Predatory Marriage - 13. Bölüm (Türkçe Novel)

Yahni ve ekmeğin üçte birini yedikten sonra midesi isyan etmişti, daha fazla yerse patlayacak gibi hissediyordu.
Leah kaşığı bıraktığında adamın yüzü asıldı, neden bu kadar az yediğini sorgularcasına yüzünü buruşturdu. Tam itiraz edecekken Leah ayağa kalktı ve tepsiyi ona doğru itti.
Artık yeniden Estia’nın prensesi olma vakti gelmişti.
Zaman daralıyordu ve gün ışığında görülmeyi göze alamazdı.
Ayağa kalkıp yere ilk adımını attığında, vücudunun alt kısmı kaskatı kesildi ve bacakları titredi. Yine de sanki hiçbir şey olmamış gibi gündelik kıyafetlerini giydi. Çıplak vücudunu kat kat kumaşlarla örttü, tenini öyle bir gizledi ki sanki sert bir kabuğun içine hapsolmuş gibiydi.
Peruğunu takıp pelerinine çeki düzen verdikten sonra Leah, hana ilk girdiği andaki görüntüsüne tamamen geri dönmüştü.
Dönüp adama baktı. Adam hâlâ yatakta oturmuş büyülenmiş gözlerle Leah’yı izliyordu. Leah yanına yaklaştı, kucağına bir altın sikke bıraktı ve şöyle dedi: "Eğlenceliydi."
Adam, tenine değen soğuk sikkeye bakıp dudak büktü. Sakince parayı alıp geri uzattı. "Gerek yok." dedi. Ardından gözlerinin içi gülerek ekledi. "Tekrar görüşelim, efendim."
???
Hanın arkasında önceden hazırlanmış bir araba onu bekliyordu. Leah arabacıdan yardım istedi ve sarayda çalışan bir hizmetçi gibi davrandı. “Lütfen beni oraya bırakın.”
Arabaya biner binmez yorgunluk bir balyoz gibi üzerine indi. Dudaklarından acı dolu bir inilti kaçtı, sanki dayak yemiş gibi tüm vücudu zonkluyordu. Leah’nın şanssızlığına, arabacı arabayı oldukça sert sürüyordu. Eski araba sarsıldıkça Leah solgun bir yüzle gözlerini kapattı. Adamın ısrarıyla yemek yediği için kendini şanslı hissetti; yoksa bu sarsıntıda midesi çoktan altüst olmuş olurdu.
Hizmetçilerin giriş yaptığı arka kapıda indi ve arabacıya ödemesini yaptı. Arabanın uzaklaştığından emin olduktan sonra yoluna devam etti.
Saray muhafızlarının nöbet değişimlerini, rotalarını ve istasyonlarını ezbere biliyordu. Bu sayede onlardan kaçmayı başardı ve sarayın gür ormanla birleşen yüksek duvarlarına ulaştı. Duvarın üzerindeki belli noktalara bastırdığında, duvar sessizce hareket ederek saraya açılan karanlık bir geçidi ortaya çıkardı.
Bu geçit, Estia Sarayı'nın pek çok gizli tünelinden sadece biriydi. Bu tüneller sadece kraliyet ailesinin bildiği en büyük sırlar arasındaydı. Öyle ki, nadiren yapılan tadilatlarda çalışan işçiler bile idamı yaklaşmış mahkumlardan seçilirdi ki sır dışarı sızmasın. Ancak yıllar geçtikçe bazı geçitler unutulmuştu; tıpkı Leah’nın kullandığı bu geçit gibi.
Uzun bir yürüyüşün ardından maharetle odasına sızdı ve kendini yumuşak yatağına bırakmamak için zor tuttu.
Üzerine kasabanın o tanıdık kokusu sinmişti. Bu yüzden hemen bir parfüm alıp üzerine sıkarak kokuyu bastırdı.
İnce bir gecelik giydi, uzun saçlarını özenle taradı ve yatağı düzeltti. Prenseslerden şımarık olmaları değil, disiplinli olmaları beklenirdi; bu yüzden Leah’nın odası her zaman tertemiz ve düzenliydi. Sabah onu uyandırmaya gelecek hizmetçilere en ufak bir kusur gösteremezdi. Her şey kusursuz göründüğünde nihayet başını yastığa koydu.
Pencereden baktığında, aralık perdelerin arasından soluk bir ışık sızıyordu. Uzaktaki gökyüzünde şafak söküyordu ve yakında sabah mesaisine başlaması gerekecekti. Ama şimdilik biraz uykuya, gücünü toplamaya ihtiyacı vardı.
Ancak zihni ona huzur vermeyi reddediyordu. Bir türlü dinlenemiyordu, sadece birkaç saat önce yaşananlar kafasının içinde fırtınalar koparıyordu.
Özellikle o adamın görüntüsü sürekli zihninde çakıyordu. Artık yanında olmadığı için sabahın serin havası tenini ısırıyordu. Adamın onu saran vücut ısısı öyle yüksekti ki battaniyelere ihtiyaç bile duymamıştı. Adamın cüssesi yüzünden, handaki o koca yatak birbirlerine sokulduklarında bile küçük gelmişti.
Hepsinden öte, adamın kaba ve doğrudan sözleri hafızasında capcanlı duruyordu. Kelimeleri şaşırtıcı derecede müstehcendi ama dokunuşları yumuşak ve sıcaktı.
Adam, Leah’ya bir soyluymuş gibi davranmamıştı. Bu sayede Leah hiçbir yapmacıklığa gerek duymadan, hatta dilediğince huysuzca davranabilmişti. Yaşananları düşündüğünde içi rahatlıyordu. İnsan bir vahşi gibi içgüdülerine sadık kaldığında endişelenecek hiçbir şey kalmıyordu...
"Tekrar görüşelim, efendim." Adamın sözleri kulaklarında yankılandı. Acaba gerçekten... onu tekrar görebilir miydi?
Onunla geçirdiği anları ve yaptıkları konuşmaları anımsadığında, Leah kendine acı bir şekilde güldü. Onu bir kez daha görme umudu taşımasını saçma buluyordu.
Bu, sadece hayalperest zihninin yarattığı bir çöl serabıydı. Çok yakında ölüm onu yanına çağıracaktı, bu yüzden bu yeşeren umudu zihninin en karanlık köşelerine itmeliydi.
Adamın kimliği gizliydi, ismini bile bilmiyordu. Her şey sadece vahşi bir rüyadan ibaretti.
Adamın hatıralarını serbest bırakan Leah, gözlerini yumdu ve karanlığın içinde yumuşak battaniyesine sımsıkı sarılarak sıcaklık aradı.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder