The Problematic Prince - 7. Bölüm (Türkçe Novel)

Cemiyete Takdim
Her şey elbiseyle başladı. Bu, Erna Hardy’nin kraliyet sarayındaki cemiyete takdim töreninde giyeceği elbiseydi.
Brenda Hardy, Erna’nın elbisesine hafifçe şaşkın bir ifadeyle baktı. Bembeyaz olması bakımından geleneklere sadık kalmıştı ancak görünüşü hiç de uysal değildi. Yaka dekoltesi ne kadar derindi öyle? Omuzlarının ve göğüslerinin yarısını tüm sosyal dünyaya sergileyerek takdim edileceği bir manzaraydı bu.
"Her haliyle sıra dışı bir kadın." diye mırıldandı Brenda Hardy iç çekerek ve koltuğuna iyice yaslandı.
Böyle bir elbiseyi öneren Kontes Meyer’di. Daha mütevazı, yani sıradan bir takdim elbisesi olması gerektiğine dair fikirleri tamamen görmezden gelinmişti. Yirmi yaşına basmış genç bir kızın, kendinden yaşça küçük kardeşleriyle aynı elbiseleri giyerek cemiyete ilk adımını atması harika (!) olurdu. Brenda sinirden köpürüyordu ama bunlar gerçekler olduğu için itiraz edecek kelime bulmakta zorlanıyordu.
Lechen’in soylu ailelerine mensup genç kızlar, genellikle on beş yaş civarındaki bir baharda, kuruluş partisinde sosyal dünyaya ilk adımlarını atarlardı. Bazen kişisel nedenlerle bir yıl kadar gecikmeler olsa da bu kadar geç takdim edilen bir hanımefendi hiç olmamıştı. Güçsüz olduğu ve taşrada yaşadığına dair bahaneler uydurulsa da buna kimse inanmazdı.
O yüzden, eğer zaten dikkat çekecekse bunu alışılmadık bir hamleyle yapmak daha iyidir.
Kabarık kollu ve omuzlardan hafifçe dökülen hacimli eteğiyle elbise kesinlikle çok güzeldi. Eteğin şifon kenarları hafif pembe bir renge çalıyor, bu da aksi takdirde çok sade kalabilecek elbiseyi daha parlak gösteriyordu. Terzihane sahibi, taze açmış bir çiçeğe benzeyen bir elbise getireceğine dair sözünü tutmuş gibiydi.
Nereden bakarsanız bakın bu mütevazı bir ailenin kızına yakışacak bir takdim elbisesi değildi ancak kızını satarak kendini kurtarma hırsıyla yanıp tutuşan baba Vizkont Hardy, haksız yere eleştirilmeyi önemseyecek durumda değildi.
Kalbini katılaştıran Brenda Hardy, masanın üzerindeki zili çaldı. Ayak işlerine giden hizmetçi kısa süre sonra Erna’ya hizmet eden genç hizmetçiyle birlikte döndü.
"Erna için sorumluluk alman gereken bir işin var. Yapabilir misin?"
"Evet efendim! Bana bırakın yeter."
Gergin bir yüzle cevap veren Lisa yüksek sesle yanıtladı.
"Güzel, harika bir tavır. Bunu görmek güzel."
Dudaklarında sadece bir gülümsemeyle ayağa kalkan Brenda Hardy, hizmetçiye doğru yürüdü.
"Bu elbiseyi Erna’ya giydir. Eğer hareket saatinden önce Erna’yı bu kıyafetle buraya getirmezsen, kovulursun."
***
Björn her zamankinden erken uyandı. Evet, saat öğlendi ve normal uyanma vaktinden çok uzaktı ama onun için sabahın körü gibiydi.
"Çok iyi, prensim. Bu sayede Büyük Dük lojmanındaki çalışanlar, Majesteleri Kral tarafından azarlanma trajedisinden kurtulmuş oldular."
Bayan Fitz, banyodan yeni çıkan Björn’e alışılmadık bir şaka yaptı. Duygularını nadiren belli eden yüzünde nazik bir gülümseme vardı.
Björn neşeyle gülümsedi ve geniş adımlarla giyinme odasına geçti. Kıyafetleri hazırlayan hizmetçiler bir an duraksayıp ardından eğilerek selam verdiler. Selamı hafif bir baş onayıyla karşılayan Björn’ün yüzünde artık gülümsemeden eser kalmamıştı.
Kıyafetlerini değiştiren Björn aynanın önünde durduğunda görevliler hızla hareket etmeye başladılar. Karmaşık ve renkli resmi kıyafetlerle dışarı çıktıklarında pencereden süzülen güneş ışığı daha da parlaklaştı. Björn, ışığın içinde uçuşan altın tozlarına kısılmış gözlerle baktı.
En azından bir "belalı prens" ortaya çıkmasa bile, bu geceki balo sorunsuz bir şekilde devam edecekti. Björn, babasının tehditlerinin sadece blöf olduğunun gayet farkındaldı. Lechen’in saygıdeğer Kralı III. Philip, yani müşfik babası, oğlunun boğazına bıçak dayayacak biri değildi.
Yine de katılmaya karar verdi. Her şeye sahip olmanın ve pürüzsüz bir hayat sürmenin bedeli, ödenmesi gereken bir kanundur. Esaretten farklı olarak asgari düzeyde bir sorumluluğu sürdürmek... Bu, bir Denyister olarak koruduğu düzgün hayat çizgisiydi.
"Tamamdır prensim."
Nişanın son şeklini düzelten uşak yavaşça konuştu.
Björn aynadaki yansımasına bir an baktı ve arkasını döndü. Sadece dudaklarının kenarını hafifçe yukarı çekmesiyle yüzü bir anda değişmişti.
Björn, at arabasının beklediği Büyük Dük konutunun ana girişine doğru ferah adımlarla yürümeye başladı. Onu takip eden görevlilerin yüzleri, büyük bir çaba sonunda geri kazandıkları hayranlık ve sevinç ışığıyla aydınlanmıştı.
"Bir gün önceden başkente gidip kalsaydınız daha iyi olurdu. Yol kapalı olduğu için baloya geç kalmanızdan korkuyorum." dedi arabanın önüne kadar ona eşlik eden Bayan Fitz endişeyle.
"Bu o kadar da kötü bir şey sayılmaz."
"Prens hazretleri!"
"Yolu kapatacak bir şeyler olmasını mı istemeliyim yani?"
Björn arabaya oturdu. Muzip tavrının aksine, hareketleri gereksiz hiçbir ayrıntı barındırmayacak kadar çevik ve zarifti.
Büyük Dük’ü taşıyan araba, uğurlayan görevlilerin eşliğinde Schwerin Sarayı'ndan ayrıldı. Güneşli bir ilkbahar sonu öğleden sonrasıydı, araba camından süzülen manzara bir tabloyu andırıyordu.
* * *
"Hepsi senin yüzünden! Senin yüzünden!"
Saray caddenin karşı ucunda belirmeye başladığında, Brenda Hardy öfke patlaması yaşadı. Zar zor iç çeken Vizkont Hardy, utanç içindeymişçesine karısına dik dik baktı.
"Ne? Şimdi de başkalarının araba kazasından beni mi sorumlu tutacaksın?"
"Eğer başkentteki malikanemizi banka borçları yüzünden elimizden çıkarmasaydın, bu 'takdim gecesinde' saraya bu kadar yakışıksız bir halde girmek zorunda kalmazdık!"
Karısının geri adım atmayan tiz sesinden yorgun düşen Vizkont Hardy, daha fazla dayanamayarak dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Bu kargaşanın ortasında Erna, yarı sersemlemiş bir yüzle sadece pencereden dışarı bakıyordu.
Schwerin, başkent Berne’e komşu bir şehirdi. At arabasıyla gidilmeyecek kadar uzak olmadığı söylenirdi ancak yaşadıkları kaza yüzünden varışları beklediklerinden çok daha fazla gecikmişti. Balonun çoktan başlamış olması açıkça büyük bir sorundu ancak Erna için bu gerçek bile sanki uzak bir dünyaya aitmiş gibi geliyordu.
Keşke bu yol sonsuza dek açılmasaydı.
Erna, ağlamaklı gözlerle aşağı baktı. Saraya böylesine utanç verici bir elbiseyle varmak... Araba hareket halindeyken aşağı atlamak istiyordu.
Erna elbiseyi görür görmez kararlı bir şekilde reddetmişti. Eğer Lisa, "Eğer bu elbiseyi giymezseniz bugün kovulurum." diye ağlayıp taşraya geri dönmemesi için ona yalvarmasaydı, bu kadar müstehcen bir şeyi asla giymezdi.
Baloya sanki çıplakmış gibi gitmeyi de, masum bir hizmetçinin kapı dışarı edilmesini de içine sindiremeyen Erna, kendince bir orta yol bulmuştu: Omuzlarını dantel bir şalla örtmek. Vizkont pek memnun olmasa da, neyse ki bir adım geri atıp bu konuda ona boyun eğmişti.
"Öğrendiklerini iyi uygulamalısın Erna. Anladın mı?"
Araba sarayın görkemli girişinden geçerken Vizkont Hardy bu konuda üsteledi.
'Öğrenmek mi? Ne öğrenmiştim ki?'
Erna bir şekilde hafızasını yoklamaya çalıştı ama zihni istediği gibi çalışmıyordu. Bu sırada saray gittikçe yaklaşıyordu. Erna’nın omuzlarına sarılı dantel şalı kavrayan iki eli, sanki nöbet geçiriyormuşçasına titriyordu.
* * *
"Vizkontes! Bu da ne demek oluyor?"
Hardy ailesinin merdivenleri alelacele tırmandığını gören Kontes Meyer, sinirle haykırdı. Kraliyet çifti çoktan gelmiş, bu sezon 'cemiyete takdim edilecek' genç kızların tanıtımı sona ermişti.
"Bir araba kazası yüzünden bu hale geldi. Gerçekten çok mu geç kaldık?"
Vizkont’un sorduğu bu zavallıca soruya karşılık Victoria Meyer, merdivenleri hızla indi.
"Bu şal da neyin nesi?"
"Özür dilerim hanımefendi. Yapabileceğimizin en iyisi buydu."
Dikkatleri üzerine çeken Brenda Hardy çabucak bahaneler uydurmaya başladı. Erna en iyi ihtimalle vücudunun üst kısmını bir şalla kapatmış, o güzelim elbisenin amacını gizlemişti.
"Bu çocuğu şal olmadan arabaya bindiremezdim. Ne kadar inatçı olduğunu hayal bile edemezsiniz."
Berbat bahaneler...
Kontes Meyer sinirle başını salladı, önce Erna’nın bileğini kavradı ve aceleyle merdivenleri çıkmaya başladı. Bu küçük, zayıf kızla uğraşamazdı. Brenda Hardy’nin beceriksizliği onu öfkeden titretiyordu.
"Kontes, bana biraz, birazcık zaman verin... "
"Hey, Bayan Hardy. Majesteleri Kral çoktan içeride, daha ne kadar zamana ihtiyacınız var?"
Erna iç çekerek yalvardı ama Kontes Meyer geri adım atmadı. Zaten bu kadar kısa sürede bu kızın taşralılığından kurtulmak imkansızdı. Aksine, masum bir taşra kızı görüntüsünü bir cazibe unsuru olarak sunarlarsa kazanma şansları daha yüksekti.
"Duyuru yapın."
Balo salonunun önünde bekleyen görevlilere emir verdi. Denyister kraliyet ailesini simgeleyen beyaz kurt armalı ağır kapı yavaşça açıldı, içeriden göz kamaştırıcı ışıklar ve sesler dışarı taştı.
"Vizkont Hardy hanedanı teşrif etmiştir!"
Hizmetçinin gür sesini takiben, geniş salonu dolduran soyluların gözleri bir anda onlara odaklandı. O anda Victoria Meyer’in içine bir his doğdu. Bu şekilde ortaya çıkmak, onlarca genç hanımefendiden biri olarak tanıtılmaktan çok daha etkili olacaktı. Bu kriz, bir fırsata dönüşmüştü.
Aceleyle peşlerinden gelen Vizkont Hardy ile bakışan Kontes Meyer, bir heykel gibi donup kalmış Erna’nın omuzlarından şalı çekip aldı. Erna durumu çok geç fark edip şalı yakalamaya çalışsa da bu çabası beyhude bir çırpınıştan öteye gidemedi.
"Hadi gidelim, Bayan Hardy."
Kontes Meyer, soğuk bir emirle Erna’yı sırtından tüm gücüyle itti. Bu sezon eline verilen o muazzam ödül, göz kamaştırıcı ışıkların içine amaçsızca savruldu.
* * *
Nefes alamıyordu.
Erna’nın o an zihninden geçen tek şey buydu. Sadece sessizce dururken bile kalbi patlayacakmış gibi çarpıyor, nefesi boğazında düğümleniyordu.
'Nefes al.'
Erna güçlükle bir nefes çekip başını kaldırdı. İnanılmaz derecede geniş ve görkemli olan salon, en az burası kadar görkemli insanlarla doluydu.
Titreyen bacaklarından destek alarak bir adım atan Erna, kısa bir süre sonra tekrar duraksadı. Çünkü o an nasıl göründüğünü hatırlamıştı.
Erna omuzlarını büzdü ve yardım istercesine etrafına bakındı. Ancak gözüne çarpan tek şey yabancı yüzler ve baş döndürücü ışıklardı. Bir süre sonra her şey birbirine karışmış bir tablo gibi bulanıklaşmaya başladı.
'Ne yapmalıyım?'
Vahşi hayvanların inine atılmış bir av gibi çaresizce titreyerek bir kez daha çevresine bakındı. Tam o sırada, izleyenlerin mırıltıları arasında yeni bir konuğun gelişini duyuran görevlinin sesi yankılandı.
"Prens Björn teşrif etmiştir!"
Bu ismin yarattığı dalgalanma, tüm balo salonunu bir anda etkisi altına aldı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder