Predatory Marriage - 41. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Zihni her geçen saniye biraz daha bulanıklaşırken tüm gücü vücudundan çekildi. Suyla ağırlaşmış bir pamuk bebek gibi, Ishakan’ın kollarına yığıldı.

Ishakan ona tepeden baktı ve başını hafifçe eğdi. "Seçimini yap. Şimdi ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.

Leah ağzını açtığı an dışarı sadece sıcak bir nefes çıktı. Ateşi yükseldikçe zihnindeki berraklık parça parça onu terk ediyordu. Mantıklı düşünceleri bir uçuruma yuvarlanırken, yerini dürüst ve çıplak bir arzu alıyordu.

Leah kirpiklerini kaldırdı ve sessizce gözlerini kırpıştırdı. Eli hafifçe titreyerek uzandı ve adamın giysisinin kenarına tutundu.

Bu kadarı cevap olarak yetmişti. Ishakan, Leah’yı kendine daha sıkı çekti ve bahçede sessizce yürümeye başladı. Byun Gyeong-baek’in hizmetçileri hemen köşeyi dönünce belirecekmiş gibi yakındaydı, adamın öfkesi açıkça duyulabiliyordu.

"Hemen dışarı çık! Saklanabileceğini mi sanıyorsun?" diye kükrüyordu Gyeong-baek. "Şimdi çıkarsan sana yumuşak davranacağım..!"

Ancak kendisini taşıyan adamın güvenli kollarında Leah en ufak bir korku hissetmiyordu. Sanki kendisine yöneltilen o gürültüler başka bir dünyaya aitti. Bir rüyanın içinden dinliyormuş gibiydi; bağırışlar sönükleşiyor, bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu. Burası güvenliydi. Onu tutan adam, onu rüyasının içinde koruyordu. Leah biraz daha ona yaslandı.

Ishakan bir an durup Leah’ya baktı, sonra gözlerini Byun’un bağırdığı tarafa çevirdi. Bakışlarıyla yukarıyı işaret etti, yüzünde belli belirsiz bir sırıtış oluştu. Leah başlarının üzerindeki yaprakların hışırdadığını duydu. Merak edip bakmak istedi ama başı çok ağırdı. Damarlarındaki iksir ve yükselen ateş yüzünden vücudunu sabit tutamıyordu, huzursuzca kıpırdandı.

Vücudunun alt kısmında bir süredir hissettiği o yanma hissine bir de uyuşukluk eklenmişti. İçinde bitmek bilmeyen, sinir bozucu bir gıdıklanma hissi yükseliyordu. Bu histen kurtulamadığı için acıyla kıvranıyor, bir kurtuluş yolu arıyordu. Leah sürekli nefes nefese kalıyor, bacaklarını birbirine bastırıyordu. Eğer bu ısıyı dışarı atamazsa ölecekmiş gibi hissediyordu.

Ishakan ona bakıp dilini şaklattı.

"Dayan. Yoksa nişanlının adamlarının önünde yapmak zorunda kalacağız."

Eğilip Leah’nın kızarmış boynundan hafifçe ısırdı.

"Umrumda değil."

Ağzından çıkan bu kelimeler boş değildi, Leah gerçekten de ne dediğinin farkındaydı. Ishakan güldü. Onun bu arzusunu hemen orada yerine getirebilecek kapasiteye sahipti.

Leah sersemlemiş başını hızla iki yana salladı. Ishakan’ın ağzından küçük bir kıkırtı döküldü. Leah’yı alnından öptü ve tekrar yürümeye başladı.

Genç kadın vücudunu tamamen ona emanet etmişti. Gözlerini her açıp kapadığında çevre hızla değişiyordu. Bir süre sonra Byun’un şiddetli çığlıkları duyulmaz oldu. Ziyafet salonundan gelen müzik de yankılanmıyordu artık. Sadece çimenlerin arasındaki ağustos böceklerinin huzurlu sesi ve gece kuşlarının şarkıları havada asılıydı.

Gözlerini tekrar açtığında Leah kendini tanımadığı bir yerde buldu.

Taze çiçeklerin kokusu havayı sarmıştı, krema gibi pürüzsüz ve yoğundu. Açmak üzere olan çiçekler pembeye boyanmış, açmış olanlar ise rüzgarla dalgalanıyordu. Beyaz taç yaprakları esintide dans ediyordu.

Ay ışığı altındaki sümbülteberlerin görkemli manzarası inanılmaz derecede güzeldi. Leah tüm hayatını Estia’da, sarayın en şatafatlı yerlerinde geçirmişti ama burayı daha önce hiç görmemişti. O kadar tuhaf ve yabancıydı ki bir rüya gibi hissettiriyordu.

Ishakan, Leah’yı narince yere bıraktı.

"Sigara içmek için iyi bir yer ve çiçekler de güzel." diye mırıldandı.

Bunu böyle söylemesi Leah’nın içini ısıttı. "Çiçekler güzel olduğu için buraya geldim" diyen o ses, kulağını gıdıkladı. Leah da sümbülteberlerin o taze ve hafif kokusunu severdi. Hatta bir keresinde bahçıvandan kraliyet bahçesine onlardan daha fazla dikmesini istemişti.

Nedense sarayın bu köşesinde, plansızca bitmiş olan bu sümbülteberler, bahçıvanın tüm ruhunu vererek titizlikle yetiştirdiklerinden çok daha güzel görünüyordu. Bu kokuyla sarhoş olacakmış gibi hissetti.

Ishakan ceketini çıkardı. Giysisindeki o karmaşık ve uzun düğme sırası, elinin tek bir hareketiyle koptu. Mücevher işlemeli düğmeler çiçek tarhının üzerine yıldızlar gibi saçıldı. Bir ustanın uzun saatler ayırarak büyük emekle diktiği o değerli giysiler, şimdi buruşmuş bir halde yerde yatıyordu. Muhtemelen çimen lekesi olacaktı ama Ishakan bunu hiç umursamadı. Ceketi Leah için yere bir bez parçası gibi serdi ve onu üzerine oturttu. Elleriyle hızla Leah’nın eteğini yukarı toplayarak bembeyaz bacaklarını açığa çıkardı.

"..."

Kaşlarını çattı. Ishakan dikkatle Leah’nın bileklerini kavradı. Çorapları paramparça olmuş, kir ve kan lekesiyle dolmuştu. İç çekerek kızın baldırlarını okşadı.

"En azından o adamın bacaklarını kesmemi söylemeliydin."

Mırıldanırken gözlerinde karmaşık duygular vardı. Kaşlarını kaldırdı. Hafifçe kızgın bir ifadeyle elbiseyi uyluklarına kadar sıyırdı.

"Senin sayende dünyanın en sabırlı Kurkan'ı olacağım." dedi ve eteğin ucunu Leah’nın eline verdi.

"Tut bunu."

Leah söyleneni yaptı ve iki eliyle elbiseyi yukarıda tuttu. Serin esinti sıcak tenini okşuyordu. Gerçeklik o an zihnine çarptı: Dışarıda, açık havada onunla birlikte olacaktı.

Yorumlar