Predatory Marriage - 57. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

“Bunu yapamayacağımı biliyorsun, değil mi? Neden beni zor duruma sokuyorsun?” diye fısıldadı Leah, dişlerinin arasından. Ishakan bu kısa ve sert yanıt karşısında kaşlarını çattı. Şahitleri zerre umursamadan, inatla yüzünü ona daha da yaklaştırdı.

“Sana tüm bedeniyle hizmet etmiş bir adam için bu çok mu fazla?” diye fısıldadı tehlikeli bir yumuşaklıkla.

Leah başını hafifçe çevirdiği an, burnunun ucu adamın yanağına sürtündü. Aralarındaki mesafe yok denecek kadar azdı.

“Sana çok yardım ettim, değil mi? Hatta neredeyse ölüyordum,” diye tersledi Leah soğuk bir tavırla. Eğer o gece bahçede Ishakan olmasaydı, Byun Gyeongbaek’e yakalanması kaçınılmazdı. Ishakan hafifçe homurdandı ve alnını Leah’nın alnına yasladı.

“Bana bir borcun var prenses.” diye talep etti alçak sesle.

Leah bir adım geri çekilmek istedi ama Ishakan üzerine gelmeye devam etti. O kaçtıkça, adam daha çok kışkırtıyordu. Sonunda kaçacak yer kalmadığını anlayan Leah, bakışlarını kaldırıp onun gözleriyle buluşturdu. Ishakan’ın gözlerinde galip gelmiş birinin memnun parıltısı vardı. Leah pes ederek dudaklarını araladı.

“Ne istediğini söyle.”

“Öğle yemeği salonuna benimle yürü.”

Ishakan muzipçe kaşlarını kaldırdı. Leah ona yandan keskin bir bakış attıktan sonra, istemeyerek de olsa ilk adımı attı. Onun çok önünde yürüyüp araya mesafe koymayı planlıyordu. Ancak bir şeyi hesaba katmamıştı: Aralarındaki fiziksel fark yerle gök kadardı. Ishakan sadece birkaç büyük adımla ona yetişti.

“Çok hızlı yürüyorsun.” diye takıldı adam. Leah sinirle alt dudağını ısırdı. Bu adam inanılmazdı.

Ishakan’ın şakacı gülüşüne karşılık Leah ona kaşlarını çatarak baktı. “Senin için geldim. Bu günlerde seni görmek çok zorlaştı.” diye söylendi Ishakan; kuleye kapatılmış bir prenses gibi davranmaması gerektiğini ima ediyordu. Leah, adamın bu şikayet eden halini —ona pek yakışmasa da— içten içe sevimli buldu.

Leah gizlice onu süzdü. Kahverengiye çalan siyah saçları geniş alnına dökülüyordu. Kaşlarına kadar uzanan düzgün burun kemiği ona sert bir hava veriyordu ama kendisine bakarken o sertlik yerini yumuşak bir parıltıya bırakıyordu. Leah’nın ellerinde tuhaf bir karıncalanma hissi belirdi; baharda filizlenen tomurcuklar gibi dayanılmaz, kaşındıran bir histi bu.

Beyaz dantel eldivenli ellerini yumruk yaparak yavaşça ilerledi. Ishakan, adımlarını onunkilere uydurarak tam yanında yürüyor, sanki mükemmel bir uyum içindeymiş gibi görünüyorlardı. Öğle yemeğinin verileceği bahçeye yaklaşmışlardı.

Başkalarının onları birlikte görmesini istemediği için daha az insanın geçtiği yolları seçmişti. Hizmetçiler, konuşmalarını duyamayacakları kadar uzaktan onları takip ediyordu. Hava güzeldi; sıcak güneşin altında yürümek Leah’ya beklediğinden daha iyi gelmişti. Bir süre sessizce yürüdüler; aralarındaki o sessizlik, üzerlerine örtülen huzurlu bir battaniye gibiydi.

Leah uzun zamandır yürüyüşe çıkmamıştı. Pencere kenarında güneşlenen bir kedi gibi, gevşemiş bir ruh haliyle gün ışığının tadını çıkardı. Belki de günlerdir sarayda kapalı kaldığı içindir, dışarıda olmak hiç bu kadar iyi hissettirmemişti.

Zihnine aniden bir düşünce düştü: Belki de Ishakan ona ne olduğunu biliyordu ve bu yüzden özellikle bugün onunla dışarıda yürümek istemişti. Ama bunu sorma gereği duymadı ve düşüncenin akıp gitmesine izin verdi.

Bahçeye varmak üzereyken, yol boyunca sessiz kalan Ishakan aniden konuştu.

“Bugün çok hoş görünüyorsun.”

Bu basit iltifat Leah’nın nefesini kesti. Leah bir cevap düşünürken, Ishakan beklemeden devam etti. “Veliaht Prens'in de yemeğe katılacağını söylemiş miydim?”

Alnında derin bir kırışıklık belirdi. Bu haberi bizzat vermiş olmaktan hoşnutsuz görünüyordu. Ancak Kraliçe'nin sarayına vardıkları için daha fazla bir şey söylemedi.

Girişte bekleyen hizmetçiler, ikisini bir arada görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler. Ancak Leah yüzünde ifadesiz, bir oyuncak bebek gibi donuk bir tavırla yanlarından geçti. Baş hizmetçi, onları içeri buyur ederek yemeğin verileceği bahçeye yönlendirdi.

Uzaktan bile altın işlemeli masa örtüsü ve çiçeklerle, meyvelerle, dantellerle süslenmiş görkemli masa seçilebiliyordu. Leah, basit bir öğle yemeği için bu dekorasyonun biraz fazla abartılı olduğunu düşündü.

Soylular çoktan masadaki yerlerini almışlardı. Masanın başköşesinde Kral ve Cerdina oturuyordu. Veliaht Prens Blain ise sol taraftaydı. Oturma planı önceden yapılmıştı; Leah, Blain’in yanına, Ishakan ise tam karşısına oturacaktı.

Leah masanın önünde durup onlara boş bir ifadeyle baktı. Cerdina, Leah’yı görünce gülümsedi. Kraliçe’nin elbisesi doğrudan gelen güneş ışığının altında parıl parıl parlıyordu. Kabarık olmayan, yere pürüzsüzce dökülen bu model kesinlikle Estia tarzı değildi.

Leah, kraliçenin üzerindeki elbiseyi fark edince gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Bu, Ishakan’ın Leah’ya hediye ettiği o mor ipek elbiseydi.

Yorumlar