The Problematic Prince - 39. Bölüm (Türkçe Novel)

Normal şartlarda, kayıp bir genç kız vakası polis teşkilatının alt kademeleri tarafından idare edilirdi ancak söz konusu kızın kimliği nedeniyle, Emniyet Müdürü bu vakayı bizzat üstlenmeye karar verdi.
Şu an şehirdeki pek çok tartışmanın odak noktası olan Erna Hardy’nin adı, Kraliyet Ailesi ve özellikle Prens Björn ile anılıyordu. Emniyet Müdürü, Kral III. Philip döneminden ve yıllar önce yaşanan başka bir kayıp vakasından bu yana Kraliyet Ailesi üzerinde yetki sahibiydi; bu yüzden davayı layıkıyla yürütebilecek tek kişi oydu.
Her zaman olduğu gibi, tümdengelim yöntemini harekete geçirmek için işe birkaç basit soruyla başladı: Matmazel Hardy kimdir? Eğer söylentilere inanılacak olursa, Büyük Dük’ün sevgilisidir. Peki, Büyük Dük kimdir? Eskiden Veliaht Prens olan, şimdilerde ise "Zehirli Mantar Prens" olarak damgalanan, ancak hâlâ Kral’ın en büyük oğlu olan kişidir.
Bu tür soruların ardından Emniyet Müdürü, bu kayboluşun siyasi bir boyutu olduğu ve cumhuriyetçilerin, bu tür skandalların getirdiği kötü imaj nedeniyle Kraliyet Ailesi’ni suçlamak için can atacağı sonucuna vardı. Dolayısıyla, eğer kız kayıpsa ilk şüpheli Prens’ti.
Emniyet Müdürü, şehir hayatından bihaber bir köylü kızı yüzünden Kraliyet Ailesi’ni suç işlemekle itham etmekten biraz utanç duyuyordu; zira o, iliklerine kadar bir kraliyet yanlısıydı. Ancak bu, Kraliyet Ailesi kriminal bir olaya karışmışsa görmezden gelebileceği anlamına gelmiyordu. Yapabileceği en iyi şey, soruşturma hakkında Kral’ı önceden uyarmaktı.
Neyse ki Kral durumu anlayışla karşıladı, yine de oğlunun genç bir kızın kayboluşuna karışmış olabileceğini duyunca öfkeden deliye döndü.
“Bana Björn’ü getirin, derhal!” diye gürledi Kral.
Kral her zaman iyiliksever bir aura sergilemeyi ve kötü haberler karşısında sakin kalmayı başarırdı ama bu durum bambaşkaydı, Kraliçe bile kocasının bu ani çıkışıyla irkilmişti.
Prens Björn saraya vardığında atmosfer oldukça gergindi, Babasına doğru yaklaşırken adeta ince bir buz tabakasının üzerinde yürüyordu.
“Matmazel Hardy’nin kayıp olduğu bilgisi bana ulaştı. Bana hemen gerçeği söylesen iyi edersin Björn.” Kral şimdilik öfkesini dizginliyordu ama yüzü kıpkırmızı olmuştu.
“Kayıp değil.” dedi Björn soğukkanlılıkla. “Benimle birlikte ve zor bir dönemden geçerken ona yardım ediyorum. Her şey yakında açıklığa kavuşacak, söz veriyorum baba.”
Björn sakinliğini korudu ve hafifçe eğilerek selam verdi. Kral’ın yüzü normal rengine dönmeye başladı, ancak hâlâ öfkenin izleri görülüyordu. Björn’e baktı ve derin derin düşündü. O kızı gerçekten de kimseye haber vermeden gizlice bir yere mi saklamıştı? En yakın akrabalarının onu kayıp olarak bildirmesine neden olacak kadar hem de? Aralarındaki tüm bu skandala rağmen.
Kral, zihnini meşgul eden önemsiz soruları bir kenara iterek rahatlamış bir iç çekti. Oğlunun güveni boşa çıkarmadığına ve böylesine iğrenç bir suç işlemediğine şükrediyordu. Yine de herkesin soğuk kalpli ve bencil biri olarak nitelendirdiği oğlunun, neden böylesine yardımsever bir eylemde bulunduğunu merak ediyordu. Şüphesiz bunun ucu bir şekilde kendi çıkarına dokunuyordu.
“Bu meseleyi temizlesen iyi olur.” dedi Kral. Polis merkezinin etrafında dolanan muhabirlerin eninde sonunda bu haberi alacağını ve uzun süre aç kalmış kuduz köpekler gibi bu habere saldıracaklarını biliyordu.
‘Lütfen bana Björn’ün kalbinde o Hardy kızı olduğunu söyleme.’ diye geçirdi içinden Kral.
“Tatlım.” dedi Kraliçe, sadece kocasının duyabileceği yumuşak bir tonla.
Kral ona baktığında, Kraliçe onun zihnindeki düşünceyi sanki yüksek sesle söylenmiş gibi net bir şekilde gördü. Björn’ün Matmazel Hardy gibi biriyle evlenmesine izin vermesinin imkanı yoktu; bu, halkın gözünde yıkıcı bir durum olurdu.
‘Bu gerçekten de en iyisi mi?’ diye düşündü Kral, karısına bakarken.
Karısı, zihnindeki soruyu okumuşçasına yavaşça başını salladı. Kral’ın kalbi Kraliçe Isabel’in hayaliyle doldu. Bilge kraliçe, sadık aşık ve şefkatli anne... Björn’e zarar verecek bir kararı asla onaylamazdı.
Philip, Björn’ü hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştı, oğlu ona hep çok soğuk ve mesafeli gelmişti. Hardy ailesinden kesinlikle hoşlanmıyordu; Vikont bir şarlatandı, o dolandırıcıdan bahsetmeye gerek bile yoktu. Ancak hayat arkadaşı olan karısına güveniyordu, her zaman öyleydi ve öyle kalacaktı.
“Matmazel Hardy’nin söylentilerin aksine yeterince saygın bir hanımefendi olduğunu biliyorum ama hayatım, bu durum Hardy ailesinin iflah olmaz olduğu gerçeğini değiştirmiyor.” dedi Kral.
“Gerçekten de, Lars Kralı’nı gencecik yaşında parmağında oynatan oğlumuzun, aptal Vikont Hardy gibileriyle başa çıkamayacağını mı düşünüyorsun?”
Erna, mükemmel bir prenses olan Gladys’in bile hiçbir zaman ilgisini çekemediği Björn’ün kalbini yerinden oynatan tek kızdı. Eğer Björn bu fırsatı şimdi kaçırırsa, muhtemelen hayatının geri kalanını yalnız geçirecekti.
’Bunu kabul edebilir miyim ya da Matmazel Hardy’yi gelin olarak onaylayabilir miyim?’
Bu düşünce artık anlamsızdı çünkü kararını çoktan vermişti.
“Hadi ama, bu ikisi ha?” dedi Kral, sanki kendi kararıyla tartışıyormuş gibi.
Kral’ın yüzü sertleşti ve Björn, babasının ne dediğini anlamamış gibi kısık gözlerle ona baktı.
“Baba?”
“Git ve eğer iraden bu yöndeyse onunla evlen.” dedi Kral ciddiyetle. Björn ise sadece hayretler içinde ona bakmakla yetindi.
*.·:·.✧.·:·.*
Doktor gittikten sonra odada ağır bir sessizlik hakim oldu. Bayan Fitz, Björn ile birlikte saraya gittiği için Erna şehir evinde yalnız kalmıştı. Erna, son birkaç gündür yanından neredeyse hiç ayrılmayan Bayan Fitz’e alışmaya başlamıştı.
Erna uzun bir süredir tavana bakıyordu. Vücudu hâlâ ağrıyordu ve bazı yerleri sızlıyordu ama hareketsiz duramayacak kadar gergindi; bu yüzden ayağa kalktı, şalına sıkıca sarıldı ve odada bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı.
Björn’ün teklifini düşündü. Onu reddedecekti ama Björn o bir şey söyleyemeden saraya çağrılmıştı.
“Hemen döneceğim, beni bekle.” Björn’ün tek söylediği buydu ve bir fırtına gibi kapıdan çıkıp gitmişti.
Şehir evinden derhal ayrılmak istiyordu ama bunun arkasında bırakacağı hakareti hayal etti. Muhtemelen ondan sonra Björn’ü bir daha asla göremeyecekti. Bu kötü bir şey miydi? O zamana kadar çoktan uzaklara gitmiş olacaktı ama Björn’ün teklifi zihnine yapışıp kalmıştı.
O soğuk, ıslak ve ıssız gecede, tüm dünyanın onu terk ettiğini ve kaderine razı olması için dondurucu yağmurda bıraktığını hissetmişti. Ama karanlığın içinden Björn ona gelmişti. O, Erna’nın kurtuluşuydu. Onun gözlerinin içine baktığı anı hatırladı ve aniden birbiriyle çatışan duyguların etkisinde kaldı: Utanç ve rahatlama, sevgi ve çaresizlik... Bu hisler hâlâ zihninin köşelerinde dolaşıyordu.
Odasında yürürken, düşüncelerini düzene sokmaya çalışmaktan başı ağrıdı; başı dönünce bayılmamak için aceleyle pencere kenarındaki sandalyeye oturdu. Güneş batıyordu; gökyüzünü turunculara ve kırmızılara boyuyordu. Işık, Erna’nın solgun tenini derin bir bronzluğa bürümüştü.
Björn’e reddini ilettikten sonra gidip Pavel’i bulmalıydı. Pavel’i bulamasa ve o gerçekten onu terk etmiş olsa bile yine de Buford’a gitmeliydi.
Yapacaklarını dikkatle planlarken, Erna’nın gözleri yatak odasının penceresinden görünen aşağıdaki sokaklardan bir an olsun ayrılmıyordu. Gölgeler karmaşık yolun üzerinde uzayıp gidiyordu.
*.·:·.✧.·:·.*
Pavel sonsuza kadar bekleyemeyeceğine karar verdi ve ertesi sabah yeniden Polis Merkezi’ne döndü. Yanında Buford’lu iki yaşlı hanım da vardı.
“Bu şehir gerçekten bu kadar kalpsiz mi Pavel? Erna’mıza değersiz bir toz zerresi gibi davranıyorlar.” dedi Barones Baden polis merkezine bakarken. Gözleri ağlamaktan şişmiş ve kan çanağına dönmüştü.
“Bence sadece kafaları karışık Barones. Pek çok insan pek çok şey söylüyor ve tüm bunların içinde gerçeği bulmak zor,” dedi Pavel, Barones’i teselli etmeye çalışırken öfkesini gizleyemeyerek. “Siz ikiniz burada bekleyin, hemen döneceğim.”
Özellikle de kayıp Matmazel Hardy’nin adı geçtiği anda gözyaşlarına boğulan Barones’i ve Bayan Greve’i o kadar merdiven boyunca sürüklemek pek adil görünmüyordu.
Pavel çok uzağa gidemedi; bir memur yukarı çıkıp kayıp şahıslar davasından sorumlu memurla görüşmesine izin vermedi. Bir şeylerin ters gittiğini sezen memur, açıkça üzgün ve öfkeli olan Pavel ile konuşmak için dışarı çıktı.
“Soruşturma, Matmazel Hardy’nin kayıp olmadığı anlaşıldığı için kapatıldı,” dedi memur.
Pavel duyduklarına inanamıyordu; Erna eve dönmemişti ve günlerdir görülmemişti.
“Bu olamaz, kimse Matmazel Hardy’yi günlerdir görmedi,” diye çaresizce açıkladı Pavel.
“Genç adam, buraya bak,” memur kayıp şahıs raporunu çıkardı ve Pavel’e gösterdi. “Bak, kız kayıp değil; ailevi bir hata nedeniyle verilmiş yanlış bir rapor bu.”
“Olamaz,” diye kekeledi Pavel.
“Üzgünüm, bu her zaman olan bir şey; soylu çocukların karıştığı on kayıp vakasından dokuzu böyledir. İnsanları evliliğe zorladığınızda olan budur.” Memur sırıttı ve başka bir öfkeli ziyaretçiyle ilgilenmek üzere oradan ayrılmadan önce Pavel’in önüne bir gazete fırlattı.
‘Kayıp olduğu bildirilen Vikont Walter Hardy’nin kızı, Büyük Dük ile birlikte yaşarken bulundu.’
Pavel buna inanamadı, haberi birkaç kez tekrar okudu. Makale, Matmazel Hardy ve onun Büyük Dük ile olan uzun süreli ilişkisi hakkında detaylara giriyordu. Hatta işi, çiftin birlikte kaçtığının düşünüldüğünü iddia etmeye kadar vardırmıştı.
Dehşete düşen Pavel gazeteyi kaptı ve aşağı inerken tekrar tekrar okudu. Makale o kadar pespayeydi ki, bunu yazan kişinin kendisini nasıl gazeteci sayabildiğine inanamıyordu.
“Aman Tanrım, yaşlı hanım bayıldı!” diye bağırdı biri.
Pavel başını kaldırdığında bekleme alanında toplanan kalabalığı gördü ve yüreği ağzına geldi. Kalabalığı yarıp geçtiğinde Barones Baden’in yerde baygın yattığını, Bayan Greve’in ise hemen başında olduğunu gördü. Bayan Greve perişan bir haldeydi ve baygın haldeki Barones’e bakıyordu.
Elinin altında ise buruşmuş bir gazete duruyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder