The Problematic Prince - 88. Bölüm (Türkçe Novel)

Bayan Fitz’in yardımıyla Erna, yemek odasını yemek takımları ve çiçeklerle mükemmel bir şekilde hazırlamayı başardı. Oda, baharın bizzat kendisi kadar güzel görünüyordu. Şamdanların yerleşimi de dikkatle incelendikten sonra hazırlıklar kusursuz hale gelmişti.
Erna daha sonra şefle durumu kontrol etmeye gitti, ardından kutlama için gelecek konukların karşılanacağı salona doğru aceleyle ilerledi.
“Endişelenmeyin Altesleri, sizi temin ederim ki hiç kimse bu kutlamada bir kusur bulamayacaktır.” deyip duruyordu Bayan Fitz, bir gölge gibi Erna’yı takip ederken.
“Bunu sizden duymak beni biraz olsun rahatlatıyor, Bayan Fitz.” dedi Erna zayıf bir gülümsemeyle.
Ziyafet salonu, cilalı zeminden yansıyan gösterişli avizelerin yumuşak kehribar tonlarındaki ışıklarıyla aydınlanmıştı. Tavandan tabana uzanan büyük pencerelerin önüne krem rengi, ipek perdeler asılmıştı. Salondaki her şey, güzel bahar bahçesine uyum sağlayacak şekilde seçilmişti.
“Erna.” diye seslendi biri.
Kendisine adıyla seslenen sesi takip eden Erna; salonun merkezinde, zemine işlenmiş kraliyet armasının üzerinde duran Björn’ü gördü. Onu Büyük Dük salonunun ortasında öylece dururken görmek, tüm sahneyi onun için daha da mükemmel kılıyordu.
Temkinli adımlarla ona doğru yaklaştı ve o ilerlerken Björn elini uzattı. Erna onun yanında durdu, başka hiçbir yerde olmak istemezdi.
“Nasıl görünüyor, iyi mi?” diye sordu ona, her zamanki yumuşak fısıltısıyla.
“Ne fark eder ki? Doğum günüm her yıl gelip geçiyor.” dedi Björn, düz bir cevap vererek.
“Ama bu, birlikte kutladığımız ilk doğum günü.”
“Büyütülecek ne var?”
“Bu benim için gerçekten çok önemli.” dedi Erna kararlı bir sesle.
Björn karısına doğru baktı ve ona gülümsedi. Kadın her zaman küçük olayları büyük jestlerle kutlamaya çalışırdı. Sonra aklına, hiç kimsenin hatırlamadığı o ilk doğum günü geldi. Bu düşünceyi zihninden uzaklaştırdı.
“İlk konuklar geliyor.” diyerek onları bilgilendirdi bir görevli; Björn, Erna’nın elini sıktığını hissetti.
Lisa yakınlarda duruyor ve Büyük Düşes’in en güzel şekilde görünmesini sağlamak için verdiği tüm o emeğe hayranlıkla bakıyordu. Erna, su perisi kadar saf ve güzel görünmesini sağlayan açık mavi bir elbise giymişti. Kabul etmekten hoşlanmasa da Erna, Björn’ün yanındayken daha zarif görünüyordu. Kocasının etrafındayken adeta parıldıyor ve ışık saçıyordu.
'Lütfen, lütfen, lütfen.'
Lisa, o bencil prensin karısının güzelliğini fark etmesi için içinden yalvarıp dua ediyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
“Yemek masasının etrafındaki oturma düzenini ayarlamamız gerekiyor sanırım.” dedi Bayan Fitz.
“Hayır, biraz daha bekleyeceğim.” dedi Erna, biraz düşündükten sonra.
“Altesleri, bir karar vermelisiniz.” Bayan Fitz çaresizlikle Erna’ya baktı.
Ziyafet vaktine neredeyse hiç zaman kalmamıştı ve Düşes Arsene henüz ortalıkta görünmemişti. Björn’ün yanında bir koltuğu vardı ve eğer gelmezse o koltuk boş kalacaktı.
Bayan Fitz tam biraz daha ısrar etmek üzereyken salondaki konuşma uğultusu aniden bıçak gibi kesildi. Tüm konuklar girişe doğru bakıyordu.
“Aman Tanrım, inanamıyorum.” diye fısıldaşıyorlardı kendi aralarında.
“Büyükanne, geldin mi?” dedi Prenses Louise.
Bu büyük şaşkınlığa sebep olan Düşes Arsene, sanki sokakta sıradan bir yürüyüş yapıyormuş gibi odanın ortasında ilerledi. Herkesi görmezden geldi ve sadece tek bir kişiye, Büyük Düşes’e baktı.
“Ah, büyükanne, geldin.” dedi Erna, Düşes’e doğru koşarak.
Kendilerine şoke olmuş yüzlerle bakan insanları tamamen unutmuştu. Düşes Arsene, Erna’nın bu fevri davranışı karşısında dilini şaklattı ama gözleri eskisinden daha yumuşaktı.
“Pekala, bir delinin saldırısına uğramış birine göre gayet normal görünüyorsun Erna. Ben buraya sadece ne kadar zavallı bir hale düştüğünü görmeye gelmiştim ama görüyorum ki vaktimi boşa harcamışım.”
Kötü niyetli bir tonla konuşmuştu ve etraflarındaki insanlar fısıldaşarak homurdanmaya başladılar. Ancak herkesi şaşırtacak şekilde Erna, bu kadar ağır hakaretler karşısında sadece gülümsedi.
“Burada neler oluyor, bana hiçbir şey söylemediniz anne.” dedi Kraliçe.
Kral, Veliaht Prens ve Björn, Erna’nın yanında durmak için öne doğru çıkarken, Düşes Kraliçe’ye asık bir suratla baktı.
“Bunun seninle hiçbir ilgisi yok, bu yüzden canını sıkmana gerek yok. Ben Büyük Düşes’in misafiriyim, öyle değil mi Erna?”
Düşes, Björn’e bir göz attıktan sonra Erna’ya döndü. Yaşlı kadının her zaman soğuk ve sert olan ifadesi bir gülümsemeye dönüştü. Düşes ona bu soruyu yöneltirken tüm gözler Büyük Düşes’e çevrilmişti. Erna bir an için tüm gerginliğini tamamen unuttu ve gizemli bir ortaklıkla gülümsedi.
“Evet büyükanne, hoş geldiniz. Gelmenize çok mutlu oldum.”
*.·:·.✧.·:·.*
Oturacağı yere kadar eşlik edilen dik duruşlu hanımefendinin üzerinde tüm gözler toplanmıştı. Düşes, Björn’ün yanına oturacağını öğrendiğinde derin bir kaş çatışıyla bariz memnuniyetsizliğini dile getirdi. Kadının o büyük öfkesini bilen kalabalık, yaklaşan bir fırtınayı bekler gibi bir patlama anını bekledi.
Björn’ün evlilik dışı bir ilişki nedeniyle Veliaht Prenslikten çekildiğini öğrendiğinde, Düşes’in saraya kadar yürüdüğü, Prens’e bir tokat attığı ve onunla bir daha asla konuşmayacağına yemin ettiği söylenirdi.
“Büyük Düşes ne düşünüyordu hiç bilmiyorum.” diye fısıldadı Louise kocasına.
Düşes her an arkasını dönüp gidecekmiş gibi görünüyordu ama uysalca Björn’ün yanındaki yerini aldı. Geçmiş yılların düşmanlığını tamamen unutmuş gibi sakin bir şekilde oturdu.
Björn’ün tepki vermek için çok fazla zamanı olmamıştı, bir şeye dalmıştı ve kalabalığın nasıl tamamen sessizliğe büründüğünü neredeyse hiç fark etmemişti. Büyükannesinin kendisine doğru yaklaştığını fark ettiğinde, kadının bakışlarına karşılık vermekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Hafif bir huzursuzluk vardı ama ikisi de göz temasını kesmedi.
2Beni kandırabileceğini sanma.' diye haykırmıştı Düşes yıllar önce. Odaya daldığında attığı o çığlıklar Björn’ü harekete geçirmişti.
'Bana gerçeği söyle,' diye talep etmişti. 've bana yalan söylemeyi aklından bile geçirme. Neden, neden bunu yaptın, ne sebeple?'
Düşes Arsene gerçeğe inanmayı reddetmişti, Björn’ün bir şeyleri gizlemek için bir sis perisi oluşturduğundan emindi ve onu gerçek için sıkıştırmıştı.
'Ben sadece böyle biriyim büyükanne.' demişti Björn bir kahkahayla, verdiği tek cevap buydu. 'Lütfen bunu kabul et.'
Björn bu sözleri söylediğinde Düşes Arsene’in öfkesi patlak vermiş ve salonda bir tokat sesi yankılanmıştı. Çok sert bir tokattı ama acısı uzun sürmemişti. Björn’ün aklında en çok yer eden şey gözyaşları olmuştu; büyükannesinin bir daha onunla asla konuşmayacağına yemin ederken ağladığını görmek...
Kraliyet ailesinin ve ulusun iyiliği içindi. Sahte bir dava uğruna bir şehitmiş gibi davranmıştı ama şimdi geriye dönüp baktığında, pekala, artık o kadar da emin değildi. Belki de gerçekten sadece bencilce davranıyordu ama o, oydu işte.
Şimdi bile bu gerçek değişmemişti, bu konuda hala yapabileceği bir şey yoktu. Kalbi ne kadar kötü kırılmış olursa olsun büyükannesine gerçeği söyleyemezdi. Onun en gözde torunu olmuştu ve onunla yüzleşmek zorunda kalmaktansa, sadece bu aşağılanmayla yüzleşmekten memnundu.
“İyi görünüyorsun, en azından kırışıklıkların epey düzelmiş.” dedi Björn bir kahkahayla.
“Bunca yıldan sonraki ilk sözlerinden çok etkilendim.” diyerek Düşes de bu şakaya bir kahkahayla karşılık verdi.
İşte bu kadar, diye düşündü Erna; böylesine sıradan ve küçük bir şeyle bile Düşes sözünü bozmuştu.
Düşes’in gelişinin yarattığı şoktan yavaş yavaş sıyrılan parti konukları yeniden kendi aralarında konuşmaya başladılar. Soğukkanlılığını koruyabilmesiyle tanınan Kraliçe bile bu manzaraya huzursuzlukla bakıyordu. Sakinliğini koruyan tek kişi Büyük Düşes’ti.
*.·:·.✧.·:·.*
“Erna, Erna.” diye seslendi Brenda Hardy.
Kadın koşarak yanına geldiğinde Erna balkonun korkuluklarına yaslanmıştı. Erna, Brenda’ya şaşkınlıkla baktı.
Brenda Hardy etrafına bakıp kulak misafiri olacak kimsenin bulunmadığından emin olduktan sonra aceleyle Erna’ya doğru bir adım daha yaklaştı. Erna ile konuşmak için bu anı seçecek kadar tetikte beklemiş olmalıydı.
“Bayan Vikontes?” dedi Erna, mahcubiyetini gizleyerek.
En başta bu partiye davet edilmelerinin tek sebebi Bayan Fitz’di. Bu ikisi, Büyük Düşes hakkındaki dedikodulara derinden batmış durumdaydı ve bu dedikoduların üzerine soğuk su serpmek için onları davet etmek mantıklı bir hareket olabilirdi.
Erna ilk başta çok isteksiz davranmıştı ama Björn’ün hatrına sonunda onları davet etmişti. Yine de bu onlarla ilişki kurmak zorunda olduğu anlamına gelmiyordu ve Erna’ya göre artık Hardy soyadıyla hiçbir bağı kalmamıştı.
Balkonda uzun bir süre sessizlik içinde birlikte durdular.
“Pekala, söyleyecek bir şeyiniz yoksa ayrılmak istiyorum.” dedi Erna.
“Henüz hiçbir haber yok, endişelenmeye başlıyorum.”
“Haber mi?”
“Bir çocuk haberi.” dedi Brenda Hardy, endişeli bir anne gibi görünmeye çalışarak. “Etrafa soruşturuyordum ve hamile kalma şansınızı artıracak bir iksir buldum. Konumunuzu sağlama almak için yakında bir çocuk doğurmalısınız. Bakın, epey büyük bir miktar hazırlattım ve daha sonra malikaneye bıraktıracağım.”
“Vikontes!” dedi Erna, kadının söyledikleri karşısında dona kalarak.
“Şu an dikkatsiz davranma zamanı değil Altesleri, Prenses Gladys’e bakın; bir oğlu vardı ve yine de bu kadar kolay bir kenara itildi. Bir çocuğunuz olmazsa sizin ne şansınız olduğunu sanıyorsunuz?” Brenda, Erna’nın elini tuttu. “İyi düşünün, o Prens’in nasıl biri olduğunu herkesten iyi siz biliyorsunuz.”
“Kocam hakkında bu şekilde konuşmayın.” dedi Erna, elini hızla geri çekerek.
“Benden pek hoşlanmadığınızı biliyorum ama sizin tarafınızda olan, güvenebileceğiniz başka kimse yok. Aynı gemide değil miyiz?” Erna’ya doğru yeniden elini uzattı ama tam o sırada balkona bir görevlinin çıkmasıyla Erna geriye doğru çekildi.
“Altesleri; Hazretleri Kraliçe, sizinle konuşmak istiyorlar.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder