The Problematic Prince - 82. Bölüm (Türkçe Novel)

Erna sabahına bahçede başladı. Bahar tüm gücüyle geldiğinden beri, sabahlarının çoğunu bahçede dışarıda geçiriyordu. Björn uyandığında Erna’yı yatakta bulamazdı ve bu onun için pek hoş bir durum değildi.
Björn yatak odasının balkon korkuluklarına yaslanmış, büyük fıskiye ile Abit Nehri’ni birbirine bağlayan yolda yürüyen Erna’yı izliyordu. Lisa, her zamanki gibi Erna’nın ayrılmaz gölgesi olarak arkasından geliyordu.
Erna’nın şapkasındaki zengin yapay çiçekler dünkülerden farklıydı, onlar da bir önceki günkilerden farklıydı. Her sabah yürüyüşe çıkmadan önce o çiçekleri değiştiriyordu. Björn, kadının bu yönünü bir şekilde sevimli buluyordu.
Björn yüzünde bir gülümsemeyle yatak odasına geri döndü ve servis zilini çaldı. Kahya Greg, sabah gazetesi ve çayla içeri girdi.
“Altesleri, bankadan bir müşteri çalışma odasında bekliyor,” dedi Greg yavaşça.
“Ona, karım yürüyüşten döner dönmez orada olacağımı söyle.”
“Emredersiniz Altesleri, arabanın hareket için ne zaman hazır olmasını istersiniz?”
“Saat on bir iyi olur,” dedi Björn, gazeteyi okumak için yerleşirken.
Bugünkü gazetenin tam bir sayfası, Lechen ve Lars arasındaki güçlü ittifaka ayrılmıştı. Lars dışişleri bakanından alıntılar içeren, oldukça inandırıcı bir makaleydi.
Lars Kralı, Gladys’i tahta geri döndürmeyi başaramadıktan sonra bile Lechen ile mutlu ve istikrarlı bir ilişki sürdürmüştü. Bu gururu için büyük bir darbe olmalıydı ama bunun Lechen ile olan ilişkisini etkilemesine izin vermemişti.
Björn bu tarz ilişkileri severdi. Herkesin pastadan payını aldığı sürece birbirine karşı dostane bir tutum sergilediği türden ilişkileri...
Gazetedeki birkaç ilginç makaleyi okuduktan sonra Björn tekrar balkona çıktı ve bir puro yaktı. Taş duvar güneşle çoktan ısınmıştı; malikaneye çıkan basamakları tırmanan Erna’yı izlerken duvara yaslandı.
Björn, Erna’yı dikkatle izledi. Rüzgar her estiğinde şömizi vücuduna yapışıyor, güzel bedeninin hoş kıvrımlarını ortaya çıkarıyordu. Erna, sanki onun bu şehvetli incelemesini hissetmiş gibi başını kaldırıp ona baktı. Nasıl olurdu da bu kadar minyon bir kadın, Büyük Fıskiye’den ya da etrafındaki heykellerden daha fazla varlık gösterebilirdi?
“Oh Björn, uyanmışsın.”
Sesi yukarıya, ona kadar yankılandı. Björn gülümsedi ve rüzgarın hemen kapıp götürdüğü yoğun bir duman bulutu saldı. Küçük çaplı karmaşaları artık solmuş bir anıydı ve dünyası yeniden sakindi.
Olanlardan sonra, bahar sabahı daha güzel ve huzurlu görünüyordu. Malikaneye çıkan basamakları tırmanan Erna’ya, şapkasındaki dalgalanan kurdele kuyruklarına ve çiçeklere hayran kalarak el salladı.
Björn farkında olmadan purosundan derin bir nefes çekti; küller ona, kalbinin derinliklerinde bir yerlerde, sonsuz bir sessizlik içinde sessizce yağan karın sıcak korları gibi göründü.
Puro kül tablasında söndürüldü; Björn, yatak odasına çıkarken Erna’nın Bayan Fitz ile karşılaşması için dua etti, çünkü puro dumanının rüzgarla dağılmasına fırsat kalmadan karısının muhtemelen dumandan boğulacağını fark etmişti.
Dumana rağmen Erna yine de onun yanında durur ve rahatsız edici, gıcık bir öksürüğe tutulurdu. Karısının isteksizliği, sinir bozucu bir öksürükten daha katlanılabilirdi.
“Björn.” diye seslendi Erna, kendi yatak odasına girmeden önce kapıyı çalarak.
Yüzündeki parlak gülümsemeye ve ışıltıya bakılırsa Bayan Fitz’den kaçmayı başarmış gibi görünüyordu; doğruca adamın önünde durdu.
“Şuna bak, pestilin çıkmış.” dedi Björn, Erna’nın yanağını birkaç parmağının tersiyle okşayarak.
Parmak uçları kadının yanaklarına temas ettiğinde, Erna’nın sakin ifadesiyle zıtlık oluşturan oyuncu bir tavır sergiledi.
“Sanırım yine de kondisyonum üzerinde çalışmam gerekiyor.”
“Kondisyon mu?”
“Şey, ne zaman seks yapsak sonrasında hemen uyuyakalıyorum çünkü çok bitkin düşüyorum. Bunun için biraz üzgünüm.” dedi Erna sakince. Björn, bu utangaç ama bir o kadar da cüretkar karısına bakarken dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Yaptığın her şeyde o kadar çok çabalıyorsun ki, omuzlarımın yorulmasına şaşmamalı. Sanırım benim de biraz daha egzersiz yapmam gerekecek.”
“Hayır, hiç gerek yok.” Erna, ciddiymiş gibi davransa da hala gülümsüyordu.
Björn güldü ve karısını serbest bıraktı.
“Hazırlan Erna, tanışman gereken biri var.”
.·:·.✧.·:·.
Kurabiye kavanozunu boşaltmanın karşılığında aldığı tek şey, küçük bir kitaba benzeyen ince bir kağıt yığınıydı. Elindeki banka cüzdanına kaşlarını çatarak baktı. Üzerinde kendi adı ve yatırılan para miktarı yazıyordu ama bu küçük defterin tüm parasının yerini aldığına inanamıyordu.
Şehirdeki insanların paralarını bankada tutmayı sevdiklerini biliyordu ama Björn onu çalışma odasında Freyr Bank çalışanıyla tanıştırana kadar, kendisinin de o insanlardan biri olacağını hiç düşünmemişti.
Erna boş kurabiye kavanozuna pişmanlıkla baktı. O kavanoz, Björn’ü tanımadan önceki zamanlarından ve onları evliliğe götüren şartlardan kalma bir hatıraydı. Geçmişteki çabalarının ve verdiği bir sözün sembolüydü.
Bankacı işlemleri bitirip Erna’nın birikimleriyle gitmek üzere ayağa kalktığında, Erna hüzünlü bir iç çekti.
“Yeni kurabiye kavanozunu beğenmedin mi?” dedi Björn, banka cüzdanını işaret ederek.
Björn kollarını gevşekçe kavuşturmuş oturuyordu. Erna önce ona, sonra banka cüzdanına, sonra tekrar ona baktı ve hafifçe başını salladı.
“Eski yöntemi daha çok seviyordum, parayı geri alamaz mıyız?”
“Bak Erna, kurabiye kavanozunu artık bırakmalı ve medeni toplumu kucaklamalısın.”
“Ama bu kağıt hiç paraya benzemiyor.”
“Öyle, ama paranı temsil ediyor. Bak, burada ismin yazıyor değil mi?”
“Öyle olsa bile, ya banka paramı kötüye kullanırsa? Ya kaybederlerse? Ya bana geri vermezlerse?” Erna, gözlerinde güvensiz bir ifadeyle Björn’e baktı.
“Endişelenme, paranı senden esirgemezler.”
“Peki ya iflas ederlerse? İnsanların paralarını kaybetmelerinin bir yolunun da bu olduğunu duymuştum.”
Erna, bankanın sahibi hemen yanında oturuyormuş gibi tam bir cehalet içinde, bankanın iflas edeceği ve parasının çöp olacağı konusunda giderek ciddileşiyordu.
“Bu şüpheye sahip olman güzel Erna, sanırım asla dolandırılamayacaksın.” Dolandırılma lafı geçer geçmez Erna’nın gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Lütfen bunu söyleme olur mu? Bu kelimeden gerçekten nefret ediyorum.” Erna, Björn’e sert bir yüzle bakınca Björn’ün muzipliği üzerinde toplandı.
“Ah, dolandırıcılık dememi istemiyor musun? Dolandırılmak senin için acı verici bir kelime mi Erna? Sanırım dolandırıcı demeyi bırakabilirim.”
“Björn,” Erna dudak büktü.
“Eğer banka iflas ederse, paranı ilk senin almanı sağlayacağım, o yüzden merak etme.”
Küçük bir hırsız olmakla suçlanmaktan, bir dolandırıcılık sanatçısı olarak anılmaya kadar Björn gururunun incinmesi gerektiğini hissetti; ama Erna’nın endişelerini anlıyordu. Bu Erna’ya bir hediye olduğu için biraz daha tolerans göstermemesi için hiçbir sebep yoktu.
“Sadece yeni kurabiye kavanozuna daha fazla alışman gerekiyor. Güven bana, eski kavanozdan çok daha iyi ve kolay olacak,” Björn rakibi olan kurabiye kavanozuna asık bir suratla baktı. Kardan adam hala ona gülümsüyordu ve bu gülümseme artık çok daha tehditkar görünüyordu. “Kardan adamın paranı tek bir yerde tutabilir ama yeni kurabiye kavanozun değerini artıracaktır.”
“Gerçekten mi, daha fazla mı param olacak?” Erna’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Kendi haline bıraksam bile gerçekten daha fazla mı param olacak?”
Erna’nın faiz oranları hakkında belli ki en ufak bir fikri yoktu. Ona şaşkınlık ve şüphe karışımı bir bakışla baktı. Björn, Erna’nın büyüdüğü yeri merak etmeye başladı, gerçekten bu kadar cahil bir hanımefendi mi yetiştirmişlerdi?
Sakin bir tavırla Björn; mevduatları ve faiz oranlarını açıklamaya koyuldu. Erna onu büyük, hayret dolu gözlerle ve öğrenme arzusuyla dikkatle dinledi. Björn sözlerini bitirdiğinde Erna o kadar heyecanlanmıştı ki, banka cüzdanını yatağının yanına asmaya karar verdi.
“Teşekkür ederim Björn, ona gözüm gibi bakacağım.” Erna her zamankinden daha parlak bir şekilde gülümsedi.
Banka cüzdanını kardan adamlı kurabiye kavanozunun içine yerleştirdi. Görünüşe göre o kavanozu tamamen terk edemeyecek kadar inatçıydı.
“Neden kasayı kullanıp o eski şeyi bırakmıyorsun?”
“Eski olabilir ama benim için çok değerli. Onu atmak istemiyorum, dedemin hediyesiydi.” Erna kavanozu dikkatlice kucağına koydu. “Annem vefat ettikten sonraki ilk doğum günümde, sekiz yaşındayken almıştı bana. Kurabiye kavanozundaki kardan adam gibi gülümsememi istediğini söylemişti. Dışarı çıkıp tıpkı bunun gibi bir kardan adam yapmıştık.” yıpranmış teneke kapağı hafifçe okşadı ve tıpkı kardan adam gibi gülümsedi. “Şimdi her zamankinden daha kıymetli. O kardan adam eriyip gitti ve dedem artık burada değil. Bunu mümkün olduğunca uzun süre yanımda tutmak istiyorum.” Erna bu yürek burkan anısını paylaşırken bile gülümsemeye devam ediyordu.
Björn biraz mahcup hissetti; artık Erna’nın o kavanozu atmasını bekleyemezdi, bu yüzden sadece başını sallamakla yetindi.
Sekiz yaşında.
Bu sözler bir süre kulaklarında yankılandı. Vikont Hardy’nin eski karısının öldüğünü zaten biliyordu ama Erna’nın o sırada kaç yaşında olduğunu duymak içini bir melankoliyle doldurdu.
Babası tarafından terk edilmiş, hemen ardından annesini kaybetmişti. Düşününce, epey üzücü bir hayatı olmuştu. Geçmişi onu üzse de, her zaman yüzünde bir gülümseme taşıdığı için bunun onu etkilemesine nadiren izin veriyor gibi görünüyordu.
“Oh Björn, gitme vaktin gelmedi mi? Banka yöneticileriyle toplantın olduğunu söylemiştin.”
“Sorun değil, iptal edebilirim.” Björn koltuğuna yaslandı.
“Ne, neden?”
“Hiçbir şey yapmasam bile, senin çiçeklerini yapıp beni beslemekle mutlu bir şekilde meşgul olacağını hissediyorum.”
“Hayır, yapma.” Erna ayağa kalktı ve şiddetle başını salladı. “Git, çok çalış ve bana çok daha fazla faiz kazandır.”
Björn, karısının bu kararlı hırsını görünce kahkahayı patlattı.
“Git hadi, şimdi, ben Bayan Fitz’i çağırtmadan önce.”
Björn, karısının üzerindeki baskısına ve savurduğu o korkunç tehditlere daha fazla dayanamadı. Her zamanki gibi Erna, arabasına kadar ona eşlik etti. Björn, kadının sanki onun gerçekten toplantıya gittiğinden emin olmaya çalışıyormuş gibi hissetti. Kendi elleriyle bir canavar yaratmıştı.
Bunu kendi lehine kullanmalıydı; ondan her ne zaman edepsizce bir şey yapmasını istese, onu faiz vaadiyle kandırabilirdi.
“Güle güle.” dedi Erna.
Björn arabadan geriye dönüp baktığında, kendisine el sallayan küçük bir geyik yavrusu gördü.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder