Predatory Marriage - 36. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Ishakan, hedefindeki değerli avına kilitlenmiş deneyimli bir avcı gibi hareket ediyordu. Bekliyor ve tam pes edecekleri anda, tıpkı şu an Leah’ya yaptığı gibi, öldürücü hamlesini yapıyordu. Ishakan mecazi anlamda Leah'nın ellerini bağlamıştı ve genç kadın ondan kolayca kaçamayacağını anlamıştı.

Sessiz bir öfke içinde Leah alt dudağını ısırdı ve elini onun pençesinden kurtarmaya çalıştı; ancak adam, Leah’nın düzensizleşen nefesini fark edene kadar tutuşunu daha da sıkılaştırdı, sonra nihayet serbest bıraktı.

Ishakan bu manzara karşısında kaşlarını çatmadan edemedi, Leah ise sonunda rahat bir nefes alabildi.

“Beni karşılamak için can atacağını varsaymıştım.” diye devam etti Ishakan, “Sanırım yanılmışım.”

Daha da yaklaştı, dudakları Leah’nın kulağının dibinde bitecek kadar sokuldu ve fısıldadı. “Kızgın mısın, prenses?”

Leah ona yandan sert bir bakış fırlattı.

“İnsanlar bakıyor.” diye cevap verdi alçak ama kararlı bir sesle. Ona topluluk içindeyken bir prensese yakışır şekilde davranacağına dair verdiği sözü hatırlatıyordu. Ishakan, yüzünde çarpık bir sırıtışla geri çekildi.

Bu karşılıklı etkileşim, çevredeki herkes tarafından tıpkı bir tiyatro oyunu izler gibi merakla takip ediliyordu. Leah şu an soğukkanlılığını kaybetme lüksüne sahip olmadığını biliyordu. Ishakan, nezaket kurallarını bilmeyen ya da umursamayan bir "barbardı", dolayısıyla tüm suç Leah’nın omuzlarına kalacaktı. Bu da onu sarayda ve halkının gözünde istenmeyen bir konuma düşürürdü.

Tam uygun bir cevap düşünmeye çalışırken ve Kont Valtein ona yardıma yelken açmışken, trompet sesleri konuşmalarını kesti. Borazanlar, kralın nihayet alana girdiğini herkese ilan edercesine çalıyordu. Soylular da bakışlarını çekip kral geçerken saygıyla eğildiler, ancak havadaki gerilim zerre değişmedi.

Gözler hâlâ Kurkan Kralı ve Estia Prensesi’nin üzerindeydi.

Kral, onaylamayan bir tavırla gözlerini kısıyordu. Herkes gibi onun da gözleri, Ishakan’ın küstah bir kibirle taktığı mor ipek kuşağa takıldı ve sonra hemen bakışlarını kaçırdı. Cerdina ve Blain bile kuşak karşısında hayrete düşmüşlerdi ama bunu belli etmemeye çalışıyorlardı.

Ancak Blain’in asıl odağı kuşak değil, Leah ve Ishakan arasındaki fiziksel yakınlıktı. Ishakan, Blain'in buz gibi bakışlarını fark etse de buna hiç tepki vermedi. Bunun sonuçsuz kaldığını gören Blain, gözlerini Leah’ya dikti ve sanki ona "Estia’nın kraliyet prensesi olarak yerini hatırla" der gibi buz gibi mavi bir bakış fırlattı.

Leah sessizce hareket ederek Ishakan ile arasına mesafe koydu ve yerlerine geçen diğer kraliyet üyelerini takip etti. Diğer üçü otururken, Estia Kralı konukları selamlamak için ayakta kalarak açılış konuşmasını yaptı. Blain, bunu Leah’ya yaklaşmak ve bir uyarı vermek için fırsat bildi.

“Sana o barbarlarla takılmayı bırakmanı söylediğimi sanıyordum.” diye mırıldandı alçak sesle, sanki kralın konuşmasına odaklanıyormuş gibi görünmeye çalışarak. Leah onu görmezden gelmeyi ummuştu ama bu oldukça zordu.

“Zeki olduğunu sanıyordum kardeşi. Bu ifadenin nesini anlamadın?” diye devam etti. “Bana o barbar krala aşık olduğunu söyleme sakın?” Kadehinden bir yudum alarak alay etti. “Yoksa ülkeni satmayı mı planlıyorsun?”

“Onunla bir işim yok.” diye hemen karşı çıktı Leah, sonra mağlubiyetle iç çekti. Kışkırtmalara kapılmamaya çalışmıştı ama duyguları mantığının önüne geçti. “Beni bulan oydu, ben hiçbir şey yapmadım. Ve antlaşmayı tehlikeye atacak hiçbir şey yapmam.”

“Tabii ki sevgili kardeşim.” dedi Blain dudaklarında sinsi bir gülümsemeyle, ama gözleri çelik gibi soğuktu. Ondan bir tepki koparmış olmanın zaferiyle gülümsedi. Leah’ya tekrar konuklara bakması için işaret verdi.

“Öyleyse ilk dansı bana bahşet.” dedi Blain, hâlâ önüne bakarken. Leah oturduğu yerde dikleşti ve mağrur bir bakış attı.

“Özür dilerim kardeşim.” dedi alaycı bir tonla. “Ama sanırım bu hak nişanlıma ait.”

Bunu duyan Blain kuru bir kahkaha attı. “Bundan kurtulmak için hile yapmaya çalışma.”

Leah teknik olarak hâlâ bekardı ve nişanlı olsa bile ilk dansını ailesinden biriyle yapması en doğrusuydu. Bunu biliyordu ama Blain ile arasına mümkün olduğunca mesafe koymak istiyordu, Byun Gyeongbaek ile dans etmek bunu sağlardı.

“Şimdi düşününce, Byun Gyeongbaek’i buralarda göremedim.” dedi Leah etrafına bakarak. Blain ilgisizce mırıldandı.

“Beklendiği gibi. Bu antlaşma biter bitmez işi bitecek zaten. Şu barbarlar... bir an önce gitmelerini bekliyorum.” Bu sözler Leah’ya, Blain’in antlaşma hakkındaki planlarından hâlâ tamamen habersiz olduğunu kanıtlıyordu.

Öte yandan Kurkanlar, Estia’ya adım attıkları ilk andan itibaren hamlelerini yapmaya başlamışlardı bile. Antlaşma kisvesi altında, krallığın sırlarını parça parça çalıyorlardı. Eğer bu böyle devam ederse, hem Kurkanlar hem de Byun Gyeongbaek krallığı terk etmeye karar verirse Estia tamamen savunmasız kalacaktı.

Ve Blain burada, antlaşmanın başarıyla sonuçlanacağından emin bir şekilde oturuyordu. Hiçbir terslik çıkmayacağından o kadar emindi ki... Leah her şey yolunda gitsin diye canla başla çalışırken, Blain bu çabanın meyvelerini topluyordu. Leah gizli bir öfkeyle yumruklarını sıktı.

“Eğer bu antlaşmanın lehimize sonuçlanmasını istiyorsan, onlara karşı o aşağılayıcı terimi kullanmaktan vazgeçsen iyi olur.” diye tısladı ona, halka karşı gülümsemesini bozmadan. “Ayrıca sonucun ne olacağını bilmiyoruz, bu yüzden Byun Gyeongbaek’i hemen silip atma.”

Blain’in gözleri ona doğru kısıldı, Leah bir an için onu herkesin önünde azarlayacağından korktu. Neyse ki kral konuşmasını bitirdi, alkışlar yükseldi ve hem prens hem prenses yüzlerine nazik bir ifade takınarak kalabalığa katıldı.

Ziyafet resmen başlamıştı. Müzik ve dans salonu doldururken, Leah bazı soyluların Kurkanları dansa kaldırmaya çalıştığını gördü. Salonun içinde yürümeye başladığında birinin bakışlarını üzerinde hissetti. Kilometrelerce uzaktan bile Ishakan’ın o yoğun bakışlarını tanıyabilirdi. Ona meydan okuyan bir bakış fırlatmak istese de, Blain’e şüphelenmesi için yeni bir sebep vermemeye kararlıydı.

Ancak canını sıkan sadece Blain değildi, şimdi tam karşısında başka biri beliriyordu.

“Prenses!” Salonun müziği ve kahkahaları arasından neşeli bir ses yükseldi. Leah içinden gelen iniltiyi bastırdı ve kendisinden beklendiği gibi parlak bir gülümsemeyle o adama dönmek için adımlarını durdurdu.

Yorumlar