Predatory Marriage - 67. Bölüm (Türkçe Novel)

Bulut silsilesi geceyi sis gibi sardı. Pus ayı öyle bir kaplamıştı ki, gökyüzünden tek bir ışık huzmesi bile sızamıyordu. Estia’nın üzerine derin bir karanlık çöktü ve her yeri gizemle kuşattı. Dışarı tek başına çıkmaya cesaret edilemeyecek kadar huzursuz edici bir geceydi.
Araba dizisinin önündeki yolu küçük bir fener aydınlatıyordu. Alevi gür yanıyordu ama geçidi görünür kılmaya yetmiyordu. En öndeki arabanın sürücüsü başını çevirmiş, gözleriyle ihtiyatla çevresini kolluyordu. Yılların verdiği yolculuk tecrübesiyle, insanın sezgilerini ne zaman görmezden gelmemesi gerektiğini iyi biliyordu.
Bugün at arabacısı alışılmadık derecede gergin hissediyordu. Arabayı bırakıp gecenin içinde kaçmak için karşı konulamaz bir istek duyuyordu. İçinden geçtikleri kasvetli ormandan bir an önce çıkmak istiyordu ama sık ağaçlar sanki sonsuz gibiydi.
Bir süredir arabalara eşlik eden paralı askerler de ormanın tekinsiz atmosferini hissediyordu. Ani bir saldırı ihtimaline karşı elleri sürekli kılıçlarının kabzasındaydı.
“Lanet olsun!”
At arabacısı dizginlere asılarak dururken küfretti. Atları birkaç kez kırbaçlamaya çalıştı ama hayvanlar yavaşlamadı. Korkunç bir yaratık görmüşçesine kişnemeye devam ediyorlardı.
Dehşet içinde önüne bakarken çaresizdi. Birden, havada keskin bir ıslık sesi yankılandı. At arabacısının gözleri yuvalarından fırladı; ne olduğunu anladığında artık çok geçti.
“Ahhh, barbarlar!”
Saniyeler sonra feryat etti ama siyah gölgeler gökten inmişti bile. Kurnazca bir saldırıyla, vahşi canavarlar gibi arabaların üzerine tırmandılar. Karanlıkta parlayan gözleri korkunçtu ve o ışığın altında sırıtan dişleri görünüyordu. Yüzlerine tatmin olmuş bir sırıtış kazınmıştı.
Paralı askerler çığlık atarak kılıçlarını çektiler. Ancak tepkileri, arabadan yıldırım gibi aşağı atlayan Kurkanlara karşı etkisizdi. Geldikleri kadar çabuk, bir sonraki saniyede et parçalanma sesleri ve yere yığılan bedenlerin gürültüsü duyuldu. Kurkanlar paralı askerlerin arasında bir kan banyosu yaratırken, kemik çatırtıları birbirini izledi.
“Ughh…”
At arabacısı arabadan dışarı sürünerek çıkmayı başardı. Etrafında her türlü korkunç acı ve katliam sesi kulaklarını tırmalıyordu. Çığlıklar tüyler ürperticiydi. Bağırmamak için eliyle ağzını kapattı, titriyordu. Birden, saklandığı araba ters dönünce üzerine dondurucu bir hava dalgası çarptı.
Ölüm kokusu soğuk havaya sindi. Etrafında sadece cesetler vardı. Yanındaki paralı asker arkadaşının gökyüzüne bakıp kan kustuğunu izledi; adamın gördüğü son şey, kendi yüzüne benzeyen simalardı. At arabacısı dehşet içinde onun orman zeminine hareketsizce yığılışını izledi. Burası onun gömüleceği yer olacaktı. Paralı askerin sıcak kanı yavaşça altındaki toprağa süzüldü, vücudu soğudu.
Gizlenmiş ayın önünde, kaslı bir adamın silueti belirdi. Donup kalmış arabacıyı görmezden gelerek cesetlerin üzerinden geçen ve ters dönmüş arabanın içine bakan kadına tembelce dikti gözlerini. Şüphesiz, parlak topaz gözlerini gören biri, onun sürünün lideri olduğunu hemen anlardı.
“Ishakan.”
Devasa bir kadın, adama bir tütün yaprağı uzattı. O diğerleriyle ilgilenirken, ince yapılı bir adam diğer Kurkanlarla birlikte vagonları gayretle arıyordu. Lambayla kölelerin yüzlerini tek tek kontrol eden adam aniden bağırdı.
“Burada değiller!”
“…Yine mi boş bir girişim?”
Adam tütünü içerken bir an sessizleşti; bu sessiz ve kanlı gecede tütünün bıraktığı tat rahatlatıcıydı. Dumanı savururken yavaşça mırıldandı.
“Şaşırtıcı. Verilen bilginin doğru olduğundan oldukça emindim oysa.”
Başını yana eğdi ve bakışlarını at arabacısına kilitledi. Uzaktan o delici, yanan gözlerle izlendiği an arabacı korkudan dilsizleşti. Çığlık atmak istese bile tek bir hece dökülmüyordu ağzından. Bacakları iradesi dışında kilitlenmişti, hissettiği korkudan kaçamıyordu.
At arabacısı uyluğunun iç kısmından sıcak bir sıvının süzüldüğünü hissetti, korkudan altına kaçırmıştı.
Ishakan sırıttı. Altın gözleri parladı ve kaşını kaldırarak arabacıya bir avcı gibi baktı.
“Bunun hakkında bir şey biliyor musun?”
At arabacısının dişleri birbirine çarpıyordu. Karşısındaki korkunç adamın önünde kontrolsüzce titriyordu ama burada durursa ormanın mezarı olacağını biliyordu. Kelimeler ağzından mırıltı halinde döküldü, anlaşılır bir şeyler söyleyebilmek için ağzını zorla açtı.
“D-diğer köle tüccarları…”
“Kurkanları başka bir köle tüccarı satın alıp götürdü mü?”
“E-evet…”
Ishakan gözlerini kıstı. Düşüncelere daldı ve başını yana eğdi. Sonra yukarı baktı ve yanındaki kadına başıyla onay verdi.
“Lütfen bağışlayın beni. Ben sadece arabayı sürüyordum… Bu, günahlarımın bedeli için yeterli olmalı.”
Kadın kısa bir şekilde başını salladı ve aniden yumruğunu kaldırdı. GÜM! At arabacısının ensesine vurdu. Adam ses çıkarmadan bayıldı.
Öndeki arabacıya bakan Ishakan kısaca sordu.
“Öldü mü?”
“Gücünü kontrol etmekte iyi iş çıkardın, Ishakan.” Kadın etraflarını işaret etti.
Haban, Genin’in bu saf cevabına tepki olarak kıpırdandı ve ekledi.
“Bence öldü.”
“Hayır. Henüz ölmedi.”
Aralarındaki sığ tartışma devam ederken, Haban arabacının nabzını kontrol etmeye koyuldu. İlginç bir sonuç çıkmadı.
“Ölmemiş.”
Haban şüpheyle başını yana eğdi ve dilini şaklattı. Genin, gücünü doğrularcasına çenesini havaya kaldırdı. Onların sessiz atışmasına gülen Ishakan, tütününden bir nefes çekip dedi ki.
“Bu üçüncü mü?”
Haban, yüzü kızararak ayaklarını yere vurdu.
“Bunun kesinlikle bir tesadüf olmadığı belli.”
Şu anda Ishakan, Estia’da köleleştirilen Kurkanların izini sürüyordu. Aristokratlara ve zengin tüccarlara satılan Kurkanların yerlerini çoktan tespit etmişti.
Yakalanma ve satılma tehlikesi altındaki Kurkanları yakalamaya çalışırken, beklenmedik zorluklarla karşılaşıyorlardı. Her ipucu, sadece birkaç saatlik bir farkla başarısızlıkla sonuçlanıyordu. İz sürerken sürekli karşılaştıkları en can sıkıcı engel buydu.
Kurkanların satın alındığı doğrulanıyor ve köle tüccarlarının sırası tespit ediliyordu; ancak ticaret yollarını takip etmek tam bir labirent gibiydi. Her seferinde sebep aynıydı: Başka bir köle tüccarı, onlar Kurkanları özgür bırakamadan hemen önce onları satın alıyordu.
Bu, fırsatı kısa bir zaman farkıyla kaçırdıkları üçüncü seferdi.
“Bence birileri bizden bir adım önde hareket ediyor.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder