The Problematic Prince - 30. Bölüm (Türkçe Novel)

Geçmişin sevgilisi ve bugünün sevgilisi bir aradaydı; etraftakilerin fısıltıları, Prens'in elini kime uzatacağına dair tahminlerle çalkalanıyordu. Mırıltıları, fışkıran fıskiyenin sesiyle birbirine karışıyordu.
Erna, yaklaşan Prens'in ötesindeki bu hareketliliği fark etmedi. Utanç onu etrafındaki dünyadan kopardığı için hiçbir eleştiri kulağına ulaşmıyordu. Nerede yanlış yapmış olabileceğine dair en ufak bir fikri yoktu. Toplum içinde davetleri reddetmemek bu sosyetenin bir görgü kuralı mıydı?
Erna emin değildi ama aldığı tüm eğitimlerde ve okuduğu kitaplarda buna dair hiçbir şeye rastlamamıştı. Temsil günü şehirde olmayacağını bildiği halde bir daveti sahte bir şekilde kabul etmenin nezaketsizlik olduğunu biliyordu.
Acaba ses tonu mu, yoksa tavrı mı yanlıştı?
Erna, Gladys'e katılamamasının gerçek nedenini söyleyemediği için muhtemelen öyle olduğunu düşündü. Prenses'e bir hafta içinde kaçacağını hâlâ söyleyemezdi.
Kendini çaresiz hisseden Erna, bir kez daha özür dilemek için ağzını açtı ama daha konuşamadan üzerlerine derin bir gölge düştü.
Erna şaşkınlıkla başını kaldırdı ve elinde olmadan küçük bir ses çıkardı. Prens Björn başında dikiliyordu. Ona tepeden bakarak gülümsedi, Erna refleks olarak ondan uzaklaşmak için bir adım attı ama Björn daha hızlı davranıp Erna'nın kolunu yakaladı.
"Matmazel Hardy ile işiniz bitti mi?" diye sordu Björn.
"Evet." diye kekeledi Gladys. Gözleri şişmiş ve kızarmıştı ama o an için gözyaşı dökmüyordu.
"Ağlamayın Prenses."
Björn, Gladys'e boşanacaklarını söylediği o günkü gibi görünüyordu. Gladys'in boğazı düğümlendi, ağlamak üzere olan küçük bir kız gibi hissetti ancak o günün aksine, diğer davetlilerin inceleyen bakışları altında güçlü durmayı başardı.
"Matmazel Hardy'yi yanıma alıyorum" dedi Björn.
Gladys'in karşılık vermeyeceğinden ve utancını asgari düzeyde tutmak için orada öylece duracağından emin olan Björn, oradan uzaklaştı. Erna bu süre zarfında Prens'in sıkı tutuşuna karşı koymaya çalıştı ama kurtulacak gücü yoktu.
"Gidelim." dedi Björn sertçe. Erna, yüzünde tam bir meydan okuma ifadesiyle ona baktı. Björn başını eğdi ve Erna'nın kulağına fısıldadı. "Lütfen inat etmeyin Matmazel Hardy, herkes bizi izliyor."
"Prenses Gladys ile bir görüşme yapıyordum." diye çıkıştı Erna, hırçın bir çocuk gibi.
"Bana kalırsa Prenses'in sizinle konuşacak bir şeyi kalmadı." dedi Björn.
Erna Gladys'e baktı; kadın gözyaşlarını tutmakta zorlanıyordu, yüzü şişmiş ve kızarmıştı, herhangi bir sohbeti sürdürecek durumda değildi.
"Ama..." diye itiraz etmeye çalıştı Erna.
"Şu an yapabileceğiniz en iyi şey benimle gelmek."
Diğer hanımefendilerin Erna'ya gözleriyle fırlattığı keskin hançerleri fark ettikten sonra, içinde bulunduğu durumu anlayan Erna için yapacak başka bir şey kalmamıştı. Erna böyle karga tulumba götürülmekten hâlâ rahatsızdı ama başka seçeneği neydi ki? Gladys, çekip giden çifte öylece bakakaldı, dili tutulmuştu.
Björn, renkli ağacın altında az önce gerçekleşen her kelimeye ve eyleme kulak kabartmamış gibi davranmaya çalışan kalabalığın arasından Erna'ya eşlik etti. İnsanlar kenara çekiliyor ve alelacele bayat sohbetlerine devam ediyorlardı.
Gladys'in gözünde, çiftin birer aşık gibi süzülerek uzaklaşmasını izlerken kazanan açıkça Erna olmuştu.
*.·:·.✧.·:·.*
Yürüyüşleri onları nehir kıyısında biten yolun sonuna getirdiğinde Erna hâlâ sersemlemiş durumdaydı. Kanaldan büyük fıskiyeye bir su kemeri uzanıyordu; kemerlerin çiçeklerle ve daha fazla renkli fenerle süslenmiş olması, tüm manzarayı bir rüya gibi gösteriyordu.
"Matmazel Hardy." dedi Björn yumuşak bir sesle.
"Prenses'e karşı yanlış bir şey mi yaptım?" diye sordu Erna hemen, Björn söze başlamadan. Endişeli gözlerle ona bakıyordu.
"Prenses ile kavga mı ettiniz?" diye sordu Björn. Yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı.
"Hayır, asla." dedi Erna aceleyle.
"Pekala, davetini geri çevirdiğinizi duydum."
"Evet, yanlış bir şey mi yaptım? Bir yardım piyesi içindi ama ben..." Erna, planını açık etmeden önce kendini durdurdu.
"Gördüğüm kadarıyla somut bir yanlış yok ancak Gladys'in yüksek statüsü göz önüne alındığında, bu muhtemelen yazılı olmayan bir kuraldır; özellikle de akranlarının önünde, yüzüne karşı reddetmet." dedi Björn kurnaz bir gülümsemeyle.
"Gerçekten mi, bu kötü işte." dedi Erna. Gözlerinin mavisi pişmanlık dolu bir hüzünle derinleşti.
"Belki de." demekle yetindi Björn.
Erna çaresiz bir iç çekti ve başını öne eğdi.
"Gösteriye katılamam, başka ne yapabilirdim ki?" Erna'nın sesi, kanıtı olmadan masumiyetini kanıtlamaya çalışan biri gibi çaresiz geliyordu.
"Neden?" dedi Björn. Aşağı doğru bakıp Erna'nın, fenerlerin renkli ışığında her zamankinden daha solgun görünen yüzünü inceledi.
"Bu..." Erna kelimelerini yitirdi.
Prens'in bakışlarından kaçındı, gözlerinin içine bakıp gerçeği anlamasından korkuyordu. Kaçmayı planladığını anlayacak ve muhtemelen babasına söyleyecekti. Planını sır olarak tutmalıydı. Peki o zaman masumiyetini nasıl kanıtlayacaktı?
Erna kendi içinde savaşırken aralarında nahoş bir an, tuhaf bir sessizlik oldu. O bir Prensti ve Erna ile ilgili iyi anıları vardı; Erna, ondan ayrılırken zihninde zarif olmayan ve kaba bir kadın olarak bu tek kötü anıyı bırakmak istemiyordu. Aralarında hâlâ çözülmesi gereken borçlar vardı ve Erna kaçma konusu hakkında biriyle konuşmayı canı gönülden istiyordu.
"Ben..." Erna sonunda sessizliği yumuşak, cılız bir kelimeyle bozdu. "Bir hafta içinde Schuber'den ayrılıyorum." diye itiraf etti Erna. "Ailemin yanına, Buford'a dönüyorum."
Erna nefesini tuttu ve Björn ona ifadesiz bir yüzle baktı. Ona az önce söylediklerine dair hiçbir tepki veya belirti göstermedi, bu yüzden Erna devam etti.
"Eğer Prenses'e katılacağımı söyleseydim ve gitmeyeceğimi bilseydim, bu bir yalan olurdu. Prenses'e yalan söylemek istemedim."
"Neden ona söylemediniz?"
"Bunu yapamam." Erna başını eğdi ve sesini bir fısıltıya düşürdü.
İnsanlar, Erna ve Björn'ün durduğu kanala giden yoldan aşağı yürümeye başladılar. Bu tek bir anlama gelebilirdi: havai fişekler yakında başlayacaktı. Bunlar yaz festivalinin en can alıcı noktasıydı.
"Bu... bir sır." dedi Erna yumuşakça, kimsenin duyamayacağı bir şekilde.
"Bir sır mı?" diye fısıldadı Björn karşılık olarak.
"Evet. Mümkün olduğunca sessizce ayrılmak istiyorum."
"Neden? Gizlice kaçıp evlenmeyi falan mı planlıyorsunuz?" Björn'ün sesinde bir şaka gizliydi.
Erna'nın gözleri hissettiği gerginliği gizleyemedi ve kuru bir şekilde yutkundu. Björn ile aynı mizah anlayışını paylaşmadığı açıktı.
Björn uzun bir süre Erna'ya boş boş baktı, sonra kahkahayı bastı. Erna'nın gerçekten kaçmayı planladığını ve her şeyden öte, Björn bir şeyi fark etmişti: Erna, dünyanın nasıl işlediğini gerçekten anlamayan basit, saf bir taşra kızıydı.
Björn'ün kahkahası, havai fişekleri izlemek için yakınlarda toplanmış çiftlerin ve grupların dikkatini çekti. Dünya, kaderin acımasız cilveleri içinde bile olsa bir an için daha güzel göründü. Björn, Vikont Hardy'nin servetini ve statüsünü canlandırmak için kızını satma hayalleri kurmasına güldü. Erna'nın narin tenine o çarpık parmaklarını geçirmeyi düşünen ve ellerini ovuşturan tüm o yaşlı adamlara güldü.
Björn uzun süre güldü, şaşkın izleyicilerin ona hayretle baktığını hissedebiliyordu. Onları umursamadı ve kahkahası dindiğinde Erna'ya dünyadaki tek kişiymiş gibi baktı. Erna, adamın bu ani neşesinden utanmış görünüyordu.
"Neden bunu onca insan arasından bana anlattınız?" dedi Björn.
Erna'ya bakarken hâlâ hafif bir gülümsemesi vardı. İlk bakışta çekingen ve utangaç görünüyordu ama derinlerde bir yerde güçlü ve kararlıydı. Fenerlerin renkleriyle harmanlanmış solgun yüzü çok sevimliydi ve büzülmüş kırmızı dudaklarıyla bu sevimlilik daha da belirginleşiyordu.
"Ya kazara planlarınızı bozarsam?"
"Prens'in öyle biri olmadığını biliyorum."
"Biliyor musunuz? Matmazel Hardy, beni tanıyor musunuz?"
Björn'ün tonu iğneleyici görünse de Erna, dudaklarının kenarında ve gözlerinde hâlâ yumuşak bir gülümseme olduğunu görebiliyordu. Erna hiç tereddüt etmeden başını salladı. Körlemesine güvenmek ailesinin bir geleneği gibiydi.
"Schuber'den ayrılsam bile size olan borcumu unutmayacağım, size geri ödeyeceğim Prensim." dedi Erna.
"Borç mu?" Björn hatırlamaya çalışıyormuş gibi yaptı. "Ah, şu mesele."
"Endişelenmenize gerek yok, her kuruşunu geri ödeyeceğim. Baden ailesinin onuru üzerine söz veriyorum."
Yine o isim, kadın sanki kendi ismiymiş gibi davranıyordu. Yabancıydı ama en azından Hardy'den daha yüksek prestije sahip bir isimdi. Björn hemen kabul etti. Bu kadının borcunu ödemek için yapma çiçek satma yönündeki çılgın planı şimdiye kadar işe yaramıştı, eğer kaçmaya karar verirse hâlâ işe yarar mıydı?
Sessizlik içinde birbirlerine bakarak dururlarken kanaldan hafif bir esinti esti ve ikiliyi sarmaladı. Björn, az önce yelken açan teknelerde gülen insanların sesini takip ederek suyun üzerine doğru baktı. Bahsi kapatma ve kazancını toplama vakti gelmişti.
"Borcunuzu silmemi ister misiniz?" Björn tekrar Erna'ya baktı. "Sizi buraya demirleyen bir borcunuz varken kaçmak zordur. Düşününce, o gece sadece benim kabalığım yüzünden yaşandı. Sizin gibi masum bir hanımefendiye suçu yıkmak pek centilmence değil."
"Ama..." Erna şok olmuştu, beklediği bu değildi.
"Bir anlaşma yapalım." dedi Björn hayırsever bir gülümsemeyle. "Bu gece Abit Nehri'nde bana eşlik etme onurunu bahşedin; eğer bunu yaparsanız, borcu sileceğim."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder