The Problematic Prince - 74. Bölüm (Türkçe Novel)

the-problematic-prince

Björn’ün dudakları aralandı, nefes nefese kalırken sıcak soluğu dışarı boşaldı. Erna onun üzerinde hareket ederken Björn başını kaldırıp ona baktı, harcadığı eforla göğüsleri inip kalkıyordu. Narin vücudu terden ışıldıyor ve kıpkırmızı bir tonda parlıyordu.


“Burayı sevmiyorum, içeri giremez miyiz?” diye sordu Erna.


Björn onun sözlerini bir öpücükle yuttu ve ellerini aşağıya, kalçalarına indirdi. Eteğini kaldırıp iç çamaşırını çıkardı. Erna nefesi kesilerek hafifçe direndi ancak bu direnç uzun sürmedi. Kollarını Björn’ün boynuna, bacaklarını ise beline dolayarak ona sarıldı. Dengesini kaybedince Björn’ün ensesine tutunarak ondan sarktı.


Birbirlerine kenetlenmişlerdi; Björn onun çoktan yeterince ıslandığını hissedebiliyordu, belki de içten içe bundan zevk aldığı içindi bu. Henüz birleşmeden ona doğru sürtünmeye başladı.


“Şuna bak.” Björn’ün Erna’nın nemli kalçasını okşayan eli, dudaklarına dokunmak için yukarı uzandı. “Bu güzel.” Sanki ruj sürüyormuş gibi parmakları Erna’nın dudaklarında süzüldü ve sonra bir parmağını yavaşça onun açık ağzına soktu. “Ye şunu. Bu senin tadın.”


Björn parmağıyla onun dilini yavaşça oynatmaya başladı; Erna, adamın üzerindeki bu müstehcen oyununa engel olmak için hiçbir şey yapamadı.


“Lezzetli mi?”


Björn’ün yakıcı nefesi kelimelerini boğuyordu. Parmaklarını yavaşça geri çektiğinde, Erna ilk kez derin bir nefes alarak hıçkırdı.


“Şuraya bak, istemiyormuş gibi davranıyorsun ama vücudun bambaşka bir hikaye anlatıyor.” dedi Björn.


“Yapma böyle, kullandığın bu kelimeler çok kaba.” diye itiraz etti Erna ama Björn haklıydı, içten içe bundan keyif alıyordu.


Björn kendini ona ittiğinde Erna belini bükerek bir soluk bıraktı. Ağaca yaslanmış, ağaçla kocası arasında sıkışıp kalmıştı. Artık Björn içindeydi ve derinden itiyordu, Erna’nın bu durumdan kaçma arzusu kalmamıştı. Bu hislere bu kadar kolay teslim olduğu için kendini güçsüz hissediyordu.


İnce bacakları Björn’e sarılıyken, Björn tüm gücüyle Erna’ya doğru yüklendi. Erna daha fazla müstehcen ses çıkarmamak için inatla ağzını kapalı tutuyordu ama bu hamleyle sonunda pes edip yüksek sesle inledi.


Björn bunu sarhoş edici buluyordu. Bunun için çaba sarf etmek zorunda kalmayı önemsemiyordu çünkü Erna nihayet bu hislere teslim olduğunda, Björn kendini bir kadına hiç bu kadar çekilmiş hissetmemişti.


Ağaç onların hareketiyle sarsılıp sallanıyor, çiçek yaprakları kar gibi üzerlerine dökülüyordu. Erna gözlerini açtı; gözlerindeki yaşlar etrafındaki dünyayı bulandırıyordu ve ona göre bu, bahar vaktindeki bir kar yağışına benziyordu. Güzel olduğunu düşündü.


Güzeldi ve biraz da hüzünlü.


İçindeki adam tüm düşüncelerinin silinmesine neden oluyordu. Utançla boğuşsa bile onun vücudunun sıcaklığını kendi serin teninde hissedebiliyor, ayak parmaklarının karıncalanıp kıvrıldığını duyumsuyordu.


Björn daha düzensiz hareket etmeye başladı ve saniyeler sonra Erna onun boşaldığını, yavaş ve şehvetli bir harekete geçtiğini hissetti; dünyaya huzur geri dönmüştü. Erna sonu hissederken ona sıkıca tutundu ve boynuna doğru ağır ağır nefes verdi.


Geri çekildiğinde adam ona, o da adama baktı. Aralarına küçük beyaz yapraklar düşüyordu. Paylaştıkları ifade boş ve duygusuzdu.


Björn içinden, karısının bu bahar günü kadar güzel olduğunu geçirdi ama bunu yüksek sesle söylemeyi düşünmedi.


***


“Bak, işte burada.” dedi Erna, en alt çekmeceyi karıştırdığı yerden ayağa kalkarak.


Bir koltuğa yayılmış olan Björn’e döndü ve aradığı kutuyu ona uzattı.


“Neden Bayan Fitz’den sana bir kasa almasını istemiyorsun?” dedi Björn, kutuyu süzerek.


Erna kutuyu savunmacı bir tavırla göğsüne bastırdı. Antika bir bisküvi kutusuna benziyordu.


“Bunu seviyorum. Uzun zamandır kullanıyorum ve buna alışkınım.”


Erna teneke kapağı açtı, Björn içini görebiliyordu. Kutunun ağzına kadar ıvır zıvırla doluydu. Küçük not defterleri, incik boncuklar, dantel yakalar ve kurdeleyle bağlanıp bir arada tutulan rulo yapılmış bir kağıt destesi... Björn inanamayarak kaşlarını çatarken Erna tomarla banknotu ve içinde bozuk paraların olduğu küçük pamuklu bir keseyi çıkardı.


“O kadar çok biriktirdim ki.”


Büyük bisküvi kutusunda sakladığı paraları gururla sergiledi. Likiditeyi güvence altına alma konusunda uzmanlaşmış eski bir bankacı gibiydi ve bu haliyle Björn’ü tam kalbinden vurdu.


Bu geyik asla sıradan biri olmamıştı.


Björn, kendi çatısı altında böyle bir rakip bulduğu için şaşkına dönmüştü. Bankanın, herkesin gelip parasını güvenle yatırabileceğini söylediği günler geride kalmıştı.


“Neden?” diye sordu Björn, hayretle.


Erna yuvarlak gözlerle Björn’e baktı. Kendini, hızla değişen dünyaya bu kadar karşı olan büyükannesi Arsene Düşesi ile karşı karşıyaymış gibi hissetti. Hayır, Arsene Düşesi’nin kendine ait bazı tasarruf hesapları vardı, bu yüzden karşılaştırma tam olarak doğru değildi.


Björn; sadece giyim tarzıyla değil, idealleriyle de geçen yüzyılda yaşıyor gibi görünen karısına baktı. Kahkahalara boğuldu, Erna ise şakayı anlamayarak ona bir bakış fırlattı.


Büyük Düşes’in bisküvi kutusu bankası... Björn’ün yediği hakaretin biçimi bu muydu? Nasıl da reddedilmişti. Erna banknotları tekrar kutuya yerleştirdi ve kapağı kapattı. Burnundan tutma yeri yapılan gülümseyen kardan adam, sanki onunla alay ediyormuş gibi gülüyordu.


Bu, tıpkı teselli bulmak için elinde bir parça müslin bezle dolaşan çocuklara benziyordu. Onu asla bırakmayan ve birisi ellerinden o teselli battaniyesini almaya kalktığında kıyameti koparan çocuklara...


Kapı çalındı ve Bayan Fitz içeri girdi.


“Ah, dönmüşsünüz Altesleri. Bugün Kraliyet Sanat Akademisi Direktörü’ne onay vermeniz gerekiyor.”


Björn kaşını kaldırdı. “Sanat direktörüne mi, neden?”


“Büyük Düşes ile birlikte çekilecek portreniz için. Tavsiye edilen sanatçıyla devam etmek isteyip istemediğinizi onaylamanız gerekiyor.”


“Ah, şu mesele.”


Kraliyet geleneklerine göre, Büyük Dük ve Düşesi’nin portreleri, tüm Dniester atalarının portrelerinin bulunduğu koridorlara asılmalıydı. Üzerinden şimdiden birkaç mevsim geçmişti. Björn bu meseleyi çok sıkıcı bulduğu için erteliyordu.


“Sadece sanat direktörünün önerdiği gibi yapın.” dedi Björn, elini sallayarak.


Sanata ilgisi yoktu, bu yüzden onun için pek bir önemi de yoktu. Sanat Akademisi ülkedeki en iyi sanatçılardan bazılarına ev sahipliği yaptığına göre, sanat direktörünün önerdiği kişi şüphesiz bu görev için gayet uygun olacaktı.


“Evet Altesleri, cevabı hemen göndereceğim. Sanırım Direktör, sanatçının adını Bay Lore olarak belirtmişti.”


“Lore mu?” Björn bir saniye düşündü. “Pavel Lore mu?”


“Ah, evet Altesleri, Pavel Lore.”


Bayan Fitz ismi onaylayınca Erna bir iç çekti. Björn huzursuz karısına baktı.


“Bunu daha fazla tartışmak ister misiniz?” diye sordu Bayan Fitz, Erna’nın tepkisini görünce. Björn başını salladı ve Bayan Fitz çıktı.


“Björn, keşke başka bir sanatçı bulabilsek.” dedi Erna, Bayan Fitz çıkar çıkmaz içindekileri dökerek. “Lütfen, başka birini bul.”


“Neden?”


“Pavel...” Erna, o sonbahar gecesini ve Pavel’e nasıl veda ettiğini hatırlayınca duraksadı.


Kraliyet ailesinin portrelerini yapmak her ressam için büyük bir onurdu ancak Erna, kendisine asla yazmamasını söylediği o adamla tekrar yüzleşemezdi. Bu onun için ne kadar büyük bir onur olursa olsun, Erna bunu yaşamak istemiyordu ve onu da buna alet etmek istemiyordu.


“Onu görmek istemiyorum.” dedi Erna, sözlerine güç katarak. “Lütfen Björn, yalvarırım.”


Erna tekrar yalvardı; bu tavrı, sürekli konuşmasından daha yumuşak olsa da Björn’ün sinirlerini bozdu.


Björn yastıklara yaslandı ve pencereden dışarı baktı. Bahar günü çok güzeldi ve içeri giren güneş ışığı Erna’nın tenini parlatarak onu daha da güzel gösteriyordu. Bu ressam üzerinde durmak için bir sebep yoktu ama eğer Erna onun etrafta olmasından rahatsız olacaksa belki de ona yeni bir ressam bulmalıydı.


O kader gecesinde onu yağmurun altında terk edilmiş halde bulmasaydı ne olurdu? Erna’ya baktığında aniden aklına gelen anlamsız bir soruydu bu. Cevabı zor bir soru değildi, o ressamla birlikte kaçmış olurdu.


Gecenin bir yarısında yağmurun altında o kadar uzun süre beklemeye razı olduğuna göre, gerçekten onun peşinden gitmeye niyetli olmalıydı. Eğer arabasıyla istasyonun yanından geçmeseydi Erna, Pavel Lore ile gitmiş ve muhtemelen şu ana kadar onun karısı olmuş olacaktı.


Björn bu senaryoyu düşünürken hafifçe gülümsedi. Sonra Erna ona zavallı bir şekilde bakarken, küçük servis zilini çaldı ve Bayan Fitz geri döndü.


“Buyurun Altesleri?”


“İşleri olduğu gibi ilerletelim; ne kadar çabuk biterse, o kadar çabuk daha önemli işlere geçebiliriz.” dedi Björn.


Sırf Erna için işler biraz tuhaf olacak diye sanatçıyı değiştirmek için bir sebep görmüyordu; portreler ne kadar çabuk biterse, bu meseleden o kadar çabuk kurtulurlardı.


Bayan Fitz çekildiğinde oturma odası derin bir sessizliğe büründü. Erna, Björn’e şaşkınlıkla baktı ama hiçbir şey söylemedi. Kucağındaki bisküvi kutusunun üzerindeki kardan adam masumca gülümsemeye devam ediyordu.

Yorumlar