Predatory Marriage - 192. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

"Nezaketsizliğinizi affedeceğim." dedi. "Hiçbir hata olmamış gibi davranacağım–"

"Hata mı?" Cömert sözlerini yarıda kesti adam. Yüzü ifadesizdi. "Ben asla hata yapmadım. Seninle tanıştığım ilk andan şu ana kadar, tek bir kez bile."

Leah sessiz kaldı. Bu davetsiz misafiri cezalandırmak için muhafızları çağırması gerekiyordu ama tereddüt edip duruyordu. Bunu yapmak istemiyordu.

"Beni hatırla, Leah." dedi adam ciddiyetle. Leah ona şaşkınlıkla baktı, çünkü adam sanki şu anki andan ziyade hiç var olmamış anları hatırlamasını istiyormuş gibi konuşuyordu. Görevlilerin sesleri aniden aralarındaki gergin ve tekinsiz sessizliği bozdu.

—Prenses! Prenses!

Sesler yaklaşıyordu. Adam hafifçe kaşlarını çatarak şemsiyeyi ona uzattı, Leah otomatik bir hareketle aldı. Adam çenesinin ucunu kavradı.

"Sana ilk ipucunu vereceğim." dedi küstahça. "Ben Ishakan, Kurkan Kralı."

“..!”

Leah’nın gözleri fal taşı gibi açıldı.

"Beni hatırla." diye fısıldadı altın gözlü adam tekrar. Ve bu sözler ağzından çıkar çıkmaz gözden kayboldu.

İrkilen Leah etrafına bakındı ama adam bir göz kırpması süresinde yok olmuştu, hiçbir yerde ondan bir iz yoktu. Bunun bir rüya olmadığının tek kanıtı elindeki şemsiyeydi.

Sanki tuhaf bir cinnet halinden uyanıyormuş gibi hissetti. Sağanak yağmurun altında şemsiyesini tutarak bir süre çeşmenin önünde kıpırdamadan durdu ve sonunda yola koyuldu. Kısa bir süre sonra görevlilerden birine rastladı, adam endişeli bir ifadeyle ona doğru koştu ve şemsiyesini aldı.

Şemsiyesi elinden aldığında ona pişmanlıkla bakmaktan kendini alamadı. Sarayda benzer pek çok şemsiye vardı ama nedense o şemsiyeyi istiyordu.

Kendi sarayına doğru yürürken, kendisine Kurkan Kralı diyen adamı düşündü. Onu hatırlayamıyordu ama adam onu çok iyi tanıyormuş gibi davranıyordu.

Kurkanlar hakkında pek bir şey bilinmiyordu. Ancak Leah halka mal olmuş bir figürdü. Hakkında halihazırda mevcut olan detayları toplayan herkes onu tanıyormuş gibi davranabilirdi. Ama bunu yapmanın ne anlamı olabilirdi ki?

Kurkanlar düğüne davet edilmişti. Leah'nın Estia Kralı ile evleneceğini biliyorlardı. Adamın bu şekilde davranması için hiçbir neden yoktu ve duyguları taklit edilemeyecek kadar yoğun ve samimi görünüyordu...

Sarayının önünde kendisini bekleyen kişiyi görmesiyle düşünceleri bölündü. Yağmurun altında şemsiyesiz duran Blain’di, yanında birkaç görevli de bekliyordu.

“...”

Onun soğuk mavi gözlerine bakarak yavaşça ona doğru yürüdü; Blain, Leah yeterince yaklaşana kadar bir heykel gibi bekledi ve sonra ona sertçe sarılarak yüzünü boynuna gömdü. Leah hafif bir tiksinti hissetti ama bu katlanılabilirdi.

Vücudu soğuktu. Yağmurun altında uzun süre beklemiş olmalıydı. Ancak onun kollarındayken Leah başka bir adamı, vücudu çok sıcak olan o adamı düşündü...

Onu uzun süre tuttuktan sonra Blain başını kaldırıp fısıldadı.

"Lütfen beni sevdiğini söyle."

Kırılmış sesinde bir korku emaresi vardı. Neden korktuğunu bilmiyordu ama duymak istediği cevabı biliyordu.

"Seni seviyorum." diye cevap verdi hemen.

Blain yağmurun altında ona daha sıkı sarıldı ve ancak kadın soğuktan titremeye başladığında tekrar konuştu.

"...İçeri girelim."

Alnını öptü, onu sarayına götürmek için elinden tuttu. Leah arkasından sürüklenircesine onu takip etti ve arkasına baktı.

Yağmur daha şiddetli yağıyordu. Leah yağmurun ve hafif sisin gizlediği bahçeye geri baktı ve yürümeye devam etti.

Hâlâ o altın gözleri düşünüyordu.

Yorumlar