Predatory Marriage - 193. Bölüm (Türkçe Novel)

Blain’in en eski çocukluk anılarından birinde, henüz sarışın olduğu zamanlarda annesinin ona söylediği bir şey vardı.
—Bu günden itibaren, Estia kraliyet ailesinden olacaksın.
Blain çocukken bile Estia kraliyet soyunun gümüş saçlarla doğduğunu biliyordu. Ancak Cerdina ona tuhaf bir sıvı içirdikten sonra saçları gümüş rengine dönmeye başlamıştı. Aniden saraya girmiş ve herkes ona Prens demeye başlamıştı.
Burası, onun bir anda değişen statüsünü kıskanan ve evlilik dışı bir ilişkinin ürünü olduğu için onu hor gören insanlarla doluydu. Küçük bir çocuğun bu muameleyle başa çıkması zordu. Blain saraydan nefret ediyordu. Cerdina'ya eve gitmek için yalvardı ama annesi reddetti. İstediği başka her şeyi yapacağını ama bunu yapmayacağını söyledi.
Günler korkunç geçiyordu. Bir gün, babası olan Kral ile yemek yemesi için çağrıldı. Blain, ifadesiz bir yüzle ana saraya doğru yürüdü. Damarlarında bir damla kanını bile taşımadığı yaşlı bir adama baba demek zorunda kalmaktan hoşlanmıyordu. Annesinin bu kadar bariz bir yalanla saraya girmeyi nasıl başardığını anlamıyordu.
Yürürken arkasındaki görevliler aniden aynı yöne bakıp fısıldaşmaya başladılar. Blain onların bakışlarını takip etti ve uzakta, sarayın kıyısında, ayak altı olmayan bir yerde bir şeftali ağacı gördü. Açan pembe çiçeklerin arasında küçük, beyaz bir el vardı.
El, dalın ucundaki bir çiçeğe ulaşmaya çalışıyordu ve dal kırıldığı anda çiçeği koparmayı başardı. Tüm görevliler aynı anda nefeslerini tutup bağırdılar.
—Prenses!
Onun düşeceğini sandılar ama prenses aniden çiçeklerin ve yaprakların arasından, elinde çiçekle yeniden belirdi. Gümüş saçları bahar güneşinde bir şelale gibi parlıyordu. Gülümseyen mor gözlü kız, Blain'i selamladı.
—Merhaba..! dedi nazikçe. Sen Blain olmalısın.
Ağacın dalları sallanarak aşağıya bir taç yaprak yağmuru gönderdi. Blain, yüzüne düşen yaprakları silmeden kıza bakakaldı. Kızın bir şeftali kadar yumuşak, pembe yanaklarından gözlerini alamıyordu.
Blain için o, taze bir meyve gibi görünüyordu. Kız küçük elleriyle ağaçtan aşağı inip yere atladığında, görevlilerinden biri onu nazikçe azarladı.
—Neden buraya yalnız geldiniz? Bunu yaparken başınıza bir şey gelebilir...
Azarlama şefkat doluydu ve Blain ile konuşma şekillerinden çok farklıydı. Kız dudaklarını büzerek kaşlarını çattı.
—Özür dilerim.
—Öyle söylemeyin Prenses. Kraliyet ailesinin gereksiz yere özür dilemesine gerek yoktur.
Kız hafifçe gülümsedi ve görevliler ciddi görünmeye çalışsalar da sonunda ona karşılık verdiler. Kız aniden çiçeği Blain'e doğru uzattı.
—Bu senin olabilir.
O çiçeği alabilmek için neredeyse ağaçtan düşecekti. Onu Blain'e uzatırken ekledi.
—Bir dahaki sefere senin için bir şeftali koparacağım.
—...
Blain kelimelerin ötesinde bir halde şeftali çiçeğini aldı. Kalbi çok hızlı çarpıyordu. O günden sonra o çiçeği hep cebinde taşıdı.
Çiçek sonunda öldü ama yapraklarında kurtçuklar belirip kötü kokmaya başlayana kadar onu atmadı. Ondan sonra annesine gitti.
—Onu istiyorum.
Cerdina onun ne istediğini anladı. Hafifçe gülümsedi.
—Bu şu an sahip olamayacağın bir şey, diye yanıtladı. Ama...
—O zaman ne yapmalıyım?
Annesinin gülümsemesi genişledi. Tıpkı kraliyet ailesinden olacağını söylediği gibi, sakin bir sesle ona şöyle dedi.
—Kral ol. O zaman ayaklarının altındaki her şeye sahip olabilir ve başkalarına tepeden bakabilirsin.
Bu sözleri gerçekleştirmek için her şeyi yapmıştı. Ancak Kral olduktan sonra bile hâlâ istediğine sahip değildi. Tüm yaptığı, bir şeftali kadar taze ve pembe olan o kadının çürümesine neden olmaktı.
“...”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder