The Problematic Prince - 71. Bölüm (Türkçe Novel)

Felia turun son durağıydı, bu yüzden Björn’ün artık Prens olarak yerine getirmesi gereken başka bir görevi kalmamıştı. Balayından geriye kalan, bir haftalık bir dinlenme süreciydi.
Erna kapıda duraksadı, elini kapı koluna uzatırken kocasına baktı. Björn koltuğa uzanmış kitap okuyordu, masanın üzerinde ise yarısı boşalmış bir şarap şişesi duruyordu. Öyle uzun süredir o haldeydi ki, sanki mobilyaların bir parçası gibi görünüyordu.
Ona doğru odanın öbür ucuna yürüdü, Björn başını kaldırıp ona gülümsedi ve hemen ardından kitabına geri döndü. Erna’nın oturabilmesi için bacaklarını bile kımıldatmadı, bu yüzden Erna başka bir sandalyeyle yetinmek zorunda kaldı.
Erna, evlendiklerinden beri her günü beraber geçirdiği Prens’in, son zamanlara kadar son derece sağlıklı olduğunu fark etti.
Björn öğlene kadar yataktan çıkmıyordu. Kalkınca da bir yere yaslanıp gazete okuyor ve yavaşça çayını yudumluyordu. Öğle yemeği için kalkıyor, sonra ata binmeye gidiyor, kart oynuyor ya da içki içiyordu. Ardından şekerleme yapıyordu. Onunla geçirdiği vaktin çoğu ise cinsellik sırasındaydı.
“Vay canına, umarım sırtını incitecek kadar sert oturmamışsındır.” dedi Erna.
“Sırt sağlığımı en iyi sen bilirsin.” dedi Björn beklenmedik bir şekilde. Koltuktan kalktı ve şarap kadehini doldurdu.
“Bütün gün aylak aylak yatmak sıkıcı değil mi?” Erna alışkanlık gereği saçındaki kurdeleyle oynuyordu.
“Sıkı çalışıyorum Erna.”
“Ne üzerine? Hiç çalışıyor gibi görünmüyorsun.”
“Dinlenmek, dayanıklılığımı korumak, gücümü toplamak üzerine.”
“Neden, ne yapacaksın ki?”
“Çok müstehcen bir şey.” Björn baygın gözlerle ve arsız bir gülümsemeyle Erna’ya baktı. Erna geri çekilerek irkildi, şalını sıkıca üzerine çekip koltuğuna büzüldü.
“Az önce zaten yaptık.”
Björn, Erna’nın bu tepkisine güldü, Erna ise ona dudak büktü. Daha fazla konuşmak istemediği için gözlerini ellerine indirdi.
Yüzünde o sırıtan ifade belirdiğinde, dudaklarının kenarı tam o şekilde yukarı kıvrıldığında, Erna’nın içi uyuşuyordu. Tüm düşünceleri uçup gidiyor, geriye sadece kalbinin güm güm atışı kalıyordu.
Erna, yanaklarındaki sıcaklık geçene kadar gözlerini odada gezdirdi. Tüm duyuları Björn’e yönelmişti, sadece çevrilen sayfaların sesini ve kısık bir kıkırtıyı duyabiliyordu. En ufak bir imada bile hâlâ bu şekilde tepki veriyor olmasından nefret ediyordu.
Bir süre sonra, yanakları kızarmadan ve kalbi hızlanmadan Björn’e tekrar bakabildi. Björn tamamen güneş ışığının içindeydi ve Erna, gömleğinin üzerinden altındaki o güzel vücudu görebiliyordu.
Erna sessizce ona yaklaştı ve elbisesinin eteğini kaldırdı, sürekli düşüp duruyordu.
“Ne yapıyorsun?” Björn bakışlarını kitaptan Erna’ya çevirdi.
“Gecelik bir tuhaf davranıyor.” dedi Erna fısıltıyla.
“Onu giymeyi sevmiyor musun?”
Erna elbisesinin eteğiyle oynamaya devam etti. Björn sonunda kitabı bıraktı ve eğilip Erna’nın kurcaladığı etek ucunu serbest bıraktı.
Şaşkına dönen Erna, sanki görmemesi gereken bir şeyi görmüş gibi geceliğinin önünü açtı ve yüzünü saklamaya çalıştı. Elbisenin askıları sıkıca bağlanmıştı ve her şey birbirine dolanmış bir hal almıştı, Erna sanki bir kurdeleyle paketlenmiş gibi görünüyordu.
“Dayanıklılığını tazelemeye mi geldin?” diye sordu Björn.
Erna yerine dönmeye çalışırken Björn onu belinden yakaladı. Erna dengesini kaybedip onun kucağına düştü. Björn okuduğu kitaba olan ilgisini aniden kaybetti ve kitabın yere düşmesine izin verdi. Bir sersemlik içinde tavanı seyreden Erna’yı kollarında nazikçe tutarken başının arkasını yavaşça okşadı.
“Sadece bir haftamız kaldı.” dedi Erna. “Bütün günü böyle içerde tıkılıp geçirmek üzücü değil mi?”
“Şehirde hâlâ görmek istediğin bir yer mi var, lağımlar yeterince ilginç gelmedi mi?”
“Mesele o değil.” Erna’nın şalı yere, oraya fırlatılmış kitabın üzerine doğru süzüldü. “Beraber pek bir şey yapmadık, neden bu öğleden sonra birlikte dışarı çıkmıyoruz?”
Saçlarını bağlayan kurdele de hızla şalın peşinden gitti ve yere kondu. Erna daha ne olduğunu anlamadan, Björn geceliğinin düğmelerini açmaya başlamıştı. Erna kaşlarını çatıp kıpırdanmaya başladı ama Björn onu tutarken oturma pozisyonunu düzeltti ve Erna’nın o anlık tereddüdünden faydalanıp geceliğin geri kalan düğmelerini de çözdü.
Kumaş pürüzsüz teninden aşağı süzüldü ve diğer kıyafetleriyle birlikte yere düştü. Erna direnmeyi bıraktı. Sonunda her zaman böyle oluyordu. Bundan nefret etmiyordu ama büyükannesinin o ikazını duyar gibiydi: 'Yoldan çıktın.'
“Eğer dışarı çıkarsak, ne yapacağız?” dedi Björn, Erna’nın saçlarını okşayarak.
“Bilmem, sadece şehirde birlikte dolaşırız ve...”
Björn’ün elleri yavaşça aşağı indi ve Erna’nın göğüslerini kavradı. Erna zihninin uyuştuğunu hissetti ve söyleyeceği şeyin devamını hatırlayamadı.
“Ve bir hediye alırız, bir hediye almak istiyorum.” dedi tazelenmiş bir güçle. Eğer bunun devam etmesine izin verirse yatak odasında mahsur kalmış bir gününü daha boşa harcayacaktı.
“Hediye mi?”
Björn, Erna’nın göğsünü öpmeyi bırakıp doğruldu. Erna, daha fazla bir şeyler yapabilmek için bu fırsatı kaçıramayacağını bilerek şiddetle başını salladı.
“Büyükannem için bir hediye.”
“Sadece Karen’a söyle, o halletsin.”
“Hayır, kendim yapmak istiyorum, olur mu?” diye yalvardı Erna.
Erna çoğunlukla uysal olsa da, kendi istediğini yaptırmak istediğinde her zaman yüzeye çıkan inatçı bir ruha ve tarza sahipti. Björn’e kocaman, parıldayan gözlerle ve hafifçe büzdüğü dudaklarıyla baktı. Her an ağlayacakmış gibi görünüyordu. Björn başını sallayınca Erna’nın yüzü yeniden aydınlandı.
“Teşekkür ederim.” dedi ve narin kollarını onun boynuna doladı. “Biliyor musun, seni tanıdıkça ilk göründüğünden çok daha nazik biri olduğunu görebiliyorum.”
“Ben mi? Nazik? İyi misin sen?”
Björn güldü; kendisini tarif ederken aşırı cömert olsa da, asla kendine "nazik" demezdi ama Erna kendinden emin bir şekilde başını salladı.
“En çok ihtiyaç duyduğum anlarda bana hep yardım ettin. Ne zaman üzülsem, beni neşelendirmek için elinden gelenin en iyisini yapıyor gibi görünüyorsun. Öyle düşünmeyebilirsin ama kafana koyduğun şeylerde gerçekten çok iyisin ve sınırlarını biliyorsun. İster kart oynuyor ol, ister at yarışında spekülasyon yap, kazanmak için oynuyorsun.”
Björn bu sözleri daha önce, ama pek de hoş olmayan bir şekilde Leonid’den duymuş gibi hissetti. Leonid her zaman Björn’ün bir kumar masasında alkol zehirlenmesinden ölmeye mahkum olduğunu söylerdi ama Erna bunu sanki gurur duyulacak bir şeymiş gibi söylüyordu.
“Kendini de unutma Erna, sen de olağanüstü sıkı çalışıyorsun.”
“Ben mi?” Gözleri parladı. “Benim hakkımda ne düşünüyorsun?” Bir utanç kızarıklığı hissetti.
“Güzel bir yüzün var,” dedi pembe yanaklarını öperek “ve güzel göğüslerin,” elinde bir göğsünü sıkarken orayı öptü “ve güzel bir...”
Björn listesine devam ederken Erna’nın parlak gülümsemesi daraldı ve Björn’ün eli ön kısmından aşağı doğru ilerlerken, duymak istemediği bir sonraki kelimeleri söylemesini engellemek için onu hemen öptü. Björn, Erna’nın bu acemi öpücüğüne karşılık verirken dudaklarının arasından kıkırdadı. Erna şu an bayağı kaşlarını çatıyordu ama Björn bunun çok tatlı olduğunu düşündü.
***
Lisa nihayet sayısız dergi okuyarak ve mağaza vitrinlerini inceleyerek öğrendiği her şeyi sergileme fırsatı buldu. Erna nadiren düzgün kıyafetler giyiyordu, bu yüzden tam da sıkılmaya başladığı anda bu görev önüne gelince, randevusu için Erna’yı giydirme şansına hemen atıldı.
Büyük Düşes, yani şu köylü kurnazı Prenses, herkese taşralı bir hizmetçisi olan taşralı bir kızdan daha fazlası olduğunu gösterecekti. Sonuç son derece tatmin edici olacaktı.
İşi bittiğinde, Prens’e karısının ne kadar güzel olduğunu hatırlatmak için bir fotoğraf çekmek istedi. Prens’in kafasında gözleri olabilirdi ama Erna’yı fark etme hızı, gözleri bulutun öbür tarafındaymış gibiydi.
Eğer bugün birisi Erna’ya sıradan bir köylü kızı derse, Lisa onların ya gözlerini ovmak ya da kör oldukları için gözlük almak zorunda kalacaktı.
“Sen önden git Erna.”
Zalim prens, Lisa’nın kalbini bir kez daha kırdı.
Bir çift olarak dışarı çıkıldığında işleri beraber yapmak adettendir. Karısına bütün bu yolu katlettirip sonra onu bir alışveriş merkezinde yapayalnız bırakan ne korkunç bir koca!
Lisa dişlerini gıcırdattı. Bu gerçekten oluyor muydu? Prens gerçekten Erna’nın kalbini böyle mi kıracaktı?
“Evet. Tamam! Bu arada Björn.” Erna’nın gözleri mağazanın kalabalık bekleme salonunda gezindikten sonra tekrar Björn’ün yüzüne döndü. Okumak için getirdiği kitap masada çoktan açılmıştı. “Bir tavsiye isteyebilir miyim?” dedi Erna.
“Tavsiye mi?” diye yanıtladı Björn, gözlerini kitaptan ayırmadan.
“Kraliyet ailesine bir hediye almak istiyorum ama onlara ne alacağım hakkında hiçbir fikrim yok.”
Mağazaya gelene kadar bu küçük sorun üzerinde düşünmüştü ama ne alacağına dair bir fikri yoktu. Björn’ün yanında olmasının daha iyi olacağını düşünmüştü ama Björn’ün birlikte alışveriş yapmaya hiç niyeti yok gibi görünüyordu.
“Valla eminim istedikleri bir şey olsaydı, gidip kendileri alırlardı.” dedi Björn dalgınca.
Erna bir kaybolmuşluk hissiyle mağazanın salonuna bakındı. Mağaza, Schuber’de kullandığından çok daha gösterişliydi. Şık giyimli erkekler ve kadınlarla dolu, parlak ve renkli bir yerdi. İnsanlar bir palmiye ağacının etrafındaki masada çay içiyorlardı ve bir yerlerden su şırıltısı geliyordu. Güneş ışığı yüksek pencerelerden içeri süzülüyor ve huzurlu atmosferi iki katına çıkarıyordu.
İlk bakışta Lechenli Büyük Dük çifti gibi görünmüyorlardı. Björn yanında çok fazla insan taşımayı, etrafında koşturup duran ve tantana çıkaran bir kalabalığı sevmezdi. Huzuru severdi.
Erna bu durumu seviyordu. Bu ona, sadece birlikte vakit geçiren gerçek bir evli çiftmiş gibi hissettiriyordu ama bu şu an için sadece bir hayal gibi görünüyordu.
“Peki, sen nasıl bir hediye almak istersin?”
“Para.” diye cevap verdi Björn neredeyse anında, üzerinde hiç düşünmeden.
Faydasız.
Erna masadan sakince kalktı, salonun girişinden geçmeden önce istemsizce arkasına döndü. Björn hâlâ oturmuş kitabını okuyor, sayfa çeviriyor ve az önce servis edilen çayından yudumluyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder