The Problematic Prince - 65. Bölüm (Türkçe Novel)

“Göl etrafındaki yürüyüşünüz nasıldı, Altesleri?” dedi Karen.
“Evet...” dedi Erna düşünceli bir tavırla. “Oldukça keyifliydi, önerdiğiniz için teşekkür ederim.”
Erna hafifçe gülümseyip Karen’a bir bakış bile atmadan yanından geçtiğinde, baş hizmetçinin gözleri korkuyla fal taşı gibi açıldı.
'Prenses Gladys ortaya çıkmadığı için mi böyle?' diye düşündü Karen.
Neler olduğuna dair bir ipucu arayarak Büyük Düşes’i takip etti, gözlerini kadının sırtından ayırmıyordu. Beslediği umut çok geçmeden yok oldu; Büyük Düşes’in duruşundan, göl kenarında neler yaşandığını içgüdüsel olarak anlayabiliyordu. Kendinden emin, hatta neredeyse küstah görünüyordu.
Çoğu insan Erna’yı saf bir taşralı diyerek bir kenara itmişti ama Karen onu tanıdıkça bunun doğru olmadığını daha iyi anlıyordu.
“Bu arada Altesleri, Prens geri döndü.” dedi Karen. Şimdilik rolünü oynamaya devam etmenin en iyisi olduğuna karar vermişti.
Erna’nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Havanın çoktan kararmış olmasını bekleyerek pencereden dışarı baktı ama henüz vakit erkendi. Boğazını temizledi.
“Björn mü?” dedi kendi kendine.
“Evet Altesleri, programındaki bir iptal nedeniyle eve erken geldiğini söyledi. Akşam yemeğini ikiniz için de hazırlatmalı mıyım?”
Erna hemen cevap vermedi. Björn’ün çoktan eve gelmiş olmasına çok sevinmişti ama Gladys ile içtiği çayın etkileri hâlâ üzerindeydi, şu an yemek yiyip yiyemeyeceğinden emin değildi.
“Altesleri?” dedi Lisa, Karen’ın arkasından.
“Evet.” Erna, neredeyse Lisa ile aynı anda atıldı. “Lütfen yemeği hazırlayın.”
***
Erna’nın yatak odası boştu. Akşam yemeğinden sonra erken çekileceğini söylemişti ama hiçbir yerde yoktu. Björn odayı dikkatlice süzdü ve yazı masasının altına düzgünce itilmiş olan sandalyenin arkasına yaslandı. Not defteri hâlâ masanın üzerinde duruyordu.
'Aptal kız.'
Björn defterin sayfalarını tekrar karıştırdı ve o zarif el yazısına baktı. Erna, defterin arka kısmında aileleri; Prenses Gladys’e verdikleri desteğe göre arkadaş olabileceği ve olamayacağı gruplara ayırmıştı. Tüm aileler Prenses Gladys’in altındaydı ve Erna kendi tarafına tek bir basit cümle yazmıştı.
“Prenses Gladys olduğu sürece bana burada yer yok.”
Björn, sadece bu sayfadan bile Karen’ın etkisini anlamıştı. Erna ise hiçbir şeyden habersiz, yüzünde parlak bir gülümsemeyle çok çalışmıştı.
Tam defteri ateşe atmayı düşünürken banyo kapısı açıldı ve Erna dışarı çıktı, yemek masasındakinden bile daha solgun görünüyordu.
“Hasta mısın?” diye sordu Björn ona.
“Hayır, sanmıyorum.” dedi Erna, ona yaklaşarak.
Gülümsemesi onu biraz canlandırmış gibiydi ama Björn’ün elini defterin üzerinde görünce yüzü hırçınlaştı, öfkeli bir kedi gibi oldu.
“Neden ona bakıyorsun? O özel bir şey!” diye bağırdı Erna, defteri kapmaya çalışarak.
Björn daha hızlıydı, ayağa kalktı ve defteri başının çok üzerinde tuttu. Erna’nın ulaşamayacağı bir mesafede oda içinde hareket etti.
“Björn, bu hiç centilmence değil.” Erna, hınç dolu gözlerle ona dik dik baktı.
“Gizli bir günlük değil, öyle değil mi?”
“Hayır ama yine de benim. İznim olmadan okuman çok kaba bir davranış.” Erna dudak büktü.
Björn, mahzun görünen karısına yukarıdan bakarken dudakları muzip bir gülümsemeyle keskin bir şekilde kıvrıldı.
“Böyle zekice bir tablo hazırladığın için ne kadar akıllı bir kızsın.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Kiminle sosyalleşmeyi planlıyorsun, hizmetçinle mi? Sincaplarla mı? Ne büyük bir karmaşa.” Björn güldü.
Erna kaskatı kesilip incinmiş bir ifadeyle bakınca çok ileri gittiğini fark etti.
“Ne düşündüğünü bilmiyorum ama ben... Ben gerçekten çok uğraştım.” dedi Erna, sesi ağlamak üzereymiş gibi çıkıyordu.
Erna yumruklarını sıktı ve pencereye doğru bir adım geri çekildi. Björn iç çekerek defteri tekrar masaya bıraktı.
'Tam bir fiyasko.'
Bu alaycı yorum, Erna’nın kalbini cam kırıkları gibi tırmaladı. Tıpkı akşam yemeğindeki gibi midesine yine kramplar giriyordu ama yemekleri zorla yutabilmişti. Gerçi az önce hepsini tekrar çıkarmıştı.
“Erna.” dedi Björn yumuşak bir sesle.
İsmini söyleyen o ses, gözlerini ayak uçlarından ayırmasına ya da elbisesinin eteğini sıkan yumruklarını gevşetmesine yetmedi.
'Ağlama.' diye düşündü içinden. 'Gururunu koru, ağlama.'
Gözleri yanıyordu ama belki de iradesi sayesinde gözyaşları akmadı. Tam arkasını dönmek istediği anda, Björn’ün elleri beline dolandı. Geri çekilmek istedi ama Björn onu kendine iyice çekip sarılarak teselli etti.
Onu yazı masasının sandalyesine oturttu; Erna tam tekrar ayağa kalkmaya kararlıyken, Björn’ün başka bir sandalye çekip karşısına oturmasıyla şaşkına döndü. Ceketini çıkardı ve kol düğmelerini çözdü.
“Ne yapıyorsun?” dedi Erna.
“Al bunu.” dedi Björn.
Erna’ya dolma kalemini uzattı. Erna, kalem onu ısıracakmış gibi baktı ve kendi kalemini masadan aldı. Björn, not defterini o can sıkıcı sayfaya açtı ve parmağıyla işaret etti.
“Bunları taşı.” dedi birkaç ismi göstererek.
“Ha?”
“Bu üç aileyi, kendi sütununa geçir.”
Erna sayfanın üzerine bir çizgi çekti. “Ama bu üç aile, Karen’a göre Prenses Gladys’in en yakın akrabaları sayılıyordu.”
“Doğru.”
“Peki ama neden?” dedi Erna, kalemle oynayarak. “Karakterli insanlar mı?”
“Neredeyse. Onlar çoktan benim paramı harcamış olan insanlar.”
Her zamanki gibi, Björn’ün sakince verdiği yanıtta Erna’yı hazırlıksız yakalayan bir şeyler vardı.
***
Erna’nın yeni eğitimi gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etti. Björn bir ismi işaret ettiğinde Erna onu karşı tarafa taşıyor, Björn ise aile hakkında Erna’nın anlayabileceği kadar kısa ve öz açıklamalar yapıyordu.
Björn işini bitirip kalemini bıraktığında, Erna mürekkep hokkasının kapağını kapattı ve yeni notlarına baktı. Çizgiler ve kısa notlarla dolu karmakarışık bir görüntüydü ama çok daha dengeli görünüyordu. Artık Erna’nın sütununda birkaç isimden çok daha fazlası vardı.
“Detayları Karen’dan öğrenebilirsin, onunla çoktan konuştum.” dedi Björn.
Erna bundan pek emin olmasa da başıyla derin bir onay verdi. Fark etmeden eski yaraları solmuş ve içi bir heyecanla dolmuştu. Kalbinin çarpıntısı kolay kolay dinecek gibi değildi.
“Teşekkür ederim.” dedi Erna. Eşine bakmak için başını tekrar kaldırmakta zorlanıyordu; bu, az önce eşyalarını karıştırdığı için ona öfke duyduğu anki gibi bir zorluk değildi.
“Çok çalışacağım ve elimden gelenin en iyisini yapacağım.” dedi Erna utangaçça.
“İşte benim Erna’m.” dedi Björn, karısının yanağını okşayıp nazikçe başını kaldırırken. “Biriyle konuşurken ona bakmalısın.”
Sesi serin ve yumuşaktı. Erna’nın içini ısıtan ve onu bir gülümsemeyle dolduran bir enerji yayıyordu.
“Tıpkı senin en sevdiğin tabirle, bir hanımefendi gibi.” dedi Björn. Dudakları sıcak bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. Erna, kocasının yüzündeki bu gülümsemeyi görmenin tadını çıkarıyordu. Björn her zaman anlam yüklü bir gülümseme takınırdı ama bu seferki farklıydı.
“Lars’tayken sessiz kalmam ve hiçbir şey yapmamam senin ve Lechen için daha mı iyi?” Elini Björn’ün hâlâ yanağında duran elinin üzerine koydu. Björn başıyla onayladı. “O zaman daha sonra, Lars’tan ayrılıp diğer ülkelere gittiğimizde, aynı şekilde çok çalışıp başarılı olacağım. Olur mu?” Björn tekrar onayladı. “Sen de yine bu kadar meşgul olacak mısın?”
“Neden?”
“Böylece gerçekten birlikte bir şeyler yapabiliriz. Hayatımda ilk kez bir yere seyahat ediyorum.” Erna gözlerini kapattı ve utangaçça gülümsedi.
“Ne yapmak istiyorsun?”
“Söylersem bana katılır mısın?”
“Bakalım.”
Kesin bir cevap değildi ama Erna’nın yüzü heyecanla aydınlandı.
“Öncelikle, sadece seninle yürüyüşe çıkmak istiyorum. Yabancı bir ülkedeki bir sokak ya da park çok harika olurdu.”
Björn, Erna’nın düşünebildiği en heyecan verici şeyin bu olmasına biraz rahatlamıştı. Başını sallayarak kabul etti.
“Birlikte yemek yiyecek bir yer bulmayı ve güzel bir yerde çay içmeyi de çok isterim.”
“Hepsi bu mu?”
“Efendim?” Erna’nın yüzündeki heyecan bir an duraksadı.
“Yapmak istediğin her şey bu mu?”
“Ah... ve... ve...” Erna çılgınca ve heyecan verici bir şey düşünmek için çabaladı. “Bol bol, samimi bir şekilde konuşalım.”
Björn, karısının bu mütevazı dileklerinde pek bir değer görmüyordu ama onlara uymaya razıydı. “Peki.” Bir iç çekti ve Erna’nın yanağını nazikçe okşadı. “Yapalım bakalım.”
Erna ona baktı ve gözleri parladı. Yapraklarını açan bir çiçek gibi, gülümsemesi odayı aydınlattı.
'Çok saf...'
'...ve göz alıcı.'
***
Erna’nın mektubu ilk karla birlikte geldi.
Mektubu hizmetçiden alan Barones Baden, aceleyle gözlüklerini bulup şöminenin önündeki koltuğa oturdu. Mektubun geldiği haberini alan Bayan Greve de oturma odasına girdi, bacağındaki kireçlenme ağrısı nedeniyle topallıyordu.
“Erna’nın bu kadar iyi olduğunu duymak kalbimi ne kadar ısıtıyor bilemezsiniz.” dedi Barones, mektubu bitirince Bayan Greve’e uzatırken.
O garip uyumsuzluk hissi artık yoktu ve mektup daha çok Erna gibi hissettiriyordu. Lars’tan ayrıldıklarından beri bu durum daha da belirginleşmişti. Yıl sonuna kadar başka bir ülkeye daha geçecekleri yazıyordu.
“Hanımım, Büyük Düşes rolüne gerçekten alışmış.” dedi Bayan Greve mektubu geri verirken.
Erna mektuplarında dünyanın tuhaflıklarından bahsediyor, Barones Baden ise hizmetçi çayını doldururken tüm bu bilgileri adeta içine çekiyordu. Torununun Büyük Düşes olmasıyla birlikte gelen güzel bir değişimdi bu.
Barones Baden fazladan personel almayı reddetmişti ama Kraliyet Ailesi’nin inadına karşı koymak zordu. Evliliğin duyurulduğu an başlayan malikane onarımları çoktan tamamlanmış ve hizmetçi sayısı büyük ölçüde artmıştı.
Sadece adı şoför olan Ralph Royce, sonunda hünerlerini sergileyebileceği güzel bir arabaya kavuşmuştu.
Malikane bakımsız, tozlu bir evden güzel bir kır malikanesine dönüşmüştü ve tüm bunlar Erna sayesindeydi.
“Birkaç gün sonra doğum günü, yabancı bir ülkede düzgünce kutlayabilecek mi acaba?” dedi Bayan Greve.
“Erna’nın artık en güvenilir yoldaşı yanında...”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder