Predatory Marriage - 121. Bölüm (Türkçe Novel)

Cerdina’nın nutku tutulmuştu. Günlerdir uykusuz kalmaktan çökmüş gözleri titredi, dudaklarının kenarını zorla yukarı kaldırmak zorunda kaldı. Kan çanağına dönmüş gözleri, gülümsemesini tuhaf ve ürkütücü kılıyordu. Parmakları ot lekeleriyle yapış yapış bir haldeyken, Blain’in yüzünü yavaşça okşadı. Ancak titreyen dudaklarından dökülen kelimeler kurnazcaydı.
“İmkansız, Blain. Aşk, senin hissettiğin bu karanlık duygu kadar kasvetli değildir.”
“...”
“Sen aşık değilsin. Sadece ona sahip olmak istiyorsun.”
Blain annesine sessizce baktı. Cerdina, ona Leah’yı sevdiğini söylediği ilk seferde de aynı şeyi söylemişti.
“Sana söyledim. Kral ve sonra İmparator olduğunda, tüm kıta ayaklarının altında olacak. Kapında böyle pek çok kadın olacak…”
“Anne.”
Blain’in kuru dudakları yavaşça kıpırdadı.
“Eğer senin istediğini yapmazsam, bana da mı büyü yapacaksın?”
“Blain!”
Çığlık yatak odasında yankılandı ve Cerdina, heyecanla soluyarak adamın bandajlı bileğine baktı. Tekrar bağırmak yerine, ona sarılmak için üzerine eğildi.
“Annene karşı bu kadar zalim olma. Ben her şeyi senin iyiliğin için yapıyorum.”
İnce parmakları oğlunun gümüş saçlarını okşadı.
“Neredeyse bitti, değil mi? Sadece çok az kaldı. Eğer istersen, onun kalbini de sana vereceğim. Ama o zaman anlayacaksıni bunun o kadar da büyük bir şey olmadığını...”
Fısıldayan sesi aşırı bir şefkatle doluydu. Blain ne kadar aptalca bir şey isterse istesin, annesi bunu her zaman kabul ederdi. Her zaman böyle olmuştu, oğlunun her şeyin en iyisine sahip olmasını istiyordu.
Blain belli belirsiz gülümsedi. Üzerinde herhangi bir büyü olmamasına rağmen, kimseden farklı davranmadığını düşündü.
“O halde, ona sahip olduğumda bunu anlayacağım.” dedi kendisini gözünü kırpmadan izleyen Cerdina’ya. “Lütfen bana Leah’nın kalbini ver. Ona sahip olabildiğim sürece... istediğin her şeyi yapacağım anne.”
Beklendiği gibi, yine bayılmıştı. Yani, bayılmamıştı da uyuyakalmıştı.
Veya Leah öyle olduğuna inanıyordu.
Gözlerini açtığında, pencereden sızan loş ışıkla kendini Prenses Sarayı’ndaki yatağında buldu. Şafak vaktiydi.
Etrafına baktığında, o yoğun sevişme sırasında darmadağın olan yatak takımlarının düzeltildiğini ve tüm odanın sanki dün gece yaşananlar bir illüzyonmuşçasına toparlandığını fark etti.
Kalbi açıklanamaz bir boşlukla doldu. Leah alt dudağını ısırdı ancak döndüğünde, yatağının yanındaki komodinin üzerinde, yırtılmış bir kağıt parçasına kaba harflerle yazılmış küçük bir not buldu.
[Benimle çöle gelir misin?]
Ishakan’ın el yazısı hâlâ kötüydü ama eskisinden biraz daha iyi görünüyordu. Pratik mi yapıyordu? O devasa ellerinde bir tüy kalemle, o küçük kağıt parçasına yazı yazan bir Ishakan hayal edince Leah kendini gülmekten alıkoyamadı.
Leah notu kucakladı ve kendini tekrar yatağa attı. Bu bir prenses için uygun bir davranış değildi ama kimse onu izlemiyordu.
“...”
Notu birkaç kez daha okudu, sonra tekrar göğsünün üzerine koydu.
Tuhaf bir şekilde, bu ona dün geceki şiddetli baş ağrısını hatırlattı. Sık sık baş ağrısı çekerdi ama dün geceki kadar büyük bir acıyı ilk kez yaşamıştı. Görünüşe göre sınırına ulaşmıştı ama tuhaftır ki sonrasında kafası çok daha berraklaşmıştı.
Normalde sabahları uyandığında vücudu ağırlaşırdı. Kronik migrenden muzdaripti ve kalbinin en derinlerine kadar sinmiş gibi görünen karanlık, depresif bulutların içinde yaşardı.
Ama şimdi her şey güneşli bir gün kadar netti. Her şeyi yapabileceğini hissediyordu ve bir kez olsun, umut dolu düşünceler durdurulamaz bir şekilde fışkırıyordu. Zihni bahar suyu kadar berraktı.
Ishakan ile çöle gitmek iyi olmaz mıydı?
Zaten her şey mahvolmuştu. Müzakereler ve vergi reformları gerçekleşmeyecekti. Hayatından vazgeçmektense geleceğe bakmak daha iyiydi. Belki de bu, Estia’nın iyiliği için izlemesi gereken yoldu. Ülkesini korumak için itibarından vazgeçmesi gerekse bile, yine de bir Prenses olarak görevlerini yerine getirmiş olacaktı.
Daha önce aklına dahi getiremeyeceği kadar çok düşünce hücum ediyordu. Eğer gerçekten Kurkan Kraliçesi olursa, onları Estia’yı işgal etmemeye ikna edebilirdi. Müzakereleri yeniden başlatabilir veya iki ülke arasında ticaret yapmaya çalışabilirdi.
Ve... Ishakan ile birlikte olabilirdi.
Anında kalbi patlayacakmış gibi küt küt atmaya başladı. Vücudu duygularının yoğunluğuyla sarsılıyordu. Bunu kontrol edemiyordu. Hayal gücü yarışırken yerinde duramayıp odanın içinde bir aşağı bir yukarı yürüdü.
Çölde özgür olacaktı. Estia Prensesi değil, sadece Leah olabilirdi. İstediğini yiyebilir, üvey kardeşinin yüzünü görmek zorunda kalmaz, üvey annesinin teyakkuzuna katlanmak zorunda kalmazdı.
Leah yere uzanmak zorunda kaldı. Tüm bu bağlar ve kısıtlamalar olmadan bir hayat hayal etmek onu o kadar heyecanlandırmıştı ki, vücudu fazla ısınmıştı. Çıplak teni soğuk mermer zemine değecek şekilde uzanırken derin nefesler alarak kendini sakinleştirdi.
Hâlâ vakit vardı. Bu karar üzerinde dikkatlice düşünmesi gerekiyordu.
Ama Leah, kalbinin çoktan tek bir yöne meylettiğini biliyordu.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder