The Forgotten Field - 81. Bölüm (Türkçe Novel)

"Özür dilerim. Düşüncesizlik ettim."
Adam hemen başını eğdi. Varkas hiçbir cevap vermeden yatak odasına geçti.
Peşinden bir yaver seğirtti. Varkas hafif bir el hareketiyle onu dışarı gönderdi; bir sandalyeye oturup zırhını ve kıyafetlerini tek başına çıkardı, hepsini intizamla bir kenara dizdikten sonra hizmetkarların önceden hazırladığı sıcak banyo suyuna bıraktı kendini.
Bütün gün at sırtında gidişin ardından bedenine toz ve at kokusu sinmiş olmalıydı.
Berrak suda tüm bedenini iyice temizledikten sonra koyu lacivert bir korsaj ceket ile yün pantolonunu çıkarıp giydi. Baldırlarına kadar uzanan çizmelerini çekip aynanın karşısına geçtiğinde, mağrur ve kusursuz bir siluet çıktı karşısına.
Uzun eğitimlerle çelikleşmiş bedeni, her an kusursuz bir duruş sergileyecek şekilde terbiye edilmişti.
Sanki imparatorluk sarayında dökümden çıkmış gibi duran bu adama bir süre baktıktan sonra ceketini alıp odadan çıktı.
Tam salona doğru yönelecekti ki merdivenlerden inen bir kadın gördü. İmparatorluk Sarayı'ndan gönderilen şifacı olduğunu fark eden Varkas, kadını derhal durdurdu.
"Yukarıdan neden iniyorsun?"
Kadın aceleyle başını eğdi.
"Altesleri Prenses beni çağırmışlardı..."
Varkas kaşlarını çattı. Thalia'nın kendi bildiğini okuyacağını zaten tahmin ediyordu ama bunu gözleriyle doğrulamak hafif bir huzursuzluk doğurdu içten içe.
Sert bir tonla sordu.
"Alteslerinin durumu nasıl?"
"Tam bir gün boyunca iyi dinlendiği için olsa gerek, her zamankinden daha iyi görünüyordu. Ateşi de tamamen düştü. Lakin bacaklarındaki ağrı hâlâ dinmiş değil..."
"Yine mi uyku otu yaktı?"
Sesindeki sitemi sezmiş olacak ki şifacının yüzü gözle görülür şekilde sertleşti. Kadın bir mazeret sunar gibi konuştu.
"Altesleri son derece şiddetli bir kronik ağrıyla boğuşuyor. Bu ıstırabı hafifletmenin en iyi yolu uyku otu kullanmaktır."
Kadının yüzünü keskin gözlerle süzdü.
İmparatoriçe'nin görevlendirdiği bir şifacıya gerçekten güvenebilir miydi? Kendi öz kızını bir piyon gibi kullanan bir kadındı o. Perde arkasında daha ne oyunlar çevirdiğini bilmenin imkanı yoktu.
Gözlerinin içine bakarak kadının gerçek niyetini tartmaya çalıştı, ardından gidebileceğini belirtircesine başını salladı.
Kadın başını eğdi ve ne çok hızlı ne de çok yavaş bir tempoyla merdivenlerden aşağı indi.
Varkas, bir süre adımlarını gözler gibi kadının uzaklaşan karartısını izledi, ardından Thalia'nın odasına doğru yürüdü.
Sıkıca kapalı kapıyı çaldığında, içeriden hafifçe kısılmış bir ses süzüldü.
"Gir."
Kapıyı açıp içeri adım attığı an, yanağını serin bir rüzgar okşadı. Kaşlarını çattı. O geniş yatak odasının ağır bir dumanla dolup taşacağı beklentisinin aksine, içeride yalnızca hafif bir çiçek kokusu ile kurutulmuş ot yapraklarının rayihası dolaşıyordu.
İçinde kabaran huzursuzluğu yatıştırıp darmadağınık odayı yavaşça süzdü.
Çok geçmeden, pencere eşiğine tünemiş küçük bir gölge fark etti.
Varkas tam adını seslenecekti ki aniden sustu. Sözlerini düğümleyen şeyin ne olduğunu kendi de bilmiyordu.
Batan güneşin kızıllığını tüm bedeniyle karşılayan kadın, başını ona doğru çevirdi. Göz göze geldikleri an, tarif edemediği bir sabırsızlık daha da boy verdi içinde.
Ceketinin yakasını çekiştirerek ona doğru iri adımlarla yürüdü. Ardına kadar açık pencereyi sertçe kapattıktan sonra elinin sırtını kızın solgun, parıldayan yanağına dokundurdu; buz gibi bir soğukluk yayıldı tenine.
"Ne zamandan beri böyle oturuyorsun?"
"Ne yapıyormuşum?"
"Ne zamandan beri kendini bu soğuk rüzgara maruz bırakıyorsun diye soruyorum."
Kızın gözleri kısıldı. O küçük yüzü huysuz bir ifadeyle kaplandığında, yaşından en az iki yıl daha küçük görünüyordu.
Varkas'ın elini sertçe itip kestirip attı.
"Bilmem. Nereden bileyim?"
"Ya ateşin tekrar yükselirse?"
"Yükselirse yükselir."
Kaşlarını çattı. Bu kadınla ne zaman iki kelime etse, içinde garip dürtüler baş kaldırıyordu. Onu bilek gücüyle de olsa sözünü dinletme arzusu ile bir şekilde tatlı dille ikna etme yönündeki o tuhaf istek aynı anda depreşiyordu.
Bu garip histen sıyrılmak istercesine bir adım geri çekildi. Araya biraz mesafe koyduğunda, kızın kasılmış omuzlarındaki gerilimin azaldığını, sanki rahat bir nefes aldığını fark etti.
Dizlerini iki koluyla sarıp göğsüne çeken Thalia, Varkas'ı tepeden tırnağa süzüp huysuzca konuştu.
"Asıl sen söyle, neden böyle giyindin?"
"Misafirler geldi, küçük bir ziyafet verilecek."
"Misafirler mi?"
"Doğu'nun bölge lordları. Bana hürmetlerini sunmak için geldiklerini söylediler."
"Hımm..."
Ceketinin eteğiyle oynarken garip bir ses çıkardı. Varkas sakince o küçük ele baktı.
Kıyafetinin kıvrımlarını bir süre çekiştirdikten sonra kadın tereddütle ağzını açtı.
"Benim de katılmam gerekmez mi?"
Bakışlarını yeniden yukarı kaldırdı. Tuhaf bir şekilde büyüleyici gelen bir yüz kapladı görüş alanını.
Başka insanların duygularını garip bir biçimde kışkırtan bir kadındı bu. Duyguları büyük ölçüde dizginlenmiş olan kendisi bile onun yüzünden sıra dışı dürtülere kapılıyordu. Daha görmeden bile, burada nasıl bir kaos yaratacağını kestirmek zor değildi.
Kısa bir tereddüdün ardından Varkas başını yavaşça iki yana salladı.
Onu sonsuza kadar saklayamazdı elbette ama en azından Doğu'nun dizginlerini tamamen eline alana kadar, mümkünse insanların gözüne batmasını istemiyordu.
"Buna hiç gerek yok. Vasallara durumu makul bir dille anlatırım, bu yüzden Altesleri şimdilik istirahat etsin."
"...Sana utanç verdiğim için, değil mi?"
Aniden kızın sesi keskinleşti. Kapıya doğru dönmek üzere olan Varkas duraksayıp aşağıda kalan kıza baktı.
Kız, kabuk bağlayıp kanamış dudaklarını ısırarak alaycı bir tavırla konuştu.
"Bir sakatı eş olarak aldığın için şimdiden pişman mı oldun yoksa?"
Sıkıca yumruk yaptı elini. Yapmazsa, korkunç bir şey yapacakmış gibi hissetti. Varkas derin bir nefes aldı, o keskin duygunun yatışmasını bekleyip buz gibi gözlerle ona baktı. Kızın gözlerindeki düşmanlık daha da netleşmişti. O an, boğazında düğümlenen sözler en sonunda dudaklarından döküldü.
"Bazen gerçekten bocalıyorum. Söylediğin bu sözler beni vurmak için mi, yoksa sırf kendini yaralamak için mi..."
Söyleyecek söz bulamamışçasına kızın dudak çizgisi sertleşti.
Güvensizlikle gölgelenmiş o yüze sessizce baktı Varkas, ardından derin bir iç çekip arkasını döndü.
"Bir hizmetçi çağıracağım, üstünü giyin. Eğer gerçekten katılmak istiyorsan, seni engellemeyeceğim."
"İstemez."
Thalia pencere eşiğinden aşağı atlayıp soğukça tersledi.
"Seninle durmaya devam edersem ateşim gerçekten çıkacak çünkü."
Sonra yalpalamayan adımlarla yatağa doğru yürüdü ve kendini çarşafların arasına bıraktı. Varkas onu bir süre sessizce izledikten sonra odadan ayrıldı.
Merdivenleri inip büyük ziyafet salonuna adım attığında, yüzlerce bakış anında ona çevrildi.
Herkes aynı anda ayağa kalktı.
"Hoş geldiniz, Genç Efendi."
Girişe yakın oturan vasallardan biri nezaketle eğildi.
Selamı bir baş hareketiyle alıp salonda ağır adımlarla ilerledi.
Görkemli kıyafetler içindeki üst düzey soylular ve akrabaları ziyafet salonunun merkezindeki masaları doldurmuştu, daha sade giyinmiş adamlar ise sanki onları kuşatır gibi etraflarına dizilmişti.
Aralarından geçip başköşedeki tahta ulaştığında, salonda süzülen hafif melodi aniden kesildi. Orada bulunanları yavaşça süzüp resmi bir selam verdi.
"Bunca yolu katettiğiniz için teşekkür ederim. Ağırlamamda bir kusur olduysa hoş görmenizi dilerim."
"Kusur mu? Bu, hayatım boyunca tattığım en yüce şarap!"
Uzun masanın etrafında oturan adamlardan biri coşkuyla bağırdı.
Varkas bakışlarını ona çevirdi. Adamın üzerindeki göz alıcı cekete siyah bir ayı arması işlenmişti. Güneydoğu bölgesini hükmünde tutan Gutvan Hanesi'nin simgesiydi bu.
Adam kadehini yükseğe kaldırıp kışkırtıcı bir tonla devam etti.
"İmparator Hazretleri'nin ihsan ettiği bir hediye ne de olsa, farkını ortaya koyuyor! Bizim gibi adamların dudak değdirmeye cüret edip edemeyeceğini bile bilemiyorum. Genç Efendi'nin adanmışlıkla geçen bir ömrünün karşılığında aldığı lütuf bu değil midir neticede?"
Tiyatrovari bir edayla bağıran adam, şarabı bir dikişte bitirdi ve kadehi masaya gürültüyle çarptı.
"Bunu Genç Efendi'nin döktüğü alın teri ve gözyaşı olarak düşündükçe, bu yüce şarap ağzımda acı bir tat bırakıyor."
Salona ağır, zifiri bir sessizlik çöktü.
Varkas sandalyesinin arkalığına yaslandı ve dudaklarının kenarını kıvırdı.
"Görünüşe göre buraya kavga çıkarmaya gelmişsin."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder