Predatory Marriage - 238. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Sadece Leydi Mirael’in ortadan kaybolması değil, başka garip şeyler de oluyordu. Cerdina çok sessizdi. Normalde gün boyu soylu kadınlarla çay partileri ve şahin avları düzenleyerek, geceleri ise sarayına erkekleri davet ederek gürültülü ve göz önünde bir hayat sürerdi.

Ancak son zamanlarda sanki ölmüşçesine sessizdi. Odasına kapanmış, Blain dahil tüm ziyaretçileri reddediyordu.

Blain de bir o kadar tuhaftı. Leah'nın nişan yüzüğünü kaybettiğini biliyordu ama bu konuda tek kelime etmemişti. Eskiden olsa öfkeden kudururdu; oysa şimdi bağırmayı bırakın, bir tokat bile atmamıştı.

Şeftali bahçesinin küle döndüğü günden bu yana çok şey değişmişti.

“...”

Adımının ortasında duraklayan Leah, gökyüzüne bakmak için başını kaldırdı. Yine bulutluydu. Günlerdir hava böyleydi. Sadece başkentte.

Ishakan geçen gün ona büyülerden bahsetmişti ve o zamanlar bu kulağa çok saçma geldiği için üzerinde durmamıştı. Ama hava durumu büyülerden etkilenebilir miydi?

Mantıken, bundan sorumlu olanlar muhtemelen en çok çıkar sağlayanlardı. Üzerinde derin derin düşünmesine bile gerek yoktu. Gerçekleşen tüm garip olaylar Cerdina ve Blain'i yüceltmişti. Yeni kral, birer oyuncak bebek kadar itaatkar hale gelen soylular sayesinde mutlak gücün tadını çıkarıyordu. Hâlâ Leah'nın kalbine de aynı şekilde hükmetmeye çalışıyordu.

Sarayın içinde güçlü büyüler yapabilen bir şeyin olma ihtimali yüksekti. Her neyse, bu hem Cerdina hem de Blain ile bağlantılı olmalıydı.

Bir de başkentteki Tomari sayısındaki son artış ve Cerdina'nın onların saraya hizmetçi olarak girmesine izin vermesi gerçeği vardı. Olaylar zinciri zihninde yerine oturmaya başladı.

Leah düşünceli bir şekilde baş nedimesine baktı. Kontes Melissa hayatının önemli bir parçası olmuştu. Ama aniden o duygusuz, boş gülümsemeyle birlikte Kontes'in yüzünün üzerine Barones Cinael'in yüzü bindi. Baronesin o samimi ağlayışı...

Kontes Melissa şu an bir yabancı gibi olsa da kurtarılabilirdi. Sarayına dönen Leah kıyafetlerini değiştirmeye gitti.

"Bugün dışarı çıkıyorum." dedi. "Sadece şövalyelerle. Temiz havaya ihtiyacım var."

Barones Cinael'i ziyaret etmeyi planlıyordu ve izleniyor olma ihtimaline karşı gideceği yeri önceden bildirmek istemiyordu. O küçük çiftliğin yerini biliyordu. Oraya gidecek, eğer barones orada değilse ona bir mektup bırakacaktı.

Leah arabasına bindi. Şövalyeleri, dikkat çekmemek için sivil kıyafetlerle onu belli bir mesafeden takip edecekti. Ancak başkentin işlek caddelerinden geçerken araba aniden durdu.

"Yoldan çekil!" diye bağırdı arabacı öfkeyle.

Perdeleri aralayan Leah pencereden dışarı baktı. Arabanın dışında, bileklerinde çok sayıda renkli bilezik olan, elinde güllerle dolu küçük bir sepet taşıyan bir kadın vardı. Leah, kendisiyle arabacı arasındaki pencereyi iterek açtı.

"Yaklaşmasına izin ver." dedi adama. "Gül satın almak istiyorum."

"Ama..!"

"Şövalyeler yakındayken neden endişeleniyorsun?"

Arabacı kaşlarını çattı ama itaat etmek zorundaydı. Yine de Tomari kadını tehdit etmekten geri duramadı.

"Kendini şanslı say! Arabaya yaklaşabilirsin ama sakın saygısızlık etme."

Yaşlı kadın yavaşça başını salladı.

"Biraz gül almak istiyorum." dedi Leah, diğer pencereyi açarak. Tomari kadın gözlerini kısarak, kaşlarını çatmış bir halde ona baktı. Bu onda garip bir dejavu hissi uyandırdı.

"Daha yakına gel." diye emretti Leah. O kadının yüzünü detaylıca görmek istiyordu. Tam anılarını yoklarken bir ses onu böldü.

"Özür dilemek istiyorum." diye fısıldadı yaşlı kadın. "Geçen gün bir iksir satmıştım... Prensesin onu içeceğini bilmiyordum. Yaşlandıkça gözlerim gökyüzünü okuyabiliyor."

Leah'nın zihninden karanlık sokakların ve önündeki iri bir sırtın görüntüsü geçti; o sırt, bir grup Tomari'yi gizlice izlerken onu saklıyordu.

Başına keskin bir ağrı saplandı ve Leah bir çığlığı bastırmak için dilini ısırdı, bunu gizlemek için çabaladı. Bir yabancının önünde zayıf görünemezdi.

"Tüm Tomariler kendi iradelerini takip etmez. Tıpkı başlangıçta olduğu gibi." Tomari kadın, güllerle dolu sepetini Leah'ya uzattı. "Geleceği gördüm. Sizden bir ricada bulunmak istiyorum."

Leah, güllerle dolu sepete dokunmadan öylece baktı.

"Yargı günü geldiğinde, masum olanlara merhamet edin." Yaşlı kadının gözleri korkuyla doluydu ve o buruşuk elleri, sepeti bir özür gibi sunarken titriyordu. "Yaşamamıza izin verilmeyecek."

"Neden bahsettiğini bilmiyorum." dedi Leah soğukça.

Tomari kadın hüzünlü ve nazik bir şekilde gülümsedi.

"Kurkan Kraliçesi'nden hayatımız için yalvarıyorum."

Yorumlar