Predatory Marriage - 12. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Leah’nın sözleri netti. En mahrem düşünceleri ağzından dökülüvermişti; sözlerini bitirir bitirmez dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı.

Adam ilk kez sessizleşti; sanki bir anda konuşmayı unutmuş gibi hayretler içinde kalmıştı. Leah bir tepki bekleyerek onun yüzüne baktığında, gördüğü şeyle sarsıldı.

Adamın altın sarısı gözlerinde bir dalgalanma oldu; göz bebekleri inceldi ve etraflarını kuşak gibi kırmızı bir renk sardı. Leah bir an korkuya kapıldı, vücudundaki tüm tüyler diken diken oldu. İçinde uyandırdığı korkuyu fark eden adam, ağır bir iç çekti.

Saçlarını karıştırdı, yüzünü sildi ve bir anlığına gözlerini kapattı. O tekinsiz bakışları tekrar açıldığında, gözlerindeki o tehditkar ifade kaybolmuş, yerini alışıldık rahat tavrına bırakmıştı.

Adam, Leah’nın küçük bedenini kendi karnının üzerine çekti. Gümüş rengi saçlarını bir yana topladı ve dudaklarını Leah’nın açıkta kalan beyaz ensesine hafifçe bastırarak konuştu.

"Benim hikayeme gelince -dövmesi olmayan Kurkan’ın hikayesine- onu sana bir sonraki görüşmemizde anlatacağım." Dudaklarına belli belirsiz bir gülümseme yayıldı, gözleri muzip bir parıltıyla parladı. "Oldukça eğlenceli olacak."

Ne kadar saçma... Onunla tekrar karşılaşacağından emin görünüyordu. Bu sözlerin boşunalığını bilen Leah, içinden sessizce güldü. Adamın yüzündeki o umutlu gülümseme muhtemelen her an tuzla buz olabilirdi.

Adam kaşlarını çatarak tekrar sordu. "Hikayemi bitirene kadar hayata tutunacağına söz ver, tamam mı?"

İçi boş, anlamsız bir anlaşma olarak kaldığı sürece Leah buna katlanabilirdi. Çevik bir hareketle başını salladı. Adamın o devasa gövdesini yataktan kaldırışını izlerken başını tekrar yastığa bıraktı.

"Bir şeyler yiyelim."

Adamın sırtındaki o güzel kaslar her hareketinde geriliyor, köşeli omuzları ve ince beliyle birleşiyordu. Yapısı çok iri olsa da Leah onun arkadan görünüşünü bir şekilde "sevimli" buldu. Vücudu çok sıkı görünüyordu.

Etrafta çıplak halde dolanan adamı boş boş izlerken, bakışları gayriihtiyari aşağı kaydı ve adamın hâlâ diri duran erkekliğiyle karşılaştı. Aceleyle battaniyeyi çekip vücudunu bir koza gibi sardı. Çıplak halde bu kadar rahat konuşuyor olmalarına inanamıyordu!

Kendi tenine, vücuduna o kadar güveniyordu ki... Bu adamda edep namına hiçbir şey yoktu! Tam bir barbarın utanmaz tavırlarıydı bunlar. Buna rağmen Leah gözlerini ondan alamıyor, bu "iştah açıcı" görüntüyü "canavar" kelimesiyle bağdaştırmakta zorlanıyordu.

Bir elinde tepsiyle, battaniyeye sıkıca sarılmış Leah’ya bakıp güldü adam. Yine de battaniyeyi üzerinden çekmedi. "Üşüdün mü?"

Yanına oturdu ve tepsiyi dizinin üzerinde dengeledi. Tepside et ve sebze dolu bir yahni ile içinde kuru üzümler olan bir buğday ekmeği vardı. Yahni, Leah uyanmadan önce hazırlandığı için biraz ılımıştı.

İştahı olmadığı için Leah başını çevirerek reddetti. Ancak adam onu kaşığı tutmaya zorladı; Leah’nın yapabileceği tek şey, adamın onun için önceden küçük parçalara böldüğü ekmeği ve yahni tepsisini kabul etmek oldu. Köhne bir han için harika bir yemekti.

Yahni kokusuz, buğday ekmeği ise yumuşaktı. Yemek istemese de ağzına birkaç lokma attıkça iştahı açıldı. Bir süre sonra doyduğunu hissedip tepsiye hafifçe vurdu ve adamla göz göze geldi.

Adam onun ne istediğini anladı ama başını salladı. Tepsiyi geri almak yerine büyük bir parça ekmek kopardı, yahniye bandı ve ona uzattı.

"Daha fazla ye. Kış dallarından bile daha zayıfsın."

Leah, ıslatılmış ekmeği yumuşakça çiğneyerek ona verileni yedi. Çok aç olduğu için miydi yoksa duyguları mı mantığını gölgeliyordu, emin değildi; ama bu sade yahni ve buğday ekmeği, kraliyet sarayındaki tüm seçkin yemeklerden daha lezzetli gelmişti.

Leah iştahla yerken, adam tek bir kelime etmeden onunla ilgilendi. Leah çiğnerken, ekmeği özenle bölen adama sürekli yan gözle bakıyordu. Leah'nın ellerinde koca bir parça gibi duran ekmek, adamın ellerinde küçücük kalıyordu. Leah kendi yaşındaki kadınlara göre minyon ve zayıf olsa da, onun yanındayken kendini küçük bir çocuk gibi hissediyordu.

Göz ucuyla adamın şişkin ön kollarına baktı. Leah’nın iki kolu birleşse, adamın tek bir kolu etmezdi. Hatta uylukları bir ağaç kütüğü kadar kalındı. Bu inceleme, dün gece paylaştıkları o tutkulu anları hatırlamasına neden oldu. Tüm o yorucu aktivitelerden sonra adam yorgun görünmekten çok uzaktı. Şaşılacak bir şey yoktu; her şey o fit vücudu ve hareket ettikçe dalgalanan heykelimsi kasları sayesindeydi.

Ne düşünüyorum ben böyle?

Zihnini isyankar bir şekilde dolduran düşünceleri hızla kafasından attı. Adam onun kendisini süzdüğünü fark edince kaşlarını çattı ve "Bana öyle bakma." dedi.

Leah şaşkınlıkla bakakaldı, adamı neyin rahatsız ettiğini anlayamamıştı. Azarlar gibi çıkan bu sözler karşısında gözlerini kırpıştırdı.

Adam, ciddi bir yüz ifadesiyle vücudunun alt kısmını işaret etti; orada her zamanki gibi heyecanlı görünen organı, Leah'nın ilgisi için yalvarıyordu.

O andan itibaren Leah, adama tek bir bakış bile atmadan sadece önüne konan yemeği yemeye odaklandı.

Yorumlar