Predatory Marriage - 26. Bölüm (Türkçe Novel)

“...”
Leah’nın bedeni aniden kaskatı kesildi. Blain onu bahçeden pervasızca sürükleyip götürürken, Ishakan’ın dudaklarından dökülen o sessiz sözleri hâlâ hatırlıyordu. “Yardım lazım mı?”
O an bunun kötü bir oyun mu yoksa siyasi bir hamle mi olduğunu düşünmüştü. Ancak karşısındaki adam, Leah’nın karmaşık zihninin aksine oldukça basitti. Niyeti saf ve doğaldı, sadece Leah’nın neden yardım istemediğini bilmek istiyordu. Bir çocuğun merakını andıran gözleri, onu cevap vermeye zorluyordu.
Leah, bir trans halindeymişçesine dudaklarını kıpırdattı. “Ben...”
Birkaç kez tereddüt ettikten sonra, dikkatle seçtiği kelimeler döküldü. “Nedenini bilmiyor musun?”
Bir kraliyet prensesinden beklenen kurallar, yasalar, görgü kuralları ve siyasi dengeler... Ishakan’ın bunlardan haberi yok muydu? Onun yardım edememesinin altında yatan onlarca sebep vardı ve bir kral olarak bunu bilmesi gerekirdi. Ancak adam kafası karışmış gibi görünüyordu, belki de bilmezlikten geliyordu.
“Bilmiyorum.” dedi Ishakan, sesi sakin ve rahattı. “Kurkanlar oldukça basittir. Bir şeyden nefret edersek 'hayır' deriz. Seversek 'evet'. Bu kadar basit.”
Leah yavaşça gözlerini pencereye çevirdi. Soğuk rüzgar içeri süzülüyor, uzun perdeleri ritmik bir şekilde sallıyordu. Sadece ikisinin olduğu karanlık oda, ay ışığıyla aydınlanıyordu. Bu ortam ona her haliyle o geceyi hatırlatıyordu; hiçbir şeyi düşünmek zorunda kalmadığı, sadece saf içgüdülerine boyun eğdiği o geceyi. Bunu düşününce ağzı kurudu. Keskin bakışlarından kaçarak sert bir sesle konuştu.
“Dışarı çık.”
Ishakan, kovulmasına zerre alınmadan sırıttı. “Pekala. Eğer isteğin buysa.”
Bu kayıtsız cevap Leah’yı rahatlattı -ama bu uzun sürmedi. Bir sonraki saniyede, Ishakan onu aniden kavrayıp kucağına alınca görüş açısı tavanla birleşti. Adam, tek eliyle Leah’nın minyon bedenini kalçalarından destekleyerek havaya kaldırdı. Leah donup kaldı, ama düşme korkusuyla ister istemez Ishakan’ın omuzlarına tutundu. Sersemlemiş bir halde bağırdı.
“İndir beni!”
Beklendiği gibi, Ishakan emrine kulak asmadı. Kelimelerin onu durdurmaya yetmeyeceğini anlayan Leah, var gücüyle çırpınmaya başladı. Ancak narin bir kadın, bir vahşinin gücüyle nasıl başa çıkabilirdi ki? Ishakan onu zahmetsizce tutuyor, olduğu yere sabitliyordu. Çırpınırken yüzüne baktığında, neşeyle parlayan iki gözle karşılaştı. Ishakan bilerek yüzünü ona yaklaştırdı ve fısıldadı.
“Dışarı çıkmamı söylemiştin.”
Sıcak nefesi dudaklarına değiyordu. O kadar yakındı ki, küçük bir hareketle burunları birbirine değecekti. Leah başını hızla geriye atıp kekeledi.
“Beni... aşağı... indir!”
“Hayır.”
Ve Ishakan, hızlı ve hafif adımlarla yatak odasını geçti, Leah’nın her zaman hayalini kurduğu ama asla cesaret edemediği o korkuluklardan çevik bir hamleyle aşağı atladı.
Kurkan Kralı, vahşi toprakların vücut bulmuş haliydi. Sahip olduğu bu güç ve cüsseyle, hiçbir şeyden korkmadığına inanılırdı; saraydan bir prensesi kaçırmak bile onu huzursuz etmemişti. Leah’yı kucağında taşırken ifadesi bir an bile değişmedi, sanki kucağında bir kuş tüyü taşıyordu.
Gecenin karanlığında, figürü çevik ve hafif adımlarla zeminde süzüldü ve yakındaki ağaçların gölgeleri arasında kayboldu... Saraydaki sıkı güvenlik onun için bir engel teşkil etmiyordu. Sıradan insanların erişemediği patika yollardan geçerek bölgeden uzaklaştı. Etraf muhafızlarla kaynıyor olsa da onlardan kolayca sıyrıldı. Soyunun doğuştan sahip olduğu avcı özelliğiyle, tek bir ses bile çıkarmadan ilerliyordu.
Zor durumdaki "genç kız" Leah, kendisini bırakması için bağırmayı düşündü. Ama iki kez düşününce bu fikirden vazgeçtii zira bu saatte birlikte yakalanırlarsa en büyük zararı kendisi görecekti.
Ishakan onu taşırken etrafı izledi. Estia kalesi yanlarından hızla geçti. Birinin saraya bu kadar kolay sızabileceğini hayal bile edemezdi! Bunca zaman gizli geçitlerde verdiği uğraşlar şimdi gözüne gülünç geliyordu. Serin rüzgar saçlarını darmadağın ediyordu. Estia geceleri her zaman soğuk olurdu ama Leah, üzerindeki ince geceliğe rağmen Ishakan’ın doğal olarak yüksek vücut ısısıyla sıcak kalıyordu.
Sarayın sınırlarından çıktıkları an kalbinin hızla çarptığını hissetti. Adamın bunu fark etmesinden korkarak elini göğsüne bastırdı. Onun önünde her zaman güçlü durmaya çalışmış, savunmasız görünmek istememişti, kalp atışlarının onu ele vermesini istemiyordu. İçten içe iç çekti. Odasının sessizliğine sığınmak istemişti ama endişesinin kaynağı gelip onu bulmuştu. Dahası, o sakin geçmesi gereken gecesi şimdi her anlamda altüst olmuştu.
Aynı anda hem gergin hem de heyecanlıydı, ailesinin arkasından gizli ve yasak bir iş çeviren bir çocuk gibi hissediyordu.
Kısa süre sonra ormanın kenarına ulaştılar ve Ishakan, Leah’yı yere bıraktı. Uzaktan saray görünüyor, zayıf sesleri ve parıldayan ışıklarıyla büyüleyici duruyordu. Işıl ışıl evinin aksine, orman karanlıktı. Leah, karanlığa alışmak için gözlerini kırpıştırdı. Ishakan, ay ışığı altında belli belirsiz parlayan gümüş saçlarına baktı -Estia Krallığı’nı temsil eden o gümüş saçlara.
Sonra adam başını yukarı kaldırdı ve kollarını havaya açtı. Bunu gören Leah şaşkına döndü, adam parmaklarını şıklatınca şaşkınlığı daha da arttı. “Ne yapıyorsun?” diye sormak üzereydi ki, gökyüzünden süzülerek bir pelerin düştü. Ishakan onu zahmetsizce yakaladı.
Bu tuhaf senaryo karşısında Leah, gözlerini fal taşı gibi açarak en yakındaki ağacın tepesini inceledi. Boynunun tutulmasına aldırmadan yukarı baktı ama ne kadar bakarsa baksın hiçbir şey göremedi. Birinin gölgelerde saklandığını varsaymak zorundaydı...
Tam o anda yumuşak bir kumaşın etrafını sardığını hissetti. Ishakan, pelerinini şeffaf geceliğiyle açıkta kalan Leah’nın etrafına nazikçe doladı ve kısaca konuştu. “Beni takip eden biri var, adamlarımdan biri. Siz burada onlara refakatçi şövalye diyorsunuz, değil mi?”
Buraya gelirken peşlerinden gelen bir şövalye hissetmemişti. Görünüşe göre adamın duyuları ortalamanın çok ötesindeydi. Leah, dikkat çekmemek için saçlarını pelerinin kumaşıyla iyice örttü. Kurdeleleri bağladı ve bedenini tamamen gizlemek için pelerinin eteklerini sıkıca çekti. En son istediği şey, birileri tarafından fark edilmekti.
Ishakan, Leah’nın tamamen örtündüğünden emin olduktan sonra konuştu.
“Başkenti gezmek istiyordum ama bu krallık hakkında pek bilgim yok. Ben sadece çölün doğu tarafında yaşayan bir taşralıyım. Bu yüzden seni tekrar görmenin iyi olacağını düşündüm... ve tabii ki Estia'yı da.” Gülümsedi ve tekrarladı. “Tabii ki.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder