Predatory Marriage - 119. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

“Ishakan’ın burcunu mu soracaksın?”

“Saçmalamayı kes, Haban.”

Morga’nın azarlamasıyla Haban, gülümsemesini gizlemek için hızla elini ağzına kapattı. Morga onu görmezden geldi ve elinin tersiyle alnında biriken soğuk teri sildi. Normal şartlarda Haban’ı çeşitli büyülerle pişman ederdi ama şu an fazlasıyla gergin ve başka bir şeye odaklanmış durumdaydı. Kralın yatak odasına girmeden önce uzun saçlarını özenle arkadan bağladı.

Odanın en dip köşesinde, geniş yatakta oturan iri yarı adam, bir koluyla kalın bir battaniyeye sarılmış küçük bir bedeni sarmalamıştı. Diğer elinde ise bir pipo tutuyordu. Derin bir nefes çekti ve dumanı yavaşça dışarı üfledi. Gri duman havayı doldururken, tütünün bir Kurkan’ın doğası üzerinde gevşetici bir etkisi olsa da Ishakan’ın gözlerinde en ufak bir uyuşukluk belirtisi yoktu. Fazlasıyla huzursuzdu. Keskin altın rengi gözlerini Morga’ya dikti.

“Ishakan.” Morga, saygıyla başını eğdi.

“Morga.” dedi adam yavaşça. Morga başını kaldırdığında, Ishakan’ın kucağında bu denli şefkatle tuttuğu şeyi tanıdı. Beyaz battaniyenin içinde, Estia’nın narin küçük prensesi duruyordu. Görünüşe bakılırsa, bir avuç içinde tutulan bir kar tanesi kadar çabuk eriyip gidecekmiş gibi duruyordu.

Ona bakakaldı. Güzel olmasına güzeldi ama her zaman tuhaf bir şekilde ilgi çekiyordu. Onu ormanda gördüğü zamanı hatırladı, yüzü bir oyuncak bebek kadar ifadesizdi. Mor gözleri büyüleyiciydi ama içinde hiçbir duygu barındırmıyordu. Ormanın kasvetine mükemmel bir şekilde uyum sağlamıştı.

Ancak aynı prenses şimdi, yanakları hafifçe kızarmış bir halde huzur içinde uyuyordu. Önceden gördüğü o donuk bebeğe hiç benzemiyordu. Sanki başka bir kişiydi. Hafifçe aralanmış dudaklarına bakan Morga, Byun Gyeongbaek’in neden ona bu kadar saplantılı olduğunu anlayabiliyordu. Eğer böylesine bir insan küçücük bir nezaket gösterirse...

Ah, hayır.

Morga, zihninde beliren bu düşünceleri daha süzgeçten geçiremeden hızla silkeledi. Eğer Ishakan ne düşündüğünü bilseydi, onu parçalara ayırırdı. Ve Morga, acınası ya da erken bir ölüm istemiyordu. Bir büyücü olarak önünde parlak bir gelecek vardı ve kabilesinin şefi olarak uzun süre yaşamak istiyordu.

Zihninde hızla yirmi beş şifalı bitki formülünü tersten sıraladı ve ancak tamamen sakinleştiğinde konuştu.

“Tütün dumanının havaya yayılmasında bir sorun yok. Ancak bu duman onun için çok zehirli olabilir, bu yüzden dumanı doğrudan solumamasına dikkat etmelisiniz.”

“Biliyorum.”

Morga başıyla onayladı ve yatağa yaklaştı. Battaniyeyi biraz aralayan Ishakan, prensesin elini dışarı çıkardı. O narin el bile son derece zarifti, üzerinden geçen ince damarlar boyunca Morga bir an hayranlıkla baktı.

İlaç şişesini çıkarıp prensesin bileğine tek bir damla iksir damlattı. Sıvı başlangıçta bir çiğ tanesi kadar berraktı ama tenine değer değmez hızla kararmaya, duman çıkarmaya ve cızırtılarla dağılana dek korkunç bir hal almaya başladı. Morga, üzerinde duman izi kalmayan temiz bileğe bakarken kaşlarını çattı.

“Her şeyi tam olarak çözemiyorum ama... şundan eminim.” Sesi kararlıydı. “Prenses, çok güçlü bir beyin yıkamanın etkisi altında.”

Estia’ya adanmışlık.

İşin içinde başka büyüler de varmış gibi görünse de, bunlar ana büyüyle o kadar iç içe geçmişti ki şimdilik sadece beyin yıkamayı doğrulayabiliyordu.

“Bu beyin yıkama, onun kendi idealleri üzerine inşa edilmiş. Prenses Estia’yı sevdiği için, büyü tam da bu noktadan kök salmış olmalı.”

Küçük bir tohum olarak başlamış ve zamanla büyüyerek, sonunda kendi refahı yerine ülkesini önceliklendirmesine yol açmıştı. Ayrıca bu durum kraliyet ailesiyle de bağlantılıydı; yani onun zihninde Estia, ancak kraliyet ailesi var olduğu sürece var olabiliyordu.

“Bu büyü çok uzun süredir devam ettiği için, muhtemelen kendi düşünceleri ile beyin yıkama arasındaki farkı ayırt edemiyor.” Morga’nın sesi gerginleşti. “Eğer beyin yıkamayı dikkatsizce kaldırmaya çalışırsanız, zihni çöker.”

Bu, prensesin bir ömür boyu biriktirdiği değerleri, inançları ve fikirleri birbirine dolayan bir büyüydü. Artık pratik olarak beyin yıkama olarak bile görülemezdi; bu onun mental yapısının temel taşı haline gelmişti.

“Estia’ya adanmışlık... Prensesin hayatı artık kendisine bile ait değil.”

Morga, prensese acıyarak baktı. Tüm hayatı boyunca "Estia’nın Çiçeği" rolüyle ailesini onurlandırmış, bu zoraki adanmışlık yüzünden kendi bedenini hiçe sayarak çalışmış ve sonunda Byun Gyeongbaek’e satılmıştı. Onu, bizzat kendi rızasını da kullanarak tüketiyorlardı.

Yorumlar