Predatory Marriage - 34. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Konuklar içeri akın etmeye başladığında, herkes Kurkanlar için hazırlanan ziyafetin ihtişamı karşısında hayrete düştü. Masalarda Estia’nın en seçkin şarapları ve lezzetleri sıralanmış, süslemeler bile birer sanat eserine dönüşmüştü. Sanki Estia bir gövde gösterisi yapmak, müttefiklerine sahip olduğu ve sunabileceği her şeyi sergilemek istiyor gibiydi.

Pek çok soylu bu muazzam şölenin tadını çıkarıyor gibi görünse de, Leah onlardan biri değildi.

Hazırlıklardan sorumlu olduğu için her şeyin sorunsuz gitmesine sevinmesi gerekirken, bitkin düşmüştü. Bir hafta sürecek konferansı düşünmek bile anbean şevkini kırıyordu. Bir an önce bitmesini istiyordu.

Leah, ruhsuz bir ifadeyle ayaklarını sürüyerek konferansa katılmaya kendini zorladı. Krem rengi elbisesinin etekleri, cilalı mermer zemin üzerinde onunla birlikte sürüklendi. Koridorda, yorgunluğuna rağmen asil tavrından ödün vermeden yürürken, ensesinde gezinen bakışları ve etrafındaki fısıltıları hissedebiliyordu.

Nedenini tahmin etmek zor değildi.

Besbelli Kurkan Kralı Ishakan yüzündendi. Ishakan, halk üzerinde derin bir iz bırakmış ve ona olan ilgisini açıkça sergilemişti. Bu durum, saraydaki ve halk arasındaki dedikoduları körüklemişti. Hatta bazı söylentiler, barbar bir kral ile güzel bir prenses arasındaki ilişki hakkında kötü niyetli bir doğaya bürünmüştü. Dedikodular yayıldıkça gerçekler çarpıtılmış, iş aralarında gizli bir çocuk olduğu düşüncesine kadar varmıştı.

Leah onlara sadece gülebilirdi. Gülünçtü.

Bu söylentileri duyan Byun Gyeongbaek bile öfkeye kapılmıştı. Dedikoduları daha fazla yayılmadan eşiğinde boğmak için elinden geleni yapmıştı ama Leah parmağını bile kıpırdatma gereği duymadı. Nihayetinde bunlar sadece söylentiydi.

İnsanlar sadece duymak istediklerini dinler, korkunç gerçeği asla umursamazlardı. Koruması gereken o sözde "onuru" artık kalmadığına göre, Byun Gyeongbaek’i kızdırmak en azından buna değerdi. Amacına hizmet etmişti.

Ziyafet salonuna göz attı.

Henüz görünürde hiç Kurkan yoktu. Siyasi gururları nedeniyle Estia kraliyet ailesi bile onlar gelmeden boy göstermezdi.

Leah’nın orada herkesten önce bulunma sebebi, konukları karşılama ve onlara "hoş geldiniz" deme göreviydi. Bu aynı zamanda iyi bir bahaneydi; orada olmak, Cerdina ve Blain ile sosyalleşmek zorunda kalmaktan çok daha iyiydi. Bu düşünce bile dayanılmazdı.

Herkesi selamlamayı bitirdiğinde, diğer konuklara geçmeden önce hızla Kont Valtein’i aradı. Mesajının başarıyla iletildiğini biliyordu, bu yüzden Kont onu zaten bekliyor olmalıydı.

Zamanı geldiğinde Leah’yı desteklemeye istekli pek çok kişi vardı ve bunlardan biri de Kont Valtein’di. Ne de olsa o, "Prenses Yanlısı" gücün temsilcisiydi.

Gerçi Leah, "güç" kelimesinin biraz mübalağa olduğunu düşünüyordu. Sonuçta tek vasfı, en yüksek teklifi verene satılacak bir gelin olmaktı. Yine de Kont Valtein, onun sırdaşı olmaktan gurur duyuyordu. Hatta onun gözü ve kulağı olarak görev yapıyordu.

Saraydan ayrılmasına izin verilmediği için her istediğinde hareket edemiyordu. Hatta bazen Kont, sarayın karşı karşıya olduğu dahili meseleleri çözmesine yardım etmek için gizlice ziyaretine gelirdi. Ayrıca, sadece onun hatırı için kullanılmayan sulama kanalını açarak saraydan gizlice sızmasını sağlayan da oydu.

Ondan en son haberleri duymak istiyordu, çünkü getireceği her bilginin kıymetli olacağını biliyordu. Sarayın veya en yüksek sosyal çevrelerin bile vakıf olmadığı bilgilere ihtiyacı vardı.

Leah odayı bir kez daha taradı, sonunda gözleri hediyesine koşan bir çocuk gibi hızla yaklaşan Kont Valtein’e takıldı. Etraftakiler olmasa neredeyse sevinçten havaya uçacak gibi görünüyordu.

Gördüğü anda "Prenses!" diye ünledi. Doğrusu, sanki birbirlerini yıllardır görmemişler gibi davranıyordu; oysa Leah durumun öyle olmadığını biliyordu. Başını hafifçe sallayarak onu selamladı, sakinleşmesine izin verdi ve onu ziyafet salonunun tenha bir köşesine götürdü. Burası açık bir alandı ama konuşmak için yeterince mahremiyet sunuyordu.

"Nedir bu haliniz?" diye sordu Leah, Kont Valtein rahatlayarak nefes verince...

"Dün neredeyse ölüyordum." diye hayıflandı.

"Ne?" Leah panikle sordu, Kont Valtein ise doğrulup ona gülümsedi.

"Kurkan Kralı ile görüştüm."

Leah ne diyeceğini bilemedi, Kont’a şaşkın bir ifadeyle bakakaldı. Adam bu meseleyi o kadar büyütüyordu ki, sanki bir tilki tuzağından kurtulmuş gibi davranıyordu.

"Kral bizzat beni buldu, bilginiz olsun." diye başladı. "Sanki o da Estia’nın iç işlerine karışmak istiyor gibiydi. Elbette hiçbir sırrı ifşa etmedim ama kesinlikle ikna edici ve tartışmasız bir karizması vardı!" diye övdü.

Bizzat Kont Valtein’i mi aratmış?! Leah, Ishakan’ın bunu yapacak kadar cüretkar olacağını tahmin etmemişti. Kont Valtein hikayesini anlattıkça Leah, şakaklarından aşağı bir ter damlasının süzüldüğünü hissetti.

"Beni kendi tarafına çekmek istedi, hatta bana bir hediye bile verdi!"

"Bir hediye mi?" Leah kaşlarını çatarak sordu. "Ne hediyesi?"

"On top ipek." diye cevap verdi kısık bir sesle. Leah ona etkilenmemiş bir bakışla bakınca Kont kekelemeye başladı. "Sıradan bir ipek değildi, sizi temin ederim!" diyerek sözünü geri aldı.

Etrafına bakındı ve Leah’ya doğru eğildi, Leah da kulağını ona yaklaştırdı.

"Mor ipekti." diye fısıldadı huşu içinde. Leah şoke olmuş bir ifadeyle geri çekildi.

Mor ipek paha biçilemez bir değerdeydi, Kraliyet Ailesi mensubu olanlar da dahil olmak üzere Estia’da pek çok kişi buna göz dikerdi. Ancak mor ipeğe ulaşacak gücünüz olsa bile, ona erişim sağlamak her babayiğidin harcı değildi.

Yorumlar