Predatory Marriage - 237. Bölüm (Türkçe Novel)

Yakında Estia Kralı evlenecekti.
Tuhaf bir şekilde, bu kişi üvey kız kardeşi Prenses Leah olacaktı. Ancak Estia soyluları bu alışılmadık evliliği hiçbir itirazda bulunmadan kabul ettiler. Hatta diğer ülkelerden gelen elçiler bile, ilk geldiklerinde açıkça rahatsız olmalarına rağmen, sanki bu doğal bir durummuş gibi kabullenmeye başladılar.
Sarayda kaldıkları süre uzadıkça, bu ensest evliliği daha fazla kanıksıyorlar gibi görünüyordu. Estia soylularından hiçbir farkları kalmamıştı.
"Neden kimse farklı bir görüş beyan etmiyor?"
Berrak bir ses Kabine Meclisi'nde yankılandı. Leah, orada korkuluklar gibi oturan soylu sırasına baktı. Gür beyaz sakallı yaşlı bir beyefendi konuştu.
"Çünkü Prensesin haklı olduğunu düşünüyorum."
Bir başka adam da ona katıldı. "Kraliyet ailesinin iradesine itaat edeceğim."
"Lütfen sadakatimizi yanlış anlamayın." dedi üçüncüsü.
Leah, kraliyet ailesine duyulan bu sadakate gülmek zorunda kaldı.
"Eğer hepinizin kafasını uçurmayı planladığımı söyleseydiö." diye başladı Leah, onlara soğukça bakarak. "Bunu da mı onaylardınız?"
Sanki soruyu anlamamışlar gibi gözlerini kırpıştırdılar. Bakan Laurent bile Leah ile göz göze geldiğinde şaşkın görünüyordu. Yanındaki, Kont Valtein'in her zaman oturduğu koltuk boştu.
"Bu kadar yeter." dedi Leah. "Bugünkü toplantı sona ermiştir."
Hâlâ tartışılması gereken daha fazla sorun vardı ama bu toplantılar anlamsızdı. Kimse hiçbir şeyi tartışmıyordu. Leah, meseleleri kendi başına halletmek zorunda kalacaktı.
Soylular toplantıdan sonra geride kaldılar, gruplar halinde toplanıp her zamanki gibi sohbet ettiler. Sıradan konular hakkındaki konuşmaları normal görünüyordu. Hatta zaman zaman kahkahalar atıyorlardı. Leah oraya ait olmayan tek kişiydi.
Sadece akışa uymak çok kolay olurdu. Eğer izin verirse her şey su gibi akıp giderdi. Ama Leah pes etmeyi düşünmüyordu. Dudaklarını büzerek etrafındaki kalabalığa baktı.
Onları rahatsız etmeliydi.
Leah, durumundaki tuhaflığı kısmen Ishakan'ın yardımıyla fark etmişti ama o gelmeden önce de bir şeylerin yanlış olduğuna dair sürekli bir his taşıyordu. Bu duygu, bir sorun olma ihtimaline karşı onu ilk uyandıran şeydi.
Bugün onları kışkırtmaya çalışmıştı ama şu ana kadar hiçbir şey işe yaramamıştı. Onları sarsıp uyandırmak için daha uç bir şeye ihtiyacı vardı.
Düşüncelerine dalmış bir halde konferanstan ayrılmak üzereyken birisi yolunu kesti. Leah irkilerek başını kaldırdı.
"Oberde'den Byun Gyeongbaek..?"
"Işık Estia'nın üzerine parlasın." dedi Byun kibarca. "Sizi görmek güzel, Prenses."
Oberde'den Byun Gyeongbaek, Kurkan ile komşu olan batı sınırını yönetiyordu. Siyasi olarak nüfuzluydu, bu yüzden onunla iyi ilişkiler sürdürmek önemliydi ama Leah ondan pek hoşlanmıyordu. Adamın tekinsiz bir havası vardı ve ne zaman konuşsalar gözlerini Leah'nın vücudunda gezdirip dururdu. Onu neredeyse saplantılı bir şekilde kendisini izlerken yakalamıştı ve bugün olduğu gibi dekoltesi düşük bir elbise giydiğinde, adam utanmazca göğüslerine bakardı.
Ve elinin tersini öpmek için eğildiğinde, dudakları olması gerekenden daha uzun süre orada kalırdı.
Eğer bir prenses olmasaydı, adamın nüfuzunu kullanarak daha kötüsünü yapacağından emindi.
Ancak bugün bunların hiçbirini yapmıyordu. Aksine, normalde kibirli olan bu adam korkmuş görünüyordu ve mendiliyle alnındaki belirgin teri siliyordu. Leah, adam tereddüt ederken şaşkınlıkla ona baktı.
"Belki Prenses..." diye başladı beceriksizce. "Barbarlar..."
Kurkanlardan bahsedilmesiyle Leah'nın gözleri fal taşı gibi açıldı ve adamın cümlesini bitirmesini bekledi. Ancak Byun Gyeongbaek ağzını kapattı.
"Bir şey değildi. Dil sürçmesi." dedi. "Lütfen unutun."
Leah onu durdurmaya çalışsa da, adam asalet taslamaya bile yeltenmeden hızla oradan kaçtı. Şaşkına dönen Leah, kısa süre sonra konferans salonundan ayrıldı.
Neden aniden böyle davranıyordu? Bu bir anlam ifade ediyor olmalıydı. Bir dahaki sefere onu yakalayıp sorgulayacaktı.
"Prensesim." Nedimeleri eğilerek selam verdiler ve o sarayına dönerken arkasından yürümeye başladılar.
Şeftali bahçesinde bulunan tüm şövalyeler ve hanımlar sağ salim dönmüştü. Onlara bir uyku iksiri verildiğini, uyandıklarında ise götürülüp uzak bir yere hapsedildiklerini duymuştu. Sonunda serbest bırakılmış ve dönmelerine izin verilmişti.
Ve hiçbiri bu konu hakkında konuşmuyordu. Sanki yasaklanmış gibiydi.
Baş belası Leydi Mirael iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Yeni, lüks malikanesini ziyaret ettiğine dair bile hiçbir işaret yoktu. Ve Blain onun kayboluşuyla zerre kadar ilgilenmiyordu. Sarayda kimse ondan bahsetmiyordu bile.
Sanki hiç var olmamış gibiydi.
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder