ve bu hali ona öfkeli bir kurt görünümü veriyordu.
Yarısı! Yarısı!
Sabah gazetesini ve çayı bıraktıktan sonra, başhizmetçi Karen genç hizmetçi kıza doğru dilini şaklattı ve gidip perdeleri yarıya kadar açtı. Güneş ışığının yatağın üzerine yalnızca ince bir şerit halinde düşmesini sağlayacak şekilde onları dikkatle ayarladı.
Büyük Düşes saraydan kaçtığından beri Björn berbat bir ruh halindeydi ve bu ruh halinin acısını personelden çıkarıyordu. Bitmek bilmeyen hırçınlığı, geçen her günle birlikte daha da kötüleşiyor gibiydi. İşleri daha da zorlaştıran şey ise bugün onların ilk evlilik yıldönümü olmasıydı.
Hizmetçilerin pek çoğu bu durumu fırsat bilip tatile çıkmış ve izin almıştı ancak saraydan kaçmayı başarabileceklerin sayısı oldukça sınırlıydı. Geri kalanlar ise adeta çok ince bir ip üzerinde yürümek zorunda kalmıştı.
Neyse ki Prens çayını bitirip gazetesini okuduktan sonra, daha fazla hırçınlık göstermeden banyoya geçti. Hizmetçiler ilk engeli aşmışlardı ama önlerinde hâlâ günün geri kalanı vardı.
“Büyük Düşes ne zaman dönecek? Bu şekilde çalışmaya devam edersem sanırım sinir hastası olacağım.” diye sordu genç hizmetçi, fakat Karen ona cevap vermedi. “Ekselanslarını çok özledim.”
Herkes bu düşünceye katılıyordu. Hepsi, Ekselanslarının hâlâ buralarda olduğu o eski güzel günlerin özlemini çekiyordu.
Yaşanan bu acı verici deneyim, eşini kaybetmiş bir kurdun amansız eziyetine katlanmaktan fırlayıp gelen dokunaklı ve sarsıcı bir ders niteliğindeydi.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder