Predatory Marriage - 40. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Avuçları yanaklarına kapandı, nefes nefese kalmış Leah’nın gözyaşlarını silerken sessizce birbirlerine baktılar. Leah sonunda yeterince sakinleştiğinde başını kaldırıp ona baktı, Ishakan ise derin bir sessizlikle karşılık verdi.

“Leah! Ah, Leah!” Byun Gyeongbaek’in sesi gecenin sessizliğini yırttı. Adını şarkı söyler gibi, ürpertici bir neşeyle çağırıyordu. Ses yaklaştıkça Leah’nın omurgasından aşağı soğuk terler boşaldı. Adam, bulundukları yere doğru yavaşça ilerlerken yüksek sesle kişniyordu.

Ishakan, genç kadının kollarında yeniden titremeye başladığını hissetti, sadece bu bile neler yaşandığına dair ona yeterli fikri vermişti. Çenesini sıktı, dişlerini gıcırdattı. Nazikçe kollarını ondan çekti, omuzlarındaki pelerinini çıkarıp Leah’nın narin bedenine sardı.

Leah’nın parmakları hemen mor ipeğe gömüldü, pelerini kendine sıkıca doladı.

“Söyle bana.” dedi Ishakan yumuşak ama sert bir sesle, gözlerini onunkilerle kenetleyerek. “Onun işini bitirmeli miyim?” Sesi buz gibiydi, eğer evet derse bunu büyük bir zevkle yapacağını hissettiriyordu.

Leah’nın görüşü hâlâ bulanıktı ama adamın gözlerindeki altın parıltıyı net bir şekilde seçebiliyordu. Ishakan cevap bekliyordu. Leah her ne kadar "evet" demek istese de...

Başını hayır anlamında salladı. Bu cevap üzerine Ishakan gözlerini kapattı, derin bir nefes alıp tekrar açtığında altın gözleri tehlikeli bir şekilde parlıyordu. Dudakları ince bir çizgi halini almıştı. Leah’yı yavaşça arkasına itti ve Byun Gyeongbaek’in girmek üzere olduğu yöne döndü.

“Burada kal.” dedi boğuk bir sesle ve harekete geçti. Ancak bir şey onu durdurdu. Leah’ydı. Konuşmakta zorluk çekse de, kurumuş boğazı ve kısık sesiyle devam etti.

“Yapamazsın... Sen...”

Byun Gyeongbaek’i öldüremezdi, öldürmemeliydi. Leah onu vazgeçirmeye çalıştıkça Ishakan’ın yüzü öfkeli bir hal alıyordu. Ve tanıştıklarından beri ilk kez ona karşı sesini yükseltti.

“Bu haldeyken bile hâlâ o kraliyet ailesini mi düşünüyorsun?!” diye gürledi öfkeyle. Gözbebekleri kısıldı, Leah onun kararına duyduğu gerçek öfkeyi her hücresinde hissetti. “Nezaketin de bir sınırı var, hanımefendi.” diye tısladı. Ama Leah sinmedi. Geri adım atmamalıydı.

“Kraliyet ailesi için değil...” dedi sesini bulmaya çalışarak. “Estia için. Masumların... acı çekmesine izin veremem...”

Korkunç kişiliğine rağmen Byun Gyeongbaek, batı sınırında Kurkanları dizginleyerek Estia’ya büyük hizmetlerde bulunmuştu. Onun hayatı pek çok masumun hayatına bağlıydı. Kendi hayatının aksine... Leah biliyordu ki kendisi ölse hiçbir şey değişmezdi.

“Sadece... buradan gitmek istiyorum.” diye devam etti. Ishakan sessizce onu dinliyordu. “Lütfen, sana yalvarıyorum...” Leah’nın elleri adamın koluna sıkıca yapıştı.

Ishakan derin nefesler alıyordu. Göğsü düşüncelerle inip kalktı, sonra solukları normale döndü. Kurkan dilinde alçak sesle bir küfür savurdu, elini gözlerine götürüp ovuşturdu. Bir anlık sessizlikten sonra konuştu.

“Bir Kurkan’ın sabrını zorluyorsun.” diye uyardı. Leah ona çıkardığı tüm bu zorluklar için özür dilemek istedi ama ağzını açtığı an sesi çıkmadı. Vücudu kasıldı, tutuşu gevşedi ve hafif bir iniltiyle iki büklüm oldu.

Vücudundaki tüm güç çekilmişti, yere yığılıyordu. Bir şeyler tuhaftı. İçindeki ısı artmaya başlamıştı. Her saniye daha da ısınıyor, hava için çırpınıyordu. Önce koşmanın verdiği adrenalinin bittiğini ve yorgunluğun geri döndüğünü sandı... Ama durum kötüleşiyordu.

“Seni!” Ishakan hafifçe küfrederek yanına çömeldi. Vücut ısısının yükseldiğini fark edince, bir şeylerin ters gittiğini daha önce anlamadığı için kendine kızdı.

Ishakan’ın serin dokunuşuyla Leah bir inilti koyuverdi. Kurkanların normal vücut ısısı insanlarınkinden yüksek olsa da, Leah şu an bir ateş topu gibiydi ve Ishakan’ın teni ona buz gibi geliyordu.

“Ne yedin?” diye sordu adam. Leah’nın zihnine o şarap kadehi geldi... İçtikten sonra kadehin ne kadar temiz olduğunu hatırladı. O sıvının boğazından ne kadar pürüzsüzce geçtiğini... Ve nişanlısının "ilaç etkisi geçene kadar" yanından ayrılmayacağını söyleyişini...

“Byun... şarap...” diye fısıldadı. Görüşünde siyah noktalar uçuşuyordu.

“Buraya gel.” Ishakan’ın sesi endişeyle fısıldadı, onu belinden kavrayıp göğsüne yasladı. Diğer eliyle çenesini tutup başını kaldırdı ve dudaklarını onunkilerle buluşturdu.

Leah’nın ağzını araladı, genç kadın o an Ishakan’ın ağzından kendininkine bir şeyin kaydığını hissetti.

Sanki elektrik çarpmasına uğramış gibiydi. Zihni bulanırken onu itmeyi düşünemedi bile, aksine ona daha sıkı tutundu. Ishakan’ın dili içeri süzülürken ağzındaki şarap kalıntılarını tattı ve kaşlarını çattı. Yavaşça geri çekilip Leah’nın yüzüne baktı.

“Geçen gün Dormaris ile görüştüğünü hatırlıyor musun?” diye sordu çingeneleri kastederek. Leah başıyla onayladı. Ishakan iç çekti. “Ondan bir aşk iksiri satın almış.”

Leah’nın yüreği ağzına geldi. Bu, Byun Gyeongbaek’e mi aşık olacağı anlamına geliyordu?

“Şşşt, tamam, sorun yok.” diyerek onu teselli etti Ishakan, kızın hızlanan nefesini fark ederek. “Bu sadece bir isim. Aslında ucuz bir afrodizyak. Gerçek aşk iksirleri çok nadirdir...”

Ancak Leah onu artık duyamıyordu. Bilincini açık tutmak için gözlerini kırpıştırıyordu ama her şey daha da kötüleşiyordu. Vücudu şiddetle sarsıldı. Sıcak. Her yer daha da sıcaklaşıyordu; sanki midesinde bir ateş topu dönüyordu. Kaynadığını hissediyordu.

Tepesinde Ishakan’ın ona düşünceli bir ifadeyle baktığını gördü.

“Panzehir... panzehire ihtiyacımız var...” diye mırıldandı. Ishakan hafifçe kıkırdadı, yüzünde sinsi bir gülümsemeyle onu kendine doğru çekip sarıldı.

“Merak etme...” diye fısıldadığını duydu. “Panzehir tam burada.”

Ve Leah’nın görüşü tamamen karardı.

Yorumlar