Predatory Marriage - 25. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

Bu, özellikle insanlar arasında nadir görülen bir özellikti. Ve o gözler öfkelendiğinde, göz teması kurduğunuz an, kükreyen bir canavarın karşısındaki bir avın hissettiği o içgüdüsel ve derin korkuyu uyandırabiliyordu.

Kısa süre sonra Leah’nın düşünceleri tekrar Blain’e döndü, bugün olanları Cerdina’ya anlatıp anlatmayacağını merak ediyordu. Bu düşünce bile onu huzursuz etmeye yetiyordu.

Blain’in Cerdina’ya anlatacağını sanmıyorum ama ya anlatırsa? diye hayıflandı. Öylece bırakır mı? Endişesi dinmek bilmiyordu. Cerdina, Blain gibi değildi, bir şeyi öylece geçiştirmezdi. Bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmalıyım, diye düşündü, tam o sırada kafasına keskin bir ağrı saplandı.

Acı dayanılmazdı. Bardağındaki içeceği hızla bitirdi ve yüzünü buruşturarak ayağa kalktı.

“Bugünkü programımı iptal edin lütfen.” dedi Kontes’e. “Odama çekilip raporları okuyacağım.”

Melissa endişeli bir bakışla ona yaklaştı: “Prenses—”

“Sorun yok.” diyerek sözünü kesti Leah ve hafifçe gülümsedi. “Gerçekten iyiyim. Sadece ağır bir diyet yapıyorum, biraz dinlenmeye ihtiyacım var.”

Ancak Melissa onun sözlerinden şüphe duyuyordu. Mesele sadece diyet değildi, Leah gerçekten iyi görünmüyordu. Yine de prensesin yardım kabul etmeyeceğini bildiği için isteksizce başını salladı ve onu ihtiyacı olan dinlenmeyle baş başa bırakarak odadan çıktı.


Kontes gittikten sonra Leah, odadaki diğer hizmetçilere de çıkmalarını ve yarına kadar içeri girmemelerini emretti. Yalnız kalınca geceliğini giydi ve kendini hemen yakındaki sandalyeye bıraktı.

Bu akşam yemek yiyecek dermanı kalmamıştı. Zaten yaklaşan konferans öncesi yediklerini iyice azaltması gerekiyordu. Belki akşam yemeği için sadece iki dilim elma isterdi; tek isteği bir an önce dinlenmekti. Şu an sadece yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.

İç çekerek pencereye döndü, boş gözlerle dışarıyı izledi. Güneş batarken gökyüzünün kızıla boyanışını, ardından gün ışığının yerini karanlığa bırakışını seyretti. Ay geceyi aydınlatırken parmak boğumları sandalyenin kolçaklarını sımsıkı kavramıştı. Parmakları, pencereyi açma dürtüsüyle titriyordu...

Ve onunla birlikte, atlama dürtüsüyle.

Bu, zaman zaman hissettiği ve artık alıştığı gelip geçici bir histi. Hiçbir zaman bunu gerçekleştirecek cesareti olmamıştı; sadece zihninden geçen uçucu fantezilerdi bunlar. Ama şimdi...

Biraz daha, diye düşündü. Sadece biraz daha zaman.

Zihninde günleri saydı; barış antlaşması, Kurkanların gidişi... Ondan sonra her şey bitebilirdi. Tüm bu çile son bulacaktı. Estia kraliyet ailesini bir kez yıkıma ve utanca sürüklediğinde, işte o zaman gerçekten dinlenebilecekti. Gözlerini kapattı, onların yüzündeki acıyı ve ızdırabı hayal etti... Ve nihayet boşluğa atladığında rüzgarın vücudunu nasıl kamçılayacağını.

Sessiz odada hafif bir tıklama sesi yankılandı. Leah’nın gözleri hızla açıldı, yüzünde bir huzursuzluk belirdi. Hiçbir şey yoktu. Zihninin bir oyunu olduğunu sandı ama ses tekrar geldi, sonra bir kez daha.

Üç kez, diye düşündü. Ses pencereden geliyordu. Ayağa kalktı ve temkinli adımlarla pencereye yaklaştı. Elini kilide attı, mandalı çevirdi ve kanatları hafifçe iterek açtı. Gördüğü şey karşısında şaşkınlıkla nefesi kesildi.

Kimseye şaşkınlığını duyurmamak için hemen elini ağzına kapattı. “Nasıl?!” diye fısıldadı şaşkınlıkla ama sesi bir kekeleme gibi çıkmıştı. Diğer tarafta, ağacın dalına tünemiş olan kişi ise elindeki çakıl taşıyla sanki basit bir şaka yapıyormuş gibi oynayarak ona sakince bakıyordu.

Leah’nın nutku tutulmuştu. Gecenin bu saatinde saray güvenliği kuş uçurtmazdı ve içeri sızmak imkansıza yakındı. Yakalanırlarsa başları büyük belaya girerdi ve Blain, bugün bahçede olduğu kadar "bağışlayıcı" olmazdı. Leah kara kara ne yapacağını düşünürken Ishakan çoktan harekete geçmişti, daldan atlayıp izinsizce odaya süzüldü.

O devasa cüssesine rağmen, bir tüy kadar hafif ve çevik hareketlerle balkonuna inmişti. Onun daldan atlayışını izlerken Leah’nın nefesi boğazında düğümlendi.

“Nerede olduğunuzu sanıyorsunuz?!” diye tısladı sessizce, adam doğrulurken.

“Odanda.” dedi Ishakan gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi. Nerede olduğunu bildiği halde neden sorduğunu tuhaf bulmuştu. Leah’nın protestolarını görmezden gelerek odaya girdi ve hiç çekinmeden etrafa göz atmaya başladı. Leah peşinden koşturuyordu ama adam onun uyarılarını ve şikayetlerini zerre umursamıyordu.

Odayı turlamayı bitirdiğinde, nihayet dikkatini Leah’ya çevirdi ve ona yumuşak bir gülümseme sundu.

“Tatlı bir gecelik.” dedi. “Bununla mı uyuyorsun?”

Üzerinde sadece geceliği olduğunu unutan Leah, hemen en yakındaki battaniyeyi çekip üzerine örttü.

“Burada ne işiniz var?!” diye fısıltıyla çıkıştı. Onun varlığı karşısında o kadar şaşırmıştı ki başka ne diyeceğini bilemiyordu. Utançtan yüzüne kan hücum ederken zihni paramparça olmuş gibiydi.

“Bir şeyi merak ettim, o yüzden geldim.” diye cevap verdi Ishakan geniş bir tavırla. Leah kaşlarını çattı ve gitmesi için kapıyı işaret etti. Tam yarınki ziyafet için resmi bir görüşme talep etmesini söyleyecekti ki, Ishakan ciddi bir ifadeyle sözünü kesti...

“Neden benden yardım istemedin?”

Yorumlar