The Problematic Prince - 33. Bölüm (Türkçe Novel)

“Seni sığ, bencil, aptal şey.” Walter Hardy, kızına karşı öfke ve gazap doluydu.
Masaya bir gazete fırlattı, en üstte Prenses Gladys ile Erna Hardy’yi kıyaslayan bir makale duruyordu. Benzer yazılar basan çok sayıda gazeteden biriydi bu ama Walter, daha prestijli olduğu için bunu seçmişti. Sanki diğer gazetelerden herhangi birini okumak, adının yerlerde sürünmesine neden olacakmış gibiydi.
“Seni uyardım ama bir türlü anlamıyor gibisin.” Adam öfkeyle devam edip bir şişeye uzandı ancak içmeye yeltendiği sırada Brenda koluna yapıştı.
“Sakin ol hayatım.” dedi Brenda Hardy. “Henüz bitmedi, hâlâ Kont Lehman var.”
Lehman. Bu isim, bir güneş ışığı gibi öfke silsilesinin arasından sıyrıldı. Walter biraz olsun sakinleşerek şişeyi yerine bıraktı.
Festivaldeki fiyaskodan sonra, Prens Björn ile Erna arasındaki skandalın yeniden alevlenmesi bekleniyordu ancak hafife alınan şey, Lechen halkının ne kadar ileri gidebileceğiydi. Gazetelerdeki yayınlar halkın duygularını galeyana getirmişti. Buradaki en büyük değişken ise Prenses Gladys idi.
Gladys’in gözü önünde başka bir kadınla gününü gün ettiği için Prens’e yönelik eleştiriler şiddetlendi. Gazetede, Prenses'in onu affettiği ve yeniden bir araya gelmeye karar verdikleri yazıyordu. Ölen bir çocuktan bahsedilmesi ise öldürücü darbe olmuştu.
Prenses, Prens’in çocuğunu görmezden gelen kalpsiz bir baba olduğu yönündeki söylentilere karşı çıkmıştı. Boşanmış olmalarına rağmen Prens'in çocuğa karşı sevgi dolu olduğunu ve cenazede büyük bir saygı gösterdiğini belirtmişti.
Gladys, haksız suçlamaların durdurulması çağrısında bulundu. Sonuçta o da bir ebeveyndi, sevgili evladını kaybetmenin acısını çekmiş bir babaydı. Yeniden birleşmeleri de artık pek tartışılacak bir konu değildi. Eğer Prens, Hardy ailesiyle ilişki kurmayı seçerse, Prenses buna saygı duyacaktı.
Gladys’in röportajını içeren gazete tüm Lechen’e yayıldı. Bu haberin sıradan bir dedikodu dergisinde değil, herkesin kutsal kitap gibi inandığı saygın bir gazetede çıkması durumu daha da kötüleştirmişti.
Walter, ilk içgüdüsü tekrar şişeye uzanmak olsa da, hırsla küçük el zilini çaldı. Hizmetçinin getireceği suyu içse bile içindeki o susuzluk geçmeyecekti.
Kızı, Prens’i masum Prenses’in elinden çekip almaya çalışan kötü bir cadı gibi gösterilmişti. Lechenliler öfkeliydi ve adeta Erna’yı kazığa bağlayıp yakmak isteyen bir güruh haline gelmişlerdi.
Bu yüzden Erna’ya kur yapan soyluların sırası birer birer azaldı. Artık ne evlilik teklifi mektupları, ne çiçekler ne de kapısını çalan centilmenler vardı. Geriye sadece Kont Lehman kalmıştı. O yaşlı adam, kamuoyu nezdinde hâlâ kilit bir isimdi.
Kont Lehman sadece bir varisle ilgileniyordu, annesinin kim olduğu umurunda değildi. Yaşlı adamın Erna’dan tek istediği buydu, geri kalan hiçbir şeyi umursamıyordu.
“Efendim, Kont Lehman’dan bir mektup var.” Bir hizmetçi elinde küçük bir zarfla içeri girdi.
Bir an için Walter, Kont’un adını duyunca ve haber geldiği için sevindi fakat Brenda’nın endişeli bakışını görünce düşünceleri değişti.
Kont Lehman’ın o günün ilerleyen saatlerinde Erna ile akşam yemeği yemesi planlanmıştı. Randevu saatinden sadece birkaç saat önce bir mektup almak, kötü haberlerin habercisiydi.
“Çabuk, çabuk aç şunu, ne yazıyor?” dedi Brenda.
Walter elindeki mektuba dik dik baktı ve yutkunmaya çalıştı ama ağzındaki tüm nem çekilmişti. Hizmetçiden su getirmesini istemişti, mektup değil. Walter zarfı kabaca yırtıp açtı ve mektubu okudu.
“Eee, ne yazıyor? Önemli bir şey değildir, değil mi, değil mi?” diye üsteledi Brenda.
Walter hiçbir şey söylemedi ve cevap niyetine mektubu Brenda’ya uzattı. Brenda mektubu aldı ve öyle bir hızla göz gezdirdi ki, kelimelerden herhangi birini nasıl seçebildiği bir mucizeydi.
Mektup kısa ve sadeydi, her türlü resmiyetten uzaktı. Sadece Kont Lehman’ın akşam yemeğine katılamayacağı belirtiliyordu. Brenda tekrar tekrar okudu ama kelimeler hiç değişmiyordu, bu nezaket yoksunluğu tek bir anlama gelebilirdi.
Şimdi, son umutları da yok olmuştu. Kont Lehman sonunda aklı başına gelmiş ve Erna Hardy ile evlenme isteğinden vazgeçmişti.
Walter, zihninde tek bir kelime dönerken boşluğa daldı: İflas.
O gün muhtemelen artık çok uzak değildi. Defalarca borç para almıştı. Artık yolun sonuna geliyordu, ona borç vermeye istekli başka kimse kalmamıştı ve para kazanacak hiçbir yolu yoktu.
Walter şişeyi kaptı, Brenda bu kez onu durdurmadı ve adam sert içkiden uzun bir yudum aldı.
*.·:·.✧.·:·.*
Şokun etkisiyle sarsılan Barones Baden yataktan çıktı ve komodinin üzerindeki gözlüklerini kaptı. Bitkin görünümüne rağmen yatak odasından dışarı fırladı.
“Erna, bebeğim.” dedi.
İsmini hatırladığında, o kadar zamandan sonra yeni duran gözyaşları, kırışık yanaklarından tekrar ağır damlalar halinde süzülmeye başladı.
Yaşlı kadın, arka bahçeye bakan büyük bir pencerenin yanındaki sallanan sandalyeye doğru sürüklenerek gitti. İyice kolalanmış bir mendil çıkarıp ıslak yanaklarına bastırdı. Mendil kısa sürede sırılsıklam oldu.
“Hanımım...” dedi Bayan Greve.
Bayan Greve, Barones’in hareketlendiğini duyunca yatak odasına girdi. Barones’i teselli edecek kelimeleri bulamadığından öylece durup izledi. Kendi gözleri de kıpkırmızı ve şişmişti.
Ralph Royce onlara gazeteyi getirmişti. Erzak almak için dışarı çıkmış ve bununla dönmüştü. Haberi Bayan Greve’e ilk verdiğinde, kadın adamın bunadığını düşünmüştü ancak sonra makaleyi okudu.
Bayan Greve hemen eve koşup gazeteyi Barones Baden’e getirdi ve üzerinde Prenses Gladys’in büyük bir fotoğrafı olan makaleyi birlikte okudular. Barones, kederin etkisiyle sanki demir bir çekiçle vurulmuş gibi hissetti, bir an için romatizmasını unutup yataktan fırlayarak sandalyeye kadar gitmişti.
Bayan Greve sessizce odayı geçip Barones’in yanında durdu. Gazete, Erna Hardy ve Prenses Gladys hakkında bir hikaye anlatıyor, Erna’yı bir günah keçisi gibi gösteriyordu.
“Erna böyle bir şey yapmazdı. Bu yanlış, her şey yanlış.” dedi Barones.
“Elbette, kesinlikle öyle.” diyerek onu teskin etti Bayan Greve.
“Kısa bir süre önce bana bir mektup göndermişti; iyi olduğunu, şehre iyi uyum sağladığını, pek çok nadir ve güzel şey gördüğünü söylüyordu ve...” Barones’in sözleri hıçkırıklara boğulunca kesildi.
“Bu Walter Hardy, tüm bunlar onun işi, öyle olmalı.” diye devam etti Barones, hıçkırıkları arasında nefes alabildiği bir anda.
Erna’nın babasıyla gitmesinin tek sebebi, Baron Baden’in söylediği bir şeydi: “Ona burada, bu ücra köyde yardım edemeyiz; dünyanın içine girmesi, şehirde olması lazım, bu ona iyi gelecektir.” Barones genç kız olmadan bir hayat hayal edemiyordu ve gidişini elinden geldiğince geciktirmeye çalışmıştı.
Ne olduğunu anlamadan Erna yetişkin bir kadın olmuştu, bu yüzden Barones gitmesine izin vermesi gerektiğine karar vermişti. Sanki kalbi sökülüp alınıyormuş gibi hissetmişti. Walter Hardy’nin kalpsiz bir Vikont olduğunu biliyordu ama o Erna’nın babasıydı.
“Erna’yı kurtarmamız lazım.” dedi Barones gözlüklerini burnunun üzerine iterek. “Onun Annette’in izinden gitmesine izin vermeyeceğim. Asla.”
*.·:·.✧.·:·.*
Prenses Gladys’in göründüğü kadar güçlü olmasının sebebi, hiçbir vicdan azabı duymamasıydı.
Björn, magazin basınında kopan son gürültüyü gözlemlediğinde bu sonuca vardı. Bunu zaten biliyordu, her zaman bilmişti ama bu kez Gladys işi her zamankinden çok daha ileri götürmüş gibi görünüyordu. Eski karısı sanki intikam yemini etmişti ve bu durum neredeyse hayranlık uyandırıcıydı.
Björn gazeteyi fırlattı, gazete yatağın ayak ucuna düştü. Yumuşak yatak başlığına yaslanıp içini çekti. Yan tarafa uzanıp komodinin üzerindeki geç sabah çayını aldı.
Belki de Gladys bu sefer ciddidir.
Prenses, Erna Hardy ile ilişki kurduğu için eleştirilen eski kocasını gerçekten korumaya çalışmış olmalıydı. O ise, Erna’yı kurban edilmek üzereyken elinden geldiğince korumak istiyordu.
Björn çay bardağını komodine bırakırken bir iç çekti ve elini dağınık saçlarının arasından geçirdi. Pencereden dışarı baktığında havanın şehir üzerinde hissettiği ruh halinin karanlık bir yansıması olduğunu gördü. Karanlık, kasvetli ve her an fırtına kopacakmış gibi bir hava vardı.
Kaybedilen bir çocuğun yaralarını taşıyan bir baba.
Björn, Gladys’in o ustaca yalanını hatırlayınca kahkahalara boğuldu. İnsanları gerçeklerle boğmaya alışkın olan Gladys, sonunda aynı etkiyi yaratmak için yalan söylemeyi de öğrenmişti. Bir gerçeğin etrafına bu kadar ustalıkla yalan örmek övgüyü hak ediyordu.
Björn, Kral’ın ve onun Prenses Gladys ile Prens Björn’ü yeniden bir araya getirme çabalarını, halkın görüşlerini kullanarak olayları lehine çevirmesini takdir etmek zorundaydı. Göz yaşartıcı bir deyim olmasa da harika bir stratejiydi.
Çayın zihnindeki uykululuğu dağıtmasıyla Björn kalkıp sabahlığını giydi. Pencereye gidip perdeleri geri çekti. Rüzgar içeriye epey güçlü bir balık kokusu taşıdı.
Björn bulutlu gökyüzüne baktı ve ağzına yanmamış bir puro aldı. Erna, onun aralarında herhangi bir kıvılcım çakmaya çalışmadığını biliyordu ve o an Björn’ün aklına aniden bir isim geldi. Yanmamış puroyu kül tablasına geri fırlattı ve duş almaya gitti.
Duştan gelen su sesi her zamankinden biraz daha uzun sürdü.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder