The Problematic Prince - 50. Bölüm (Türkçe Novel)

Erna yeni bir kağıt çıkardı ve üzerine yazdığı kağıdı kenara koydu. Arşidük'ün altın kurt arması sayfanın en üstünde parlıyordu. Bu mektubu düzgün bir şekilde yazmak için üzerinde hissettiği baskı yüzünden sürekli hata yapıyordu.
Derin bir nefes aldı, tüy kalemini düzeltti ve mürekkebi taze kağıda dökmeye başladı.
"Pavel'e." Mektup böyle başlıyordu. Kağıda bastırılarak yazılan düzgün el yazısı tatmin ediciydi, Erna satır satır yazdı.
Bayan Fitz ona, gelinin düğüne katılan herkese bir teşekkür mektubu yazmasının adet olduğunu söylemişti, hiç tanımadığı insanlara hitaben yazılan bunca mektuptan sonra bileği zonkluyordu. Ancak Bayan Fitz sayesinde hepsi tek bir hata bile yapılmadan yazılmıştı.
Ancak Büyük Düşes olarak görevlerini yerine getirdikten sonra ailesine, büyükannesine, Baden Evi'ndekilere ve Pavel'e mektup yazabildi.
Erna, Hardy ailesine herhangi bir şey yazmaktan nefret ediyordu. Bayan Fitz yine de bir mektup yazması konusunda ısrarcı olsa da Erna, Bayan Fitz'in sert azarlamalarına rağmen bu konuda geri adım atmayı reddetti.
Mektup bittiğinde Lisa sıcak mühür mumuyla yaklaştı ve zarfın kat yerine birkaç damla damlattı. Erna ardından, hızla soğuyan mumun üzerine mührü sıkıca bastırdı ve üzerinde kurt başı kabartması olan oldukça belirgin bir mühür bıraktı.
Lisa ellerini birbirine vurdu. "Gerçekten de bir Büyük Düşes gibi görünüyorsunuz." dedi mektubu eline alıp incelerken.
Erna utangaç bir şekilde gülümsedi ve mahcubiyetten biraz kızardı, alt tarafı bir mühürdü. Yazı masasını, tek bir parçayı bile yerinde bırakmayacak şekilde topladı. Tüy kalemleri standına geri koydu, mürekkep hokkalarını kapatıp küçük bölmelerine yerleştirdi. Bu onun yazı masasıydı ama henüz öyleymiş gibi hissettirmiyordu.
Erna kendisine verilen her şeyi sanki ödünç almış gibi hissediyordu ve ödünç alınan eşyaları iade etme vakti geldiğinde her şeyin derli toplu kalması için büyük bir özen gösteriyordu. Bu yüzden eşyaları kullanırken çok temkinli davranıyordu.
"Buluşmanız gereken beyefendi bu değil miydi?" dedi Lisa, mektubun üzerindeki ismi ve adresi kontrol ederken.
"Evet, Pavel Lore." Erna’nın cevabı o kadar çekincesizdi ki Lisa’yı hazırlıksız yakaladı.
Lisa mektubu hazırlarken gözlerini kıstı. Pavel Lore, Kraliyet Sanat Akademisi’nin saygın ressamı... Keşke çocukluk arkadaşıyla görüşebilmek için bir unvanı olsaydı. İlişkileri uzun ve sade olsa da biraz fazla sadeydi.
Lisa, Pavel’e mektup yazmaması konusunda tavsiyede bulunmak istedi ama bir yandan da Erna’nın işine karışmak istemiyordu, belki de tıpkı diğerlerine yaptığı gibi sadece o gence teşekkür etmek için yazmıştı.
"Ah, neredeyse unutuyordum, eşyalar geldi." dedi Lisa, Hanımefendi’nin çalışma odasına asıl geliş sebebini hatırlayarak.
"Eşyalar mı?" diye sordu Erna.
"Evet, balayına götürülecek şeyler; sizi çok güzel gösterecek şeyler, hadi gidip bir bakın." dedi Lisa, Erna’nın elini tutarak gülümsedi.
Lisa’nın ani heyecanını yatıştıramayan Erna ayağa kalktı ve hizmetçisinin onu eşyaların yanına götürmesine izin verdi.
Balayını organize etme görevi Bayan Fitz’deydi ve Erna, yaşlı mürebbiyenin yanına alması için yeni şeyler sipariş ettiğinden habersizdi. Zaten yeterince eşyası vardı ve daha fazlasına ihtiyacı olduğunun farkında değildi.
"Bakın, çok güzel değiller mi?" dedi Lisa.
Erna, Lisa’nın onu yatak odasına götürmesine izin vermişti; orada yerde güzelce paketlenmiş kutular yığılıydı. İçlerinde şapkalar, ayakkabılar, elbiseler ve paltolar vardı. Tüm bunların üstüne, hepsini saklamak için güzel, yeni bir sandık duruyordu. Erna, üzerine bu kadar cömertçe düşülmesinden mahcup oldu.
"Nereye giderseniz gidin, en güzeli siz olacaksınız, buna emin olacağım. Bayan Fitz ile çok sıkı çalışıyorum." dedi Lisa.
Henüz yeni yetme bir hizmetçiye bu kadar ağır bir görev emanet etmek riskli görünüyordu ama Erna balayı boyunca kendisine hizmet etmesi için Lisa dışında hiç kimseye, Bayan Fitz’e bile izin vermezdi; bu da Lisa’nın onunla geleceği ve eğer Erna’nın elindeyse, nerede olursa olsun Lisa’nın onun yanında olacağı anlamına geliyordu.
Bayan Fitz’in seçtiği tüm parçalar Erna’ya çok yakışmıştı ve Erna bu zarif güzellikteki şeylerden keyif alıyordu. Özellikle de Vikont Hardy’nin her zaman sergilediği o rüküş şeylere alışık olduğu düşünülürse.
"Mutlu değil misiniz, Altesleri?" dedi Lisa.
Erna’nın kendisiyle aynı heyecanı göstermediğini, aksine şık elbiseler ve zarif ayakkabılara boş gözlerle baktığını fark etti. Belleyince fırfırlar onun zevki için fazlaydı.
"Hayır, ondan değil." dedi Erna.
Önündeki tüm bu hediyelerin Björn’den gelmiş olabileceğini düşününce Erna’nın kalbi ağırlaştı. Hardy ailesinin zaten birikmiş borçları varken her şey üst üste binmeye devam ediyordu. Erna’nın istenmediği bir noktaya gelmesi, borcun haddini aşması ne kadar sürecekti? Björn, Hardy ailesinin ondan bir şeyler koparmasına daha ne kadar katlanacaktı?
"Sanırım anlıyorum, sonuçta balayının ilk durağı Lars." dedi Lisa, bu uzun sessizliği yanlış anlayarak. "Üzgün olmalısınız, ben de öyleyim Altesleri."
"İyiyim Lisa." dedi Erna, gülümsemeye çalışarak.
Gladys’in memleketine gitmelerinin bir sebebi olmalıydı. Büyük Dük ve Düşes, normal yeni evli çiftler gibi sadece süslü bir balayına çıkmıyorlardı.
"Merak etmeyin, kimsenin sizi Prenses Gladys ile kıyaslamasına izin vermeyeceğim, dünyanın en güzeli siz olacaksınız." diye devam etti Lisa, Erna’nın elini tutarak savaşçı ruhunu tazeledi.
Bayan Fitz, Erna’nın yüreğini ağzına getiren ciddi bir ifadeyle odaya girdi. Erna’ya bakışlarını dikmeden önce Lisa’ya hizmetçiyi sindiren bir bakış fırlattı.
"Misafirler geldi, Altesleri." dedi yaşlı kadın.
"Misafir mi? Ah, evet." dedi Erna.
Bayan Fitz'in sabah özetlediği günlük program aniden Erna'nın aklına geldi. Tek kayda değer madde, bir kraliyet eğitmeninin Erna'ya bir şeyler öğretmek için geleceğiydi ancak ne öğreteceğini henüz bilmiyordu.
"Lisa, ben yokken kıyafetleri toparlayabilir misin?" Erna beklemeden Bayan Fitz'e döndü. "Gidelim."
***
Toplantı planlanandan çok daha uzun sürdü ve bittiğinde çalışma odasına derin bir sessizlik çöktü. Banka müdürüyle yaptığı mücadeleden bitkin düşen Björn, soğuk çayını sessizce içti ve bir puro yaktı. Sürekli yoğun olan programından kaynaklanan yorgunluk, ona veliaht prens olduğu zamanlardaki görevlerini hatırlattı. Bu, onu sürekli bitkin düşüren zorunlu bir yürüyüş gibiydi.
"Tüm birikimimi bankaya yatıracağım." Björn, babasının alışılmadık şartı nedeniyle bunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Babası çok yetenekliydi, onu asla reddedemeyeceği bir şeyle yemleyen babasına karşı gizli bir hayranlık besliyordu. Bu düşünce onu hafifçe kıkırdattı.
Ona hatırı sayılır bir miktar teklif edilmişti ve kralın servetini yönetmenin sembolik değeri, bankaların adeta birbirleriyle savaşa girmesine neden olmuştu. Sermaye piyasasının bankaların elinde olduğu bu dönemde, kralın servetine kim bakarsa kraliyetin lütfunu da o kazanacaktı. Björn sadece yemi değil, çok daha fazlasını alıyormuş gibi hissediyordu.
Kraliyet balayının ilk durağı, en önemli siyasi hedef olan Lars'tı. Bu ziyaret kendi bankası için de kritikti çünkü Lars'ın borç batağındaki ticari bankalarından birini yutacaktı.
Björn toplantıyı bitirdi ve yarım kalmış purosunu söndürdü. "Öyleyse birleşmeye başlayalım."
Uzun bir tartışmaya hazırlanan müdürler, yüzlerinde sevinç dolu gülümsemelerle ayağa kalktılar. Björn'ü koltuğunda yarı uzanmış halde bırakarak hızla odadan çıktılar. Björn bu işi bir an önce yoluna koymaya hevesliydi çünkü bu, gemi yolculuğu sırasında dinlenebileceği anlamına geliyordu.
Aklına gelmişken, eşi Erna —Büyük Düşes— şimdiye kadar ayrılmak için hazırlıklarını bitirmiş olmalıydı. Tam Björn güzel karısının ışıldayan ve solgun yüzünü hatırladığı sırada, banka müdürlerinin kapıda "Ah, Altesleri." diye seslendiğini duydu. Görünüşe göre çıkarken Erna ile karşılaşmışlardı.
Björn kapıya dönerken boynuna masaj yaptı ve Erna'nın çalışma odasına girdiğini gördü. Adımlarında acil bir anlam vardı.
"Björn, bir saniye konuşabilir miyiz?" diye sordu. Sesi her zamankinden daha telaşlıydı.
Björn dikleşti ve başıyla onayladı, Erna gelip karşısındaki koltuğa oturdu.
"Sorun nedir Erna?" dedi Björn yavaşça, kadının saçlarını ve topuz örgüsünün ayrıntılı şeklini inceliyordu. Hizmetçisi kendini oldukça geliştiriyordu.
"Bayan Fitz'den bana *o şeyi* öğretmesini senin istediğini duydum." dedi Erna sonunda, birkaç duraksamadan sonra.
"Ah, o mu." Björn sakince başını salladı. Öne uzanıp masadaki su bardağını aldı.
Erna utançtan yanakları kızararak yana baktı. Björn'e tekrar dönmeden önce yanaklarını hafifçe ovuşturdu. Pek iyi öğrenememiş gibi görünüyordu.
"Çok beceriksiz olduğum için mi gelmedin, yoksa cahil olduğum için mi?" diye sordu Erna.
"Ne? Gelmemek mi?" Sorudan kafası karışsa da Björn ifadesiz ve mesafeli kaldı.
"O günden beri yatak odama hiç gelmedin." dedi Erna. Titreyen bir sesle konuşurken narin elleri elbisesinin eteklerini çekiştiriyordu. Erna'nın durumunun daha fazla farkına vardıkça, Björn'ün yüzündeki o bilinçli gülümseme yavaşça eridi.
"Peki, eğer bunu biliyorsan, burada değil de kendi üzerine düşeni yapıyor olman gerekmez mi?" Björn bir iç çekti.
O geceden beri Erna'ya dönmemesinin asıl nedeni sadece çok meşgul olmasıydı. Başkentte kalması gerekiyordu ve istediği zaman Saray'a dönemiyordu. Tabii bunu Erna'ya söyleyemezdi; onu, kendi inandığı şeye inanması için serbest bırakmalıydı. Karısının vücudunun verdiği haz büyüktü ama onun cehaletiyle uğraşma zahmetine bir kez daha girmek istemiyordu. Hazır olduğunda, düzgün bir eş olabildiğinde ona tekrar gelecekti. Erna onu bekleyecekti.
"Çok... Bu konuda eksik olduğumu biliyorum. Bir eş olarak bilmem gerekenleri bilmeden evlendiğimi fark ettim." dedi Erna. Konuşurken bakışlarını ayaklarına dikmişti. "Gerçekten üzgünüm."
Tüm kraliyet hanımlarına yatak odası işlerini öğrettiği söylenen Bayan Peg, nazik ve kibar biriydi. Kendisinden ne beklendiğini adım adım anlatırken Erna onu kolayca takip etmişti. Ancak Bayan Peg cinsel bir konudan bahsettiği anda Erna tüm bilincini yitirmiş ve dalgın bir komaya girmişti. Erna buna dayanamamış ve sonunda odadan fırlayıp çıkarken Bayan Peg'e özürler yağdırmıştı.
"Öğreneceğim." dedi Erna Björn'e. "Bunun rolümün bir parçası olduğunu biliyorum, sorumluluklarımdan kaçmayacağım ama..." Erna nefes almak için duraksadı. "Ama mümkünse bunu bana başka birinin öğretmesini istemiyorum... Björn, bunu bana senin öğretmeni istiyorum."
"Ne?"
Björn, karısının bu talebi karşısında düşüncelerini bulandıran o şaşkınlık sisiyle savaşmak için bir an bekledi; az önce görevlerini aksattığı için onu azarlamış olsa da, şimdi karısı görevlerini aksattığı için onu azarlıyordu.
"Sen benim kocamısın." dedi Erna kararlılıkla. "Bu yüzden bana sen öğret."
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder