Predatory Marriage - 120. Bölüm (Türkçe Novel)

Ishakan sessizce dinledi ve ardından piposundaki tütünü gece lambasının yanındaki tablaya boşalttı.
"Geçenlerde bu konuyu ona açmıştım." dedi alçak sesle. "Şiddetli bir tepki verdi. O küçücük bedeni acıyla sarsıldı, çığlık bile atamadı..."
Ishakan sustu ve Prenses'e daha sıkı sarıldı. Duygularını dizginleyerek yeniden konuştu, sesi bu kez ürkütücü derecede sakin ve dingin çıkıyordu.
"Bana ölmek istediğini söyledi. Bu da mı büyünün bir parçası?"
Morga, yüzündeki acıma ifadesini gizleyemedi. Boğazından dikenler kadar sert kelimeler döküldü.
"Bu... içgüdüsel bir savunma mekanizması."
Ishakan’ın buz gibi bakışları Morga’yı konuşmaya devam etmesi için zorluyordu.
"Sanırım Prenses büyüyü kendi yöntemiyle aşmaya çalıştı. Bilinçaltında bu beyin yıkamaya karşı amansızca savaştı ama her seferinde yenildi. Ve sonunda, son bir direniş olarak tek bir yöntem seçti..."
Bilinçsizce, kendisini bu büyüden kurtaracak tek kaçış yolunu seçmişti. Morga’nın dudakları titriyordu.
"Ölüm."
Oda derin bir sessizliğe büründü. Ishakan’ın dudakları hafif bir gülümsemeyle kıvrıldı ama gözleri tamamen duygusuz kaldı.
Morga ürpererek gözlerini yere indirdi. Kralı’nın yüzüne bakmaya cesaret edemiyordu. Ishakan’ın öfkesinin kendisine yönelik olmadığını biliyordu ama bedeni yine de korkuyla titriyordu. Sırtından aşağı soğuk terler boşaldı. Odadaki yoğun enerjiyi hissetmiş olacak ki, Prenses hafifçe kıpırdandı ve uykusunda cılız bir itiraz sesi çıkardı.
O boğucu enerji bir göz kırpma süresinde yok oldu. Ishakan iç çekerek kadını okşadı.
"Özür dilerim. Sana kızgın değilim, Morga."
"Biliyorum..."
Ölüp ölüp dirilen Morga, titrek bir nefes aldı.
"Kraliçe'yi öldürebilir miyim?" diye sordu Ishakan.
Estia Kraliçesi’nin canını almaktan, sanki istediği an onun boynunu kırabilirmiş gibi bahsediyordu. Blöf yapmıyordu, istese bunu yapardı. Ama şimdi yapmamalıydı. Morga ancak sakinleşebilmişti ama neredeyse dilini ısıracak kadar hızlı cevap verdi.
"Bazı büyüler başkalarının hayatlarını birbirine bağlayabilir. Prenses’in üzerinde hangi büyülerin olduğunu tam olarak öğrenene kadar Kraliçe’ye dikkatsizce yaklaşmamalıyız." Bu sözler Morga'nın gururunu incitiyordu. "Asıl sorun, Kraliçe’nin beklediğimden çok daha güçlü olması."
Kadının gücü Morga’nınkine benziyordu ama bir büyücünün yeteneği, zorlu büyülerde başarılı oldukça artardı. Kraliçe, yüzlerce kişi üzerinde binlerce büyü yapmıştı. Ne kadar başarılı olursa, o kadar güçleniyordu.
Morga bunu tek başına başaramazdı. Yapılan büyüleri keşfetmek ve onları kaldırmanın bir yolunu bulmak için Kurkan’a dönüp diğer büyücüleri çağırması gerekiyordu. Prenses’i tüm hayatı boyunca sarmalayan bu büyüleri çözmek ciddi bir zaman alacaktı.
"Öncelikle, Prenses Kurkan’a götürülmeli..." diye söze başladı Morga ama açıklamasını bitirdiğinde bile, Prenses’in Estia’yı kendi rızasıyla asla terk etmeyeceğini biliyordu.
Ishakan piposundan bir nefes daha çekti. Duygularının gücüyle yoğunlaşan doğasını bastırmak için savaşıyordu.
"Bu konuda bir şeyler yapacağım." dedi.
Hava, şifalı bitkilerin acı aromasıyla ağırlaşmıştı. Estia’nın en asil kadınının elleri, ilaç lekeleriyle sırılsıklam ve yapış yapıştı. Tırnakları kırılmış, teni sertleşmişti.
Ancak Cerdina, bitkileri ezmeyi ve karıştırmayı bırakmadı. Hiçbir hizmetçinin yardımı olmadan bunu tek başına yapıyordu.
Bitkileri bir teraziyle tartıp, küçük bir mangalın üzerinde kaynayan tencereye sırasıyla ekledi. Eklenen her yeni maddeyle kaynayan sıvının rengi değişiyordu. Yeşil yapraklar koyduğunda yeşile, sabah çiği eklediğinde kristal berraklığına, gül yaprakları eklediğinde ise kırmızıya dönüştü...
Sonunda, Blain’in yattığı yatağa yaklaştı. Adamın tüm vücudu bandajlar içindeydi ve bir ceset kadar hareketsiz yatıyordu. Cerdina acı içinde onun saçından bir tel kopardı ve tencereye attı; sıvı önce altın gibi parladı, sonra kapkara bir renge büründü. Hazırladığı iksiri bir kadehe aktarıp Blain’in ağzına bir damla döktü.
Uzun bir süre sonra adamın göz kapakları titredi ve açıldı, altından mavi gözleri belirdi.
"Blain..!"
Cerdina, gözyaşları yanaklarından süzülürken onun alnını öptü.
"Blain, oğlum, canım oğlum..."
Hıçkıra hıçkıra ağlayan Cerdina’nın aksine Blain sakindi, bilinci yerine gelirken ona sessizce baktı.
"...Anne." Blain, onu kemiren şeyi dile getirdi. "Sanırım Leah’dan hoşlanıyorum."
“...”
Cerdina’nın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu ve kasıldı.
"Sadece o kıza sahip olmak istemiyorum." dedi Blain kısık bir sesle. "Onun kalbini istiyorum."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder