Predatory Marriage - 66. Bölüm (Türkçe Novel)

“Evet. Bir tane denemek ister misiniz? Bu, Kurkanların yediği kurutulmuş hurma. Bunu bulmak için epey uğraştım.”
Kont Valtein, hurma yeme görgü kuralları konusundaki uzmanlığını gösterişli bir şekilde sergiledi. “Bunu yemek oldukça zordur. Doğru yolu öğrenmelisiniz! Doğru teknik olmadan bir veya iki kez denemek hurmaları ziyan edecektir. Sizi temin ederim ki pek çok kişi bu yöntemden habersiz.”
Bu benzersiz ve ilginç ürünler Maliye Bakanı Laurent’in ilgisini çekti. İkram için kullandığı çatalı aldı, bir hurma seçti ve yedi. Ardından hemen çayını içti.
“Aman tanrım, bu epey şekerliymiş…”
“Şeker değil! Hurmalar doğal olarak tatlıdır.”
Kontun itirazına rağmen, Maliye Bakanı Laurent alnındaki çatıklığı kolayca düzeltemedi. Kont Valtein, bakanın ikinci bardak çayını içişini izlerken gülümsedi.
Valtein tatlı şeylerden nefret etmesine rağmen şimdiden iki hurma yemişti bile; tıpkı mevsimler gibi onun tat alma duyusu da değişiyordu. Onlarla birlikte olan Leah, ona şaşkınlıkla bakmaktan kendini alamadı.
Valtein, “Sanırım bu aralar zindeliğe iyi geldiği için popüler.” diyerek tatlıyı övmeye devam etti.
“…”
Yemek yedikleri sırada, Ishakan’ın hurma yiyişine dair anısı aniden Leah’nın zihninde canlandı. Adamı hayal edince, bu düşünceyi hızla kafasından uzaklaştırdı.
Kurkan kültürü bugünlerde Estia’da popüler hale geliyordu. Yabancı gelenekler, yeni eğlencelere son derece düşkün olan aristokratlar için oldukça cazip gelmişti.
Yönetici perspektifinden bakıldığında bu durum pek hoş karşılanmazdı. Ancak, insanları denemek istedikleri bir şeyden ne kadar uzak tutmaya çalışırsanız, o şeyi o kadar büyüleyici bulurlardı. Bu nedenle, Kurkan kültürünün bir akım haline gelmesini engellemek bir seçenek değildi.
Yapabilecekleri tek şey, müzakereler tamamlandıktan sonra Kurkanların çöle dönmesini ve bu akımı da yanlarında götürmelerini beklemekti.
Kont Valtein hurmaları Leah’ya ikram etti ama Leah yemeyi reddetti. Bunun yerine hafif demlenmiş siyah çayından bir yudum aldı ve asıl ele almak istediği konuyu açtı.
“Sizden istediğim ricanın akıbeti ne oldu?”
“Evet, prenses.” Kont Valtein hemen çay bardağını bıraktı. “Kurkanların şu anda Estia’da üç birlik halinde hareket ettiğini öğrendim.”
İlki, krallığın kilit isimleriyle tanışmak ve onları yumuşatmakla görevliydi. Bunun işleyişine zaten şahit olmuşlardı; Kurkanlar Kont Valtein’e yaklaşmak için inisiyatif almışlardı.
İkincisi, çingenelerin izini sürmek ve onları tutuklamaktı. Zaten Kurkanlar ve çingeneler arasındaki ilişki başlangıçta bozuktu. Ancak bu çatışmanın göründüğünden daha derin sebepleri var gibiydi.
“Sonuncusu ise tam prensesin beklediği gibiydi. Burada, Estia’da esir alınan Kurkan kölelerini arıyorlar.”
Leah, Kont Valtein’in sözlerini duyduğunda başıyla onayladı. Kölelik yasadışıydı. Ancak para söz konusu olduğunda kanun diye bir şey kalmıyordu. Kurkan kölelerine büyük bir talep vardı; onlar güçlü ve değerliydi. Köle tüccarları onları yasadışı yollarla ele geçirir ve satarak bir servet kazanırlardı.
“Peki, talimat verdiğim şeyi yaptınız mı?”
“Elbette. İstediğiniz gibi ilerleyecek.”
Leah’nın yüzünde bir gülümseme belirdi. Memnuniyetini görünce Kont Valtein, az önce övülmüş bir çocuk gibi neşelendi.
“Kont Valtein bizim için büyük bir iş başardı. Bu sayede müzakerelerden bir sonuç alma şansımız doğdu.” Maliye Bakanı Laurent, karanlık bir yüzle fikrini belirtti.
“Ancak, şu an bir sonuca varmak çok zor değil mi? Sarayda, olmaması gereken o olay sonuçta yaşandı.” Kraliçe’nin sarayında meydana gelen felaketi duyduktan sonra neredeyse vazgeçmişti.
Bu, Maliye Bakanı’nı anlamadığı için değildi. Aslında bu şekilde tepki vermesi oldukça normaldi.
“Bunu iyi değerlendirmeliyiz. Bildiğiniz gibi, öylece eli kolu bağlı oturup hiçbir şey yapmadan duramayız.”
Leah onlara tek tek baktı. Kurkanlarla iyi geçinmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak bir sonraki düşüncesini net bir şekilde ifade etti.
“Bu antlaşma Estia için son şans.”
“…”
Kont Valtein ve Maliye Bakanı Laurent ağır bir iç çekerek onayladılar.
Bakan Laurent bir süre derin derin düşündükten sonra konuştu.
“Siz gittiğinizde biz zaten çaresiz kalacağız prenses. Anlaşmayı sağlayabilsek bile, çökmekte olan bir ülkeyi kendi aramızda nasıl yönetebiliriz?”
“Bu yüzden bugünlerde gözüme uyku girmiyor. Kraliçe gerçekten veliaht prensin tüm bunların altından kalkabileceğini mi sanıyor?”
“Belki de. Muhtemelen veliaht prensin kendisi de gaddar ve hırslı olduğu içindir.”
“Annesi bir tilki gibi davranırken prensin neden bu kadar aptalca davrandığını anlamıyorum.”
İstemeden şikayet eden Kont Valtein, hemen etrafını kontrol etti. Tek bir cümlede Estia’nın en güçlü iki ismine hakaret etmişti.
Hizmetçilerin görünürde olmadığını teyit ettikten sonra, şüpheli davranırken yakalanmış bir çocuk gibi muzipçe güldü.
“Bence siz gittikten sonra kraliçe çok pişman olacak. Pişmanlık içinde toprağı dövecek ve derhal sizi geri çağıracaktır.”
Görünüşe göre bu düşüncelerinde yalnız değillerdi. Maliye Bakanı Laurent, Kont Valtein’in ateşli konuşmasına —Leah’nın, kraliçe önünde diz çökse bile onu affetmemesi gerektiğine dair sözlerine— gizlice kafa sallayarak katıldı.
Kont Valtein ancak Leah ellerini kaldırınca gevezeliği bıraktı. Leah hafifçe iç çekti; kont ise yanlış bir şey söyleyip söylemediğini anlamayarak burnunu kırıştırdı.
“Kont Valtein.”
Leah’nın peşi sıra gelen sözlerini dinlerken kontun gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Kölelerin yerini bizzat tespit etmeyi düşünüyorum.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder