The Problematic Prince - 77. Bölüm (Türkçe Novel)

the-problematic-prince

Pavel, hızla kuruyan ağzını ıslatmak için çayından bir yudum aldı ve gelecekteki çalışma planlarını dikkatle açıkladı. Björn onu dikkatle dinledi, ama yine de Pavel, adamın bu akşam söylediklerinin yarısını bile hatırlamayacağından şüpheleniyordu.


"Erna nerede?" Aralarındaki konuşma doğal bir sona ulaştığında Björn dalgınca sordu. Bir hizmetçiyi çağırdı, o da kontrol etmeye gitti.


"Altesleri çok daha iyi hissediyor ve birazdan burada olacak."


Björn başıyla onayladı ve yarım kalmış purosunu kültablasına attı. Pavel ayağa kalkıp şövalesine geri döndü. İçindeki bu boğulma hissinin nedeni muhtemelen Prens’in kafa karıştırıcı davranışlarıydı. Tıpkı insanların ona anlattığı gibiydi.


Sanki geniş bir alana yayılmış gibi bir zarafete sahip, hafif ve vakur bir hali vardı. Dinlendiği anlarda bile gardını indirmiyor, her zaman asaletini takınıyordu. Pavel’in, Prens’in bir gülümsemesi kadar basit bir şeyi bile okuyamaması veya anlayamaması onu mahcup hissettiriyordu.


Pavel, eskizine devam etmeye hazır bir şekilde kömür kalemini keskinleştirmekle meşgulken Prens ise nehre bakan pencerenin önünde durmuş viskisini bitiriyordu. Sonra şövalenin arkasına geçip boş bardaktaki buzlarla oynayarak durdu.


"Devam et." dedi Prens, Pavel’in palet bıçağını elinden bırakmasına engel olarak.


Björn tuvale, ardından da sanat malzemelerine pek de hevesli olmayan bir gözle baktı. Sanki keyifli bir yürüyüşteymiş gibi ağır hareket eden, zamanını aceleye getirmeyen bir adamdı. Pavel, ancak adam başka tarafa baktığında kömür kalemini kırdığını fark etti.


'Erna bu adamla gerçekten mutlu mu?'


Pavel bu soruyu silmek istercesine, az önce kırdığı kömürü yontmaya odaklandı. Pavel’in kömürü yontma sesi, sadece Björn’ün ayak sesleri ve boş bardaktaki buzların tıngırtısıyla dolu olan sessiz odadaki gerilimi bileyliyormuş gibi yankılanıyordu.


"Güzel görünüyorlar." dedi Björn, çalışma masasına işaret ederek.


Pavel farkında olmadan yumruklarını sıktı.


"Onlar benim için çok değerli birinden hediyeydi."


"Ah, bir hediye mi?" Björn fırçalara ve boyalara bir bakış atıp tekrar Pavel’e döndü. Donuk ifadesinde hiçbir duygu yoktu. Pavel kuruyan boğazıyla yutkundu.


"Altesleri döndü." dedi Lisa kapıları açarken.


Björn ve Pavel aynı anda oraya baktılar, tam o sırada Erna kapıda mahcup bir gülümsemeyle duruyordu.


*.·:·.✧.·:·.*


"Aman Tanrım, Altesleri!"


Hizmetçinin irkilerek attığı çığlık, sarayın batı ucundaki kulede yankılandı. Erna şok içinde arkasına baktı, eli bir çikolata kutusundan geri çekilirken donup kalmıştı.


"Ah, Karen, sen miydin?"


"Altesleri, burada ne yapıyorsunuz?"


"Sadece biraz temiz hava almak istemiştim." Erna utangaçça gülümsedi.


Batan güneş, kulenin penceresinden içeri süzülüyor, odaya kızılımsı bir ışık yayıyordu.


"Eğer bir sorun çıkardıysam özür dilerim, buraya birinin geleceğini düşünmemiştim. Bir zahmet vermek istemedim."


"Hayır Altesleri, dilediğiniz yere gidebilirsiniz ama ben onu kastetmedim." Karen iç çekti.


Kulenin kapılarının açık bırakıldığını gördüğünde, gizlice flört eden hizmetçilerden birilerinin yukarı çıktığını düşünmüştü. Büyük Düşes’i görmeyi asla beklemiyordu.


Erna, Karen’in onu görmeyi asla tahmin etmeyeceği yerlerde çok sık ortaya çıkıyordu. Çömlek odası, kömürlük merdivenleri, terk edilmiş bir kuyu... Bu yerlerin çoğu, mecbur kalmadıkça insanların uğramadığı uzak köşelerdi.


Her şey geçen ayın ortalarında başlamıştı. Malikanenin kat planlarını görmek istemişti, Karen onları ona getirmiş ve Erna günlerce planların üzerinde çalışmıştı.


'Acaba bizi duydu mu?'


Erna malikanede birkaç kez kaybolmuştu ve hizmetli personel, salonda otururken onunla alay etmişti. Alayları ve kahkahaları pek de sessiz sayılmazdı.


'Ya bizi duyduysa ve Prens’e anlatırsa?'


Genç hizmetçiler gözlerinde yaşlarla Karen’e bakmışlardı.


'Böyle anlamsız şeyler için endişelenmeyin.' demişti Karen onlara.


O günden sonra Büyük Düşes malikanede bir daha hiç kaybolmamıştı. Bunun yerine, beklenmedik yerlerde aniden beliren bir hayalet gibi olmuştu.


"O çikolataları yemeye devam ederseniz... sağlığınız için kötü olacak Altesleri." dedi Karen, Erna'ya.


"O kadar çok yemedim."


"Bugün gibi bir günde onları yememelisiniz, az önce rahatsızlanmamış mıydınız?"


Büyük Düşes, ressamın önünde o kadar uzun süre ayakta durduktan sonra kusmuştu. Şimdi ise sanki hiçbir şey olmamış gibi renkli bir çikolata kutusunun başında bekliyordu. Ressamın başka bir zaman gelmesi teklif edildiğinde bile Erna işin bitmesi konusunda ısrar etmişti. Yüzünde, midesindeki her şeyi daha yeni boşaltmamış gibi bir gülümseme vardı.


"Altesleri, kolye..." Erna çikolata kutusuyla oynamayı bıraktı ve Karen'e sorgulayıcı bir bakış attı. "İnsanların söylediği saçmalıklara aldırmayın. Personel oradaydı, kolyenin Prens'ten bir hediye olduğunu biliyorlardı." dedi Karen, boğazı aniden kuruyarak.


Balayında olan tüm hizmetçiler, elmas kolyenin Prens'ten bir hediye olduğunu ve Büyük Düşes'in hevesleriyle hiçbir ilgisi olmadığını biliyorlardı. Büyük Düşes, eğitimi biraz eksik olsa da soylu bir hanımefendiydi ama kesinlikle anlamsız lüksten zevk alacak biri değildi.


Erna kolyeyi alması için Prens’e yalvarmış olsa bile, bu eleştirilecek bir durum olmazdı; muhtemelen söz konusu Erna'dan başkası olsaydı eleştirilmezdi de. Ne de olsa o, adamın karısıydı. Kimse bunu sorun etmezdi.


Mesele kolye olmasaydı, insanlar Büyük Düşes'i eleştirecek başka bir şey bulurlardı. Daha layık olan Prenses Gladys'in yerini alan o utanmaz kadın...


Karen bu konuda nadiren huzurlu hissediyordu. Kesinlikle Gladys'in ikisi arasında daha layık olan kişi olduğunu düşünüyordu ancak Prens kolye için haber gönderip sonra onu Erna'nın boynuna taktığında, Büyük Düşes'in ne kadar rahatsız olduğunu görebiliyordu. Karen, o andaki Büyük Düşes'in kalbindekileri hayal meyal tahmin edebiliyordu.


"Benim için mi endişeleniyorsun?" diye sordu Erna nazik bir gülümsemeyle.


"Şey..."


"Teşekkür ederim Karen. İçtenlikle."


Erna, Karen'in tavsiyesine uydu ve ellerini bir mendille silmeye başladı. Kalan çikolataları yemeye karar verse bile, bu sadece onu daha fazla hasta edecek ve akşam yemeğine katılamayacaktı.


Erna, elinde yarı yenmiş çikolata kutusuyla kuleden aşağı indi. Serin esinti ve tatlılarla dolan midesiyle kendini çok daha iyi hissediyordu. Merdivenleri tırmanırken çok üzgün ve depresif hissetmişti.


Pavel’i gördüğünde etrafında dönüp duran pek çok duygu vardı ama hiçbirini ifade edemiyordu. Resmi selamlaşmalara ve konuşmalara bağlı kalmak zorundaydı, bu Pavel’e haksızlık gibi geliyordu. Pavel öğleden sonra geç saatlerde ayrıldığında bu duygu daha da kesinleşti. Pavel ile devam etmeye karar verdiği için Björn’e içerlemişti.


Bu konudaki hislerini bile belli edemiyordu çünkü herhangi bir yanlış anlaşılmaya yol açmak istemiyordu. Sadece kendisinin ve Pavel'in değil, Björn'ün de itibarı zedelenebilirdi ve Erna öyle bir eş olmak istemiyordu.


Başkaları tarafından alay edilmesi ve görmezden gelinmesi onun için sorun değildi, Björn'ün yanında olduğu sürece buna katlanabilirdi. Eğer kocası onun gerçek duygularını anlayabilir, onu iyi bir eş olarak görebilir ve uzun süre mutlu yaşayabilirlerse, o zaman tatmin olacaktı.


Yatak odasına giden koridora girdiğinde, Erna diğer tarafta yürüyen Bayan Fitz'i gördü.


"Ah, buradaymışsınız Altesleri." Bayan Fitz birkaç adım ötede durdu ve Erna'yı selamladı. Erna da karşılık olarak başını eğdi.


"Yerimden ayrıldığım için üzgünüm."


"Hayır, sorun değil Altesleri, hizmetçilere akşam yemeğinizi hazırlatacağım."


"Bunu Björn ile konuşup karar vereceğim."


Bayan Fitz'in yüzünde bir anlık bir mahcubiyet belirdi.


"Altesleri," Bayan Fitz'in kaşlarının arasındaki kırışıklıklar derinleşti. "Ekselansları dışarı çıktılar. Muhtemelen geç vakte kadar dönmeyecek."


Bu, koridoru altın sarısı ışıkla dolduran gün batımı kadar gerçek dışıydı.

Yorumlar