The Problematic Prince - 81. Bölüm (Türkçe Novel)

the-problematic-prince

Erna tavana dik dik baktı, kendini uzaklaşmış hissediyordu. Bunun üzerine şimdiden yüzlerce kez düşünmüştü ama dikkatini bir türlü toplayamıyordu.


“Bu kadar endişelenmeyin.” dedi Doktor Erickson.


Erna’ya nazikçe gülümsedi. Durum tam tersi olsaydı kendisi de mahcup hissederdi, bu yüzden Erna’yı rahatlatmak için elinden geleni yaptı.


Bayan Fitz doktorun yanında duruyordu. Tüm muayene boyunca yavaşça geri çekilen Lisa, kısa bir süre önce odadan çıkmıştı. Erna odada bir kişinin daha eksilmesine sevindi.


“Vücudunuzda herhangi bir sorun olmadığını bildirmekten çok memnunum Altesleri.”


“Bu zaten beklenen bir şey,” dedi Bayan Fitz.


İkisi onu rahatlatmaya çalışırken Erna gülümsemeye çalıştı. Mide bulantısı ve adet gecikmesi nedeniyle hamile olduğunu düşünmüştü. Tam doktor geldiği sırada regl dönemi başlamıştı. Erna muayeneyi bir süreliğine durdurup banyoya gitmişti. Durumun gerçekliğine inanamıyor ve mahcubiyet hissediyordu. Duman olup yok olmak istedi.


“Sadece yarım yıldır evlisiniz, gençsiniz ve önünüzde bolca zaman var. Acele etmeye gerek yok,” dedi doktor Erna’ya bakarak.


Erna başını zar zor kaldırdı. Yorganı kavrayıp üzerine çekti. Yatakta bir hasta olarak yattığı için ağlamak istiyormuş gibi hissetti ama aynı zamanda o bir hasta değildi.


“Ancak, sürekli mide krampları ve mide bulantısı konusunda endişeliyim. Daha güçlü bir ilaç yazacağım ama size ne verirsem vereyim, stres altındayken bu geçecek bir şey değil, bu yüzden lütfen her şeyi ağırdan alın.”


Bunun hamilelik olmadığı belliydi ancak Doktor Erickson muayeneye devam etme niyetini belirtti. Kusma belirtileri sabah bulantısıyla karıştırılacak kadar şiddetliyse, sorunun kökenini bulması gerekiyordu.


Doktor çantasını topladığında Erna rahatlayarak iç geçirdi. Tam o anda kapı uyarı vermeden açıldı. Erna’nın yüzünü bir daha asla görmeyeceğini haykıran adam, Björn göründü.


Odayı boydan boya geçip yatağın başında durdu, gözleri sadece Erna’nın üzerindeydi. Erna çaresizce ona baktı. Onunla savaşa giren o çocuksu adamın izi bile yoktu yüzünde.


“Erna, doğru mu, hamile misin?”


Erna o nefes kesici hisle gözlerini kırpıştırdı. Gözlerini her kapatıp açışında bilinci gidip geliyormuş gibi hissediyordu. Keşke kendini bırakabilseydi; evlenme teklifi aldığında bayıldığı anı hatırladı ama işler istediği gibi gitmedi, bu da sadece çaresizliğini derinleştirdi.


Yüzü kızarmış olan Erna’dan cevap alamayan Björn, doktora ve Bayan Fitz’e baktı.


“Lütfen açıklayın.”


“O...”


Dr. Erickson konuşmaya başladığında Erna ellerini kaldırıp yüzünü kapattı. Kocasından nefret ediyordu, ondan gerçekten nefret ediyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


Erna, yatağında cansızmış gibi yatarak tavana dik dik bakıyordu. Solgun teni, beyaz kıyafetleri ve göğsünün üzerinde düzgünce birleşmiş elleriyle, kesinlikle bir tabutun içinde uyuyormuş gibi görünüyordu.


Björn bir sandalyeye yaslandı. Uzun bacaklarının gölgesi alacakaranlıkta sallanıyordu. Hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyordu. Erna ise inatla ondan yüzünü kaçırıyordu.


“Neden hala buradasın? Kendi odana dönsene!”


Björn hareket etmedi, sadece alaycı bir gülümsemeyle Erna’ya bakmaya devam etti.


“Kendinden utanmalısın,” diye devam etti Erna.


Yatağında doğruldu, hala Björn’e dönmüyordu. Pijamaları buruş buruştu ve saçları darmadağındı. Umurunda bile olmayan bir adam için en iyi haliyle görünmesine gerek yoktu.


“Sadece kötüsün, beni bu halde gördüğün için şimdi daha mı iyi hissediyorsun?”


“Hayır, yani henüz değil.” Björn başını yana eğdi, “Daha fazla utan.”


“Ne!?”


“Yüzün kızarsın, paniğe kapıl, ayaklarını yere vur; bunu yapmakta iyisin.”


“Hayır, yapmayacağım! Hiç de utanmıyorum!” Erna, sanki kararlılığını pekiştirir gibi başını dik tuttu. “Bu benim suçum değil; doktoru çağıran ve dedikoduyu yayan Bayan Fitz’di.”


“Öyle mi, demek başkalarını suçlamak istiyorsun?”


“Onu kastetmedim!” diye bağırdı Erna.


Björn kahkahayı patlattı. Karısı bu büyük rezaletinden sonra ne hissederse hissetsin, bu karmaşa eğlenceliydi.


Gözlerinde yaşlarla kocasına ters ters bakan Erna da aniden kahkahalara boğuldu. Midesi ağrıyordu, karnı ağrıyordu ve nedenini hala bilmiyordu. Gülerken aniden kendini daha iyi hissetti. Muhtemelen her şey karşısındaki bu adam yüzündendi.


"Anlıyorum." Doktor ona tüm hikayeyi anlattığında Björn’ün tek söylediği buydu. Erna, sanki bu çok büyük bir mesele değilmiş gibi olan tavrına şaşırmıştı.


Björn’ün gülmesi kesildiğinde sessizlik geri döndü. Yumuşak bir sessizlikti bu, önceki kadar tuhaf değildi. Odaya yavaş yavaş sızan zifiri karanlıktan doğan bir sessizlik gibiydi, bu yüzden Björn kalktı ve başucu lambasını yaktı.


"Yat Erna." dedi.


"İyiyim, hasta değilim, bir sorunum yok."


"Kramplar acıtmıyor mu?" Yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.


"En azından hamile değilim." bunun bir şaka gibi tınlamasını istememişti.


Sıcak yanaklarını ovuşturdu, tekrar uzandı ve battaniyeyi üzerine çekti. Tavana dik dik bakmaya devam etti. Uzun bir süre sonra dönüp Björn’e baktı, gözleri birleştiğinde adam istifini bozmadı. Çok kötü biriydi ama bakışlarını da kaçırmıyordu.


Onu her zaman geren, huzursuz bir adamdı ama nedense ne zaman başı sıkışsa, düşündüğü kişi hep oydu. İşin en kötü yanı, onu en çok utandıran ve üzen kişinin Björn olmasıydı ancak o yanındayken kendini daha iyi ve huzurlu hissediyordu.


“Bir kargaşaya sebep olduğum için üzgünüm.” diye fısıldadı Erna.


Evliydiler, karı kocaydılar. Adam odaya girdiğinde bunu bir kez daha fark etmişti. Evlenmişlerdi, bir gün çocukları olacaktı ve anne baba olacaklardı. Birlikte bir aile kurmaları gerekecekti. Bu süreçte onun elini tutmak çok şey ifade edecekti.


Tüm bu duyguları anımsayınca, artık bu anlamsız çekişmeyi daha fazla sürdürmek istemedi.


“Senin suçun değil.” Björn’ün dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.


“Björn, yanlış haberi duyduğunda ne hissettin?”


“Ne?”


“Sadece ne hissettiğini merak ediyorum.”


“Hissettiklerim...” Björn’ün gözleri düşünceli bir şekilde kısıldı.


Haberi duyduğu andan odaya girdiği ana kadar olan kısım bomboştu. Onun yerinde dört yıl öncesinden bir an vardı. Sıcak yaz rüzgarındaki o iğrenç ot kokusu. Boynundaki kravatın nefes kesen düğümü. Garip bir şekilde bükülmüş nesnelerin gölgeleri ve ilk çocuğuna kavuşan bir babanın gülümsemesi.


Erna’nın kapısını açmadan önce, kapı kolunu tutarak uzun bir süre orada durmuş, içeri girip girmemesi gerektiğinden emin olamamıştı. O günle aynı olmayacağını çok iyi biliyordu ama bu anıyı zihninden atamıyordu. Kendine kızmıştı.


Kafa karışıklığını giderdikten sonra nihayet kapıyı açabilmişti ancak karısının basit rahatsızlıkları yüzünden Bayan Fitz’in kopardığı yaygara karşısında bir hayal kırıklığıyla yüzleşmişti.


Yine de bu, üzülecek bir şey değildi. Doktorun ve Bayan Fitz’in açıklamaları gülünçtü ama o bunları görmezden gelip sevimli karısına odaklandı. Her şey, güzel bir bahar gününde yaşanan basit bir telaştan ibaret çıkmıştı.


Björn, dört yıl önceki olaylardan bu yana küçük bir değişikliğin gerçekleştiğini fark etti; küçük değişiklikler gerçekten de mevcuttu.


Tebrikler, baba oluyorsunuz.


Bu tebriği duyduğunda bile o gün baba olmadığını biliyordu; ama bugün, olabilirdi. Bu küçük değişiklikle birlikte, artık o sıcak yaz gününü düşünmüyordu; sadece Erna vardı, onun mahcup haykırışı, güneş ışığındaki bitkin vücudu ve manzaraya nazik bir esinti gibi yayılan kahkahası... Bir gün, o tebriği tekrar duyduğunda, baba olacaktı. Karşısındaki kadının dünyaya getireceği çocuğun babası.


Björn gözlerini indirdi ve Erna’ya baktı. Kadının gergin yüzü, bir yastık kılıfına tutunmuş halde nefesini tutarak onu süzüyordu.


Veliaht Prens olduğu zamanlarda bunu kendisine verilen bir sorumluluk olarak görürdü; ancak artık o makamdan indiği için bu onun görevi değildi. Yeniden evlenmişti ve bir çocuğun dünyaya geleceği varsayımı sadece işin doğal akışıydı.


Aslında, baba olmanın nasıl bir şey olacağını, gerçekten ne hissedeceğini hala bilmiyordu. Bildiği tek şey merak ettiğidir. Erna ve kendisinden olacak bir çocuk acaba nasıl olurdu?


“Pekala,” Björn düşüncelerini bir kahkahayla ifade etmeye çalıştı, “biraz dinlen Erna.” Ayağa kalktı ve eğilip karısını yanağından öptü. Karısıyla çocukça bir tartışmayı sürdürmenin artık hiçbir anlamı yoktu.


“Nereye gidiyorsun?” Tedirgin olan Erna, adam arkasını dönerken elini uzatıp onu yakaladı. Björn, vücudu başka yöne dönük halde ona aşağıdan baktı.


“Yatağının pahalı olduğunu söylemiştin.”


“Bu doğru ama...”


“Ama?”


“Ama sen zenginsin.”


Erna adamın uzun, pürüzsüz parmaklarını daha sıkı kavradı. Sessizce eline bakan Björn bir iç çekerek yatağın kenarına oturdu.


“Burada, benimle uyur musun?” Erna, beklenti dolu gözlerle Björn’e baktı.


“Eğer göğsüne dokunmama izin verirsen.” diye tatlı tatlı fısıldadı.


Erna, Björn’ün elini üzerinden attı. Tokat ve kıkırdama sesleri yumuşak karanlığı doldurdu.

Yorumlar