The Problematic Prince - 89. Bölüm (Türkçe Novel)

Isabelle Dniester, büyük salona bakan ikinci kat korkuluklarının ortasında durdu. Oda orkestrasının çaldığı vals melodisi, bahar gecesinin coşkusunu canlandırıyordu. Kalabalık çiftler halinde bir araya geliyor, kahkahalar ve sohbetler eşliğinde salonun dört bir yanında dans ediyordu.
“İlk partiniz oldukça başarılı geçti.” dedi, övgü dolu sözlerini yumuşak ve sıcak bir tavırla dile getirerek.
“Teşekkür ederim Hazretleri, çoğunlukla Bayan Fitz’in yardımları sayesindedir.”
“Tuhaf, Bayan Fitz ise her şeyin senin yılmak bilmeyen çaban sayesinde olduğunu söyledi. Ayrıca Björn’e bir hediye olması adına Düşes Arsene’i gelmeye ikna etmek için onu her hafta ziyaret ettiğini de duydum.”
“Oh, ah, evet.” dedi Erna utangaç bir tavırla.
“Sana çok teşekkür ederim Erna.” dedi Isabelle Dniester, yüzünü Erna’ya dönerek.
Gelininden çok büyük beklentileri yoktu. Björn’ün bir daha asla evlenmeyeceğinden emindi ama Erna onun kalbini değiştirmişti. Kraliçe’nin tek istediği oğlunun mutlu ve iyi yaşamasıydı, Erna’dan başka bir şey talep etmemişti ama bu çocuğun böylesine büyük bir lütuf olacağını hiç düşünmemişti.
“Sana büyük bir borcum var.” dedi Kraliçe.
“Hayır, gerçekten, Düşes’i ziyaret etmek hoşuma gitti. Neredeyse her hafta Buford’daki anneannemi ziyaret ediyormuş gibi hissettim. Björn’ün büyükannesi bana karşı nazikti.”
“Lafı açılmışken, neden Barones’i davet etmedin? Birlikte olsaydık çok güzel olurdu.”
“İstedim ama büyükannem reddetti.” Erna’nın yüzü gözle görülür bir şekilde asıldı.
“O halde neden Björn’le birlikte Baden Caddesi’ne gitmiyorsunuz?” diye önerdi Isabelle, bir anlık dürtüyle. Barones’in titizlikle yayılan dedikodulara karışmamak adına şehirden neden uzak durduğunu az çok anlayabiliyordu.
Nazik yaşlı kadının, torununun iyiliğini bu kadar uzaktan dilemesini düşündüğünde Isabelle’in kalbi burkuldu. Erna’nın şehirde geçirdiği bunca zaman boyunca Baden Caddesi’ni henüz hiç ziyaret etmemiş olduğuna inanamıyordu bile. Björn’ün tasasızlığına mı, yoksa Erna’nın bitmek bilmeyen sabrına mı daha çok şaşıracağına karar vermek zordu.
“Gerçekten, gidebilir miyim?” dedi Erna inanmayarak. “Ziyaret etmek çok güzel olurdu ama kuruluş festivali yaklaşıyor ve yaz sezonu...” Erna’nın sesi kısıldı.
“Tüm bu endişeleri bir kenara bırakmak ister misin? Büyük Dük çiftinin yokluğu ne festivale ne de yazın sosyal sezonuna engel olur.” diyerek hafifçe gülümsedi Isabelle.
Baden Caddesi’ni ziyaret etme arzusu yerine kraliyet görevlerini ön planda tutan bu çocuk için üzülüyordu. Büyük Düşes’te bir kusur bulmaya can atanların dik bakışlarına göğüs germek onun için kolay olurdu. Erna’nın, her detayda Prenses Gladys ile kıyaslanıp Björn’e yöneltilen tüm eleştiri oklarını göğüsleyerek ne tür bir acıya katlandığını düşündükçe uzun bir iç çekti.
“Bir süreliğine her şeyi unut, git ve büyükanneni gör. Bunu, bize verdiğin hediyelerin karşılığında Kral ve benden bir hediye olarak kabul et.”
“Teşekkür ederim Hazretleri, çok teşekkür ederim.”
Erna tam bir sevinç sergiledi. Isabelle bir an için karşısındaki çocuktan gözlerini alamadı. Onun için ve o neşeden yoksun gülümsemesi için hala üzülüyordu. Hiçbir şey bilmeyen bu çocuğa çok sert bir gem vurması gerekiyordu.
Zor düşünceler kalbine ağır gelse de, oğlunun yanında bu çocuğun olması bir şanstı ve onu tıpkı şimdiki gibi sevmeye devam etmesini umuyordu.
Evet, o bencil bir anneydi.
*.·:·.✧.·:·.*
Partinin tüm hızıyla devam ettiği salona bağlanan teras, gruplar halinde oturup puro içen beyefendilerle doluydu.
Björn, fıskiyenin sesini daha iyi duyabileceği bir yerde oturmuş, bahçeyi seyrediyordu. Puro dumanı gece gökyüzüne doğru yükselip kaybolurken, bahar gecesinin coşkusu da yavaş yavaş derinleşiyordu.
“Hey Björn, Vikont Hardy seninle çok ilgileniyor gibi görünüyor.” diyerek takıldı Peter.
“Biliyorum.” dedi Björn, puro dumanının dudaklarının arasından süzülmesine izin vererek.
Walter Hardy tüm gece boyunca Björn’ün dikkatini çekmek için çabalayıp duruyordu. Bu, Björn’ün hiç ilgisini çekmeyen beyhude bir çabaydı. Björn sadece gülümsedi, onu karşıladı ve onunla aynı masaya oturdu. Björn, adamın tükenmek bilmeyen gölgesinden yorulmaya başlamıştı. Sadece Erna davet ettiği için buna katlanıyordu.
Erna, babasıyla birlikte koridorda yürümek düşüncesine bile katlanamamıştı, yine de kraliyet ailesinin itibarını korumak adına tüm Hardy ailesini davet etmişti. Bu yüzden Björn, karısının bu niyetine saygı göstermek için onlara tahammül ediyordu.
Björn artık hiçbir ilgi göstermeyince, partidekiler her zamanki konuşma konularına geri döndüler. At yarışları, kuruluş festivali balosu ya da şu sıralar hangi cemiyet güzelinin şöhretin spot ışıklarının tadını çıkardığı... Björn ilgisiz görünse de yine de konuşulanlara kulak kabartıyordu.
“Dürüst olmak gerekirse, prensimizin kumar masasında kazandığı bir kadınla bu kadar iyi iş çıkaracağını düşünmemiştim.” dedi Leonard. “Bana teşekkür etmelisin, çünkü tüm o bahis benim sayemde gerçekleşti. Bu evliliğin bir numaralı mimarı benim, öyle değil mi?”
“Kapa çeneni Leonard.” dedi Björn sırıtarak, masanın geri kalanı kahkahaya boğuldu.
“Karşılığında bir şey istemeyeceğim, belki bana sadece birkaç yatırım türetisi verirsin. Zehirli Mantar Prens ile evlenebilsin diye hepimiz nedimelik yaptık, bu yüzden en azından bize biraz minnet göstermelisin.” Leonard çenesini kapatmıyordu.
“Biliyorum. Bize gerçeği söyle; o bahis, sen çok iyi olduğun için değil, geri kalanımız lanet olası derecede çirkin olduğu için kazandığın bir bahisti.” dedi Peter, diğer herkesi kışkırtarak.
“Ne saçmalıyorsun sen, seni çılgın herif? Ben senin kadar çirkin falan değilim.” dedi Leonard.
Erna’nın etrafındaki adamlar şakayla karışık birbirlerine hakaretler savururken konuşma iyice hararetlendi.
“Erna!”
Bağırış, tam da Björn içkisini masaya bıraktığı sırada geldi. Başını kaldırdığında Walter Hardy’nin seslendiğini gördü. Björn, Walter’ın bağırdığı yöne doğru döndüğünde Erna’nın terasa çıktığını fark etti. Walter, sevgi dolu bir baba rolü keserek kızına doğru yaklaşmak üzereydi.
Björn hiç tereddüt etmeden ayağa kalktı. Etrafına endişeyle bakınan Erna, Björn’ü görünce rahatlayarak üzerindeki gerginliği attı.
“Erna.” dedi Björn.
Ona doğru yaklaşıp adını seslendiğinde Erna aceleyle kocasının yanına koştu. Björn karısının elini sıkıca tuttu ve Walter Hardy’ye ters bir bakış fırlattı.
“Ah, Altesleri, siz de buradaymışsınız.” Walter’ın yüzü anında asalakça bir hal aldı. “Epeydir görmediğim kızımla biraz laflıyordum.”
Björn, şu böceği tek bir hamleyle ezip geçebileceği ve kimsenin bunu umursamayacağı daha barbarca bir çağda yaşamayı diledi. Hatta muhtemelen bu eyleminden dolayı övgü bile alırdı. Björn içten içe yeniden hayıflandı ve kendini gülümsemeye zorladı.
“Anlıyorum.” dedi Björn sadece, her zamanki umursamaz tavrıyla.
“Eğer sakıncası yoksa, kızımla gerçekten konuşmak isterim.”
Tam adama gitmesini söylemek üzereyken, Björn’ün dikkati Erna’nın aniden tutulan öksürük kriziyle dağıldı, Walter’ın parmaklarının arasındaki puroyu fark etti.
“Kusura bakmayın ama gördüğünüz gibi karım pek iyi hissetmiyor, bu yüzden bu konuşmayı başka bir zamana ertelemek zorundasınız.” Björn, çenesini hafifçe kaldırarak konuşmayı kestirip attı.
Kayınpederi her zaman açgözlülükten kör olmuş bir adamdı ve dolandırılma konusunda o kadar ustaydı ki, devasa miktarda borç biriktirip bundan kurtulmak için kızını satmaya kalkışmıştı. Leonard kısmen haklıydı; Erna’yı Björn’ün kollarına iten asıl mimar Leonard değil, Walter Hardy’ydi. Av sahnesine yavru bir geyiği süren berbat bir avcıydı. Böylesine değerli bir insana karşı biraz sabır gösterememesi için hiçbir neden yoktu.
Björn, Walter Hardy’yi arkalarında şaşkınlıktan dona kalmış bir halde bırakarak Erna’nın koluna girmesiyle terastan ayrıldı. Son merdiven basamaklarını da inip bahçeye çıktıklarında Erna’nın öksürüğü kesilmişti, gözleri yaşarmış ve burnu kızarmış olsa da hala gülümsüyordu.
“Björn, Kraliçe seninle birlikte büyükannemi ziyaret etmeye gidebileceğimizi, bunun bir sakıncası olmadığını söyledi. Eğer sen de istersen.”
“Gitmek istiyor musun?” diye sordu Björn, cevabı zaten bildiği halde.
“Evet, eğer senin için de uygunsa.”
Erna ona bir adım daha yaklaştı ve papyonunu düzeltmek için elini uzattı. Björn bu düğümü atmak için ne kadar çok uğraştığını hatırlayarak çaresizce gülümsedi. Erna papyonu düzeltmek için çekiştirirken, düğüm sanki kendisiyle alay ediyormuş gibi hissettirdi.
“Çok fazla vaktini almayacağım, tamam mı?”
Erna’nın uzun süren sessizliği bir reddediliş olarak algılamasıyla gözlerinde çaresiz bir ifade belirdi. Björn onun bu gözlerini gerçekten çok seviyordu. Sadece kendisine bakan o güzel, parıldayan gözleri... Sırf kendisi yüzünden ağlayan ve yine kendisi yüzünden gülen Erna...
Björn, onu izlerken bu küçük kontrol anının tadını çıkardığını açıkça kabul ediyordu. Sanki taca dair hiçbir pişmanlığı yokmuş ve sadece burada, bu kadınla birlikte olduğu için mutluymuş gibiydi. Yine de bu durum oldukça komikti, bu evliliğin o kadar da kötü gitmediği gerçeği Björn’ü güldürdü.
Björn gülümsedi ve başıyla onayladı. Rüzgar, bahar çiçeklerinin o tatlı kokusunu taşıyordu ve ardından Erna güldü. Taht ve taç, onun gözlerinde parlak bir şekilde ışıldıyordu. O, onun güzel küçük krallığıydı.
Björn, Erna kravatıyla olan işini bitirirken elini uzattı ve onun yanağını okşadı. Eğilip önce alnından, sonra burun kemerinden ve en sonunda da dudaklarından öptü. Erna onun kollarının arasında adeta küçüldü. Björn bunu inkar edemezdi, sonunda her şey yoluna girmişti.
O, kendi krallığının kralıydı ve bu krallığı gerçekten çok seviyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder