The Problematic Prince - 26. Bölüm (Türkçe Novel)

the-problematic-prince

“Aptalın tekiydim. Babama asla güvenmemeliydim.”


Erna uzun bir süre sonra, kendisine verilen sütü içmek için ağzını açtı. Bardağı elleriyle sıkarken süt hâlâ ılıktı, morlukları ise canını yakmaya devam ediyordu. Düşüncelerini düzene sokmak için vakit bulduğunda zihni biraz daha sakinleşmişti. Artık babasıyla hiçbir ilişiği kalsın istemiyordu.


“Seni böyle zahmete soktuğum için çok üzgünüm.” dedi Erna, sütten bir yudum daha aldıktan sonra. Kendine geldikçe yüzünü Pavel’e döndü. “Benimle ilgilenen tek kişi sensin...” Sözlerinin devamı gelmedi ve başını öne eğdi. Buraya gelirken Björn’ü görüşünü, meydanın bir ucundan diğer ucuna göz göze gelişlerini hatırladı; belki Björn ona yardım edebilirdi. Ancak bu düşünce, adamın görüntüsü zihninde canlanır canlanmaz eriyip gitti; Prens’in bunu bilmesini istemiyordu.


“Teşekkür etmene gerek yok, dediğim gibi, ne zaman yardıma ihtiyacın olursa gelip beni bulman yeterli.” dedi Pavel, iç ısıtan bir gülümsemeyle. Ayağa kalktı, Erna’nın boş bardağını alıp mutfağa götürdü. Bir süre ortadan kayboldu ve geri döndüğünde elinde geniş bir battaniye tutuyordu. Erna onu tanıdığında gözleri fal taşı gibi açıldı.


“Büyükannemin battaniyesi.” Erna, Pavel battaniyeyi omuzlarına örterken gülümsedi. Patlayan dudağı acıyordu ve ağzında acı bir tat vardı ama Erna gülümsemesini bozmadı.


“Evet, Barones Baden’in bir tebrik hediyesiydi.” dedi Pavel. Tekrar yerine oturduğunda, o zayıf gülümseme yüzünden silindi. Battaniyeyi verirken yaşlı kadının söylediklerini düşündü. Kadın ona, yazın bile, özellikle de hastalığın kol gezdiği bu şehirde battaniyeyi daima kullanmasını söylemişti.


Pavel’in ruh hali, zihnini şimdiki zamana getirdiğinde hızla yeniden öfkeye büründü. Hardy ailesinin mücevheri olan bu kıza babasının böyle davranması karşısında elinde olmadan içerliyordu.


“Seni Burford’a geri götürmemi ister misin?” Bu fevri bir soruydu ama Pavel’in bunu samimiyetle söylemediği anlamına gelmiyordu.


“Çok isterdim, gerçekten istiyorum ama... şu an yapamam.” dedi Erna, bakışlarını yere indirerek. “Eğer sözleşmemi bozarsam Baden’deki evimizi terk etmek zorunda kalırız.”


“Sözleşme mi?”


“Evet, babamın isteği üzerine evlenmek.” Erna battaniyenin kenarını sıkarken parmak boğumları bembeyaz oldu.


“Ama burada bu şekilde kalamazsın.”


“Biliyorum. Babamın beni iğrenç, yaşlı bir sapığa satmasına izin vermeyeceğim. Bir yolunu bulacağım.”


“Evden her zaman vazgeçebilirsin. Oraya ne kadar değer verdiğini biliyorum ama bana orayı kendi hayatından daha çok sevdiğini söyleyemezsin.” Pavel, Erna’ya biraz daha yaklaştı ve kolunu onun omzuna attı.


“Çünkü o zaman gidecek başka hiçbir yerimiz kalmaz.” Erna ona üzgün, ağlamaktan şişmiş kırmızı gözlerle baktı. Bunu düşünmemiş değildi, üzerinde çok kafa yormuştu. Ellerindeki tüm parayı bir araya getirseler bile, bu ikisi için çok büyük bir sorumluluktu. Ayrıca babasından ziyade ailesi gibi olan iki hizmetçisini de düşünmek zorundaydı. Bir de kiralayacak düzgün bir yer bulma meselesi vardı.


“Sana yardım edebilirim. Yakında tablolarımı satarak epey para kazanacağım. Çok büyük bir servet değil belki ama senin ve büyükannenin bu şehirden uzakta, kırsalda bir yer bulmanız için yeterli olacaktır.”


“Hayır Pavel, bunu yapamazsın.”


“Endişelenme, buna ömür boyu sürecek bir borç de. Bugünden başlayarak yüz yıl sonrasına kadar istediğin zaman ödeyebilirsin, faiz de yok.” Pavel, Erna’yı şehirde ilk gördüğü andan beri zihnini kurcalayan düşünceleri sonunda dile getirmişti.


“Hayır, bunu yapamazsın.” diye yalvardı Erna.


“Evet yapabilirim, bu benim param ve onunla ne istersem onu yaparım; ben de sana yardım etmeyi seçiyorum.” Pavel, Erna’dan bu tepkiyi bekliyordu, o saygılı bir genç hanımdı. Onu yardımı kabul etmesi için sakince ikna etmeye devam etti. “Gerçekçi düşün Erna, baban seni sonbahar bitmeden, hatta mümkünse daha da önce satacak. Senin o zamana kadar yeterli parayı toplaman neredeyse imkansız.”


Erna, Pavel’in çok haklı bir noktaya değindiğini inkar edemezdi ama Pavel’in bunu bu kadar soğuk bir dille söylemesine de gerek yoktu. Pavel sessizce derin bir nefes aldı ve Erna’nın öfkeli mavi gözlerine baktı. Kızın dili tutulmuştu, Pavel onun zihninde hesap kitap yaptığını görebiliyordu. Acaba çok mu pervasız davranıyordu?


Pavel, bu şekilde kaçmanın aristokraside çirkin bir iz bırakacağını ve Erna’nın bir daha asla aralarına kabul edilmeyeceğini biliyordu ama en azından bu bir kurtulma şansıydı ve Erna’nın şu an ihtiyacı olan şey bir çıkış yoluydu.


“Sadece bir düşün, babandan kurtulmayı düşün.” dedi Pavel. Çizgiyi aşıp aşmadığını merak ediyordu; Erna’nın soyluluğunun ve kendisinin ise sadece bir ressam olduğunun her zaman bilincindeydi. Erna ile olan arkadaşlığını beslerken, bu sınarlara da saygı gösteriyordu.


.·:·.✧.·:·.


Erna Hardy ortadan kaybolmuştu.


Hiçbir sosyal toplantıda bulunmamış, Hardy malikanesi civarında veya şehir merkezinde görülmemişti. Vikont ve karısı kızın bir hastalık yüzünden yatağa düştüğünü beyan etmişlerdi ancak kimse bu hikayeye inanmamıştı.


“Kürek yarışına da katılmazsa ne yapacağız?” dedi Peter, esneyerek.


“Sakın bana yazın en büyük etkinliğinde orada olmayacağını söylemeyin.” dedi Björn’ün ismini hiçbir zaman öğrenemediği bir adam.


“Yataktan çıkamayacak kadar hastaysa bu zor olur,” dedi Peter, hâlâ esnerken.


“Sağlık sorunları sadece sağlıkla ilgili değildir.” dedi Leonid. “Belki de tüm bu skandallardan biraz uzaklaşıp ortalığın durulmasını bekliyordur.”


O anda sosyal kulüpteki herkes, sakin bir şekilde elmasını yiyen ve konuşmaya sadece yarım ağızla katılan Björn’e bakıyor gibiydi. Björn ise bir şahin gibi girişi izliyordu.


“Vazgeç Björn, ne kadar aptal olursa olsun yüzünü buraya gösterecek kadar deli değildir,” dedi Peter. Sonunda esnemesini bitirdi ve Björn için bir içki doldurdu. Sanki evren Peter’ın yanıldığını kanıtlamaya kararlıymış gibi, Robin Heinz süzülerek sosyal kulübe girdi.


“O deliymiş,” dedi Leonid üzüntüyle.


Björn sakince elmasını ısırdı ve ancak grup biraz sakinleşince ayağa kalktı. Hikayeler ve şakalar paylaşan gürültülü bir grup beyefendinin masasında oturan Robin Heinz’a doğru yürürken adımları sert yankılanıyordu. Genel atmosfer neşeliydi ancak Björn, Heinz’ın yanında durduğunda her şey sessizliğe büründü.


“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, Heinz.” dedi Björn.


Heinz, bakışlarını masadaki pek çok şakanın hedefi olan magazin gazetesine gömüp sırtını dönerek Björn’ü görmezden gelmek için elinden geleni yaptı. Björn, herkesin izleyen bakışları altında Heinz’ın yanındaki sandalyeye yerleşti.


“Al bakalım, bir şeyler iç.” dedi Björn ve garsonun az önce getirdiği şarap şişesini kavradı. Heinz’ın önündeki kadeh benzeri bardağa bir miktar şarap boşalttı. Ardından gazeteyi Heinz’ın elinden çekip aldı ve makaleye göz gezdirdi; ne aradığını zaten biliyordu ama önce okuyormuş gibi bir pandomim sergiledi.


“Beni daha önce baştan çıkaran Leydi Hardy, Büyük Dük’ü de baştan çıkarmıştı. Amacı Büyük Dük ile aramda bir uçurum yaratmaktı. Büyük Dük ile yaşanan kavganın sebebi de buydu; sıkılmış küçük zihnini eğlendirmek için kurallarını sadece kendisinin bildiği o iğrenç oyunda, potansiyel taliplerini test etmek isteyen Leydi Hardy’nin zorlamasıydı.”


Giderek daha fazla insan, Büyük Dük ile kavgayı başlatanın ve ilk yumrukları savuranın Heinz olduğunu düşünüyordu. Heinz, itibarını kurtarmak için magazin dünyasındaki konumunu kötüye kullanarak kendini haklı çıkarmaya ve Erna’yı günah keçisi ilan etmeye çalışmıştı. Kimsenin bu meselede Erna’nın tarafını tutmayacağını bildiği için bu oldukça sağlam bir stratejiydi.


“Gerçekten olan bu muydu?” dedi Björn, yapmacık bir merakla. “Benim hafızam biraz bulanık.” Björn garsona işaret verdi, garson yanına gelip kadehini doldurdu.


Sosyal kulübün havası normalde sakindi; özellikle ruh halinin uyuşuklaştığı o uzun ve sıcak yaz günlerinde dinlenmek için birebirdi ancak ortam çok çabuk gerildi.


İçinde bulunduğu kıskacı artık hissedebilen Robin Heinz, kimseyle göz göze gelmeden odanın içinde bakışlarını gezdirdi. Björn, Robin Heinz’ın tam önüne geçerek onun Büyük Dük’ten kaçmasına alan bırakmadı. Adamın sessizliği Björn’ün sinirlerini bozuyordu ve sabrı hiç de o kadar derin değildi.


“Sabrım taşıyor Heinz,” dedi Björn, yarı dolu su bardağını masaya bırakırken. “Eğer beni görmezden gelmeye devam edersen, buradaki hoş küçük toplantıya davetsiz bir misafir gibi görünmeme sebep olacaksın.” Björn ellerini nazikçe Robin’in omzuna koydu. “Beni bir daha asla görmeyeceğini mi sandın gerçekten, hem de burada?”


“Ne halt dememi istiyorsun?” diye patladı Heinz.


“Görkemli bir şeye gerek yok.” Björn elini Heinz’ın omzundan çekti ve ayağa kalktı.


Heinz tam düzgünce nefes almaya başlamıştı ki o anda sandalye altından kayıp yıkıldı ve dünyası tersine döndü. Gözlerini tekrar açtığında tavanı seyrediyordu. Björn görüş alanına girdi ve yoğun gri gözleriyle ona tepeden baktı. Tıpkı o geceki gibi gülümsüyordu.


“Sen, sen...” diye kekeledi Heinz. Ayağa kalkmaya çalıştı ancak Björn’ün ayağı göğsüne sertçe inip onu yere sabitlediğinde feryat etti.


“Kendin söyledin, biz rakibiz değil mi? Aynı kadının sevgisi için savaşan rakipler. Eminim buna benzer bir şey demiştin.”


“Björn, sen...”


“Ah, bilmiyordun değil mi? Ben rakiplerime böyle davranırım.” Björn masadaki şişeyi kavradı ve yere serilmiş Heinz’ın üzerine eğilerek içindekini Robin Heinz’ın kızarmış yüzüne boşalttı. Robin Heinz çırpınıp yardım için çığlık atarken o gülümsedi; ancak kimse yardıma gelmedi ve Björn şişe boşalana kadar durmadı. Ayağını zavallı adamın göğsünden çekti ve sanki hiçbir şey olmamış gibi kendi grubunun yanına geri döndü.


Heinz uzun bir süre yerde yattı, tavana bakarak inledi. Salonun geri kalanı ise fısıltılar ve dedikodularla çalkalanıyordu.


Björn sosyal kulüpteki işini bitirdiğinde arabasına ve bekleyen uşaklarına doğru ilerledi. Bu sıcak yaz günleri onu uyuşuk ve tembel yapmıştı, hayatına biraz heyecan katmak güzel olmuştu. Kendini enerjik hissediyordu.


Araba yolda saraya doğru ilerlerken kalbinde yine bir neşe vardı. Tara Bulvarı’ndan döndüğünde Erna’nın hizmetçisi Lisa’yı gördü. Tek başına çok büyük bir paket taşıyordu.


“Hımm, Erna hâlâ ortalarda yok.”


Yorumlar