Predatory Marriage - 15. Bölüm (Türkçe Novel)

Kurkanlar, vahşi hayvanların kanını taşıyan barbarlardı. Tarihin kaydedilmesinden bile önce bu kıtada var oldukları söylenirdi. Kıtanın batı ucundaki çöl kümelerinde yaşarlar ve kanını taşıdıkları hayvanın türüne göre kabilelere ayrılırlardı. Bu kabileleri sadece tek bir kişi birleştirebilirdi: Kurkanların Kralı.
Kralın başa nasıl geçtiğini kimse tam olarak bilmiyordu; ancak genel kanı, bunun tamamen "güçlü olanın hayatta kalması" ilkesine dayandığıydı. Kıta devletleri, Kurkanların vahşi davranışlarını kınıyor ve onlara "barbar" diyordu. Bu nefretin temel sebebi, bu ırkın "esir alarak evlenme" geleneğiydi.
Kurkanlar için eşlik çok kutsaldı. Birini eşleri olarak seçtikleri an, onu elde etmek için her yola başvururlardı. Eğer yasal yollarla ikna edemezlerse, zorla kaçırmaya kadar varan suçları işlemekten çekinmez, dilediklerini yaparlardı. Ancak kıta ülkeleri bu uygulamayı sadece sözle eleştirebiliyor, askeri bir müdahalede bulunmaya cesaret edemiyorlardı. Çünkü daha önce yenilginin tadına bakmışlardı.
Geçmişte ülkeler bir koalisyon kurarak Kurkan topraklarını istila etmeye çalışmıştı. Görünüşte Kurkan adetlerini kınayan bir savaştı bu, ama asıl niyet başkaydı: Büyük miktarda Kurkan yakalayıp onları köle olarak yüksek fiyata satmak. Ancak bu "vahşi hayvanların toprağı" lakabı bir mübalağa değildi. Kıta insanları çölün iklimine asla alışamadı; gündüz tepelerinde yanan güneş, gece ise buza dönen toprak... Barbarların orada nasıl yaşadığını kavrayamıyorlardı.
Üstelik iklim, dertlerinin en küçüğüydü. Kurkanlar doğuştan savaşçıydı; keskin, cesur ve çölün her karışını bilen avcılardı. Müttefik kuvvetlerle birer oyuncak gibi oynadılar; topografyayı ve iklimi avantajlarına kullanarak onları perişan ettiler. Ağır bir yenilginin ardından koalisyon sonsuza dek geri çekilme kararı aldı.
O günden beri kıta, çaresizce Kurkanların varlığına katlanıyor; Kurkanlar ise dış dünyadan izole, kendi dünyalarında yaşıyorlardı. Ama şimdi, bu hassas barış bozulmak üzereydi.
Bu, Kurkanların kıtadaki diğer ülkelerle görüşme talep ettiği ilk seferdi. Bu savaşçı halk barış ve uyum arıyordu. Ancak Leah buna dürüstçe inanamıyordu. Mevcut kralın kana susamış doğasını biliyordu; önceki kralı öldürerek tahtı ele geçirmiş, kanlı bir taç giymişti. Bu şiddet yanlısı adam barış mı istiyordu? Bu işte bir bit yeniği olmalıydı.
Estia, Kurkan sınırına yakındı, büyük bir savaş çıkması durumunda ilk darbeyi alacak ve en çok acıyı çekecek ülke olacaktı. Bu yüzden Leah’nın hemen plan yapması gerekiyordu.
Leah’ın zihni hızla çalışırken, birdenbire bir geceyi birlikte geçirdiği bir adamın görüntüsü aklına geldi. Kendisini bir eskort gibi tanıtarak onu kandıran o küstah Kurkan... Leah bir an için onu başında bir taçla hayal etti.
Onun kendini beğenmiş ama büyüleyici yüzünü gözünün önüne canlı bir şekilde getirebiliyordu. Parlak gözlerinden yayılan o ışık, zihnine sonsuza dek kazınmıştı. Kuşkusuz, o görkemli altın taç ona çok yakışırdı. Ancak bir Kurkan kralının yabancı bir ülkenin yasadışı fuhuş mahallelerine gidip bir zevk işçisi gibi davranması düşüncesi saçma ve imkansızdı. Leah bu gülünç düşünceyle ürperdi ve durumu sakince değerlendirdi.
“Ekselansları ne dedi?”
“Dostane ilişkiler kurmamız için bir talepte bulundu. Hemen kabul edip edemeyeceğimizi sordu. Ayrıca Kurkanlarla yapılacak bir konferans için hazırlık yapmamızı rica etti.”
“Anlıyorum.”
Kurkanlar için bir karşılama konferansı mı? Sadece düşüncesi bile sinir bozucuydu. Aristokratlar her zaman eğlenceye açtı ve bu fırsatı asla kaçırmayacaklardı. Ve o açgözlü heriflerin arasında Oberde'li Byun Gyeongbaek de olacaktı.
Yorgunlukla şakaklarını ovdu Leah. Sadece onunla karşılaşma düşüncesi bile başını ağrıtmaya yetiyordu. Düğün gününe kadar ondan mümkün olduğunca kaçınmayı ummuştu ama artık yapabileceği bir şey yoktu.
“Sanırım bu özel konuğun karşılanması için hazırlıklara başlamamız gerekiyor.”
Kont Valtein, gözlerindeki bariz gerginlikle başını salladı. Leah bir teslimiyetle iç çekti. Yeni Kurkan kralı ile hayatı boyunca Kurkanlara karşı savaşmış olan Byun Gyeongbaek’i aynı anda karşılamak mı? Bundan daha kötüsü olamazdı. Sadece konferans salonunun bir kan gölüne dönmemesini umabiliyordu.
Öğleden sonrası, karşılama konferansının planlarının kesinleştirilmesi ve detayların tartışılmasıyla sona erdi. Ziyafet salonunun gayri resmi denetimini bitirdiklerinde güneş çoktan batmaya başlamıştı.
Şimdi, kraliçenin dairesine dönme vaktiydi.
Leah isteksizce saraya doğru adım attı; yaklaştıkça vücudu kaskatı kesiliyor, göğsü ağır nefeslerle inip kalkıyordu. Kraliçenin dairesinin hizmetçileri ona yaklaştı. Leah’nın neşeli hizmetçilerinin aksine, kraliçenin hizmetçileri kasvetli bir görünüme sahipti. Yüzlerinde hiçbir duygu belirtisi yoktu.
Leah, onu kabul odasına kadar götüren bu solgun görünüşlü hanımları takip etti. Kapılar arkalarından kapandığında tüm hizmetçiler geri çekildi.
Leah dikkatle konuştu. “Anne.”
“Ah? Geldin mi?” Güzel kadının yüzü, sanki neşesi doğrudan kalbinden geliyormuş gibi bir çiçek gibi açtı. Başka biri için bu gülümseme muhteşem bir ferahlık gibi görünebilirdi.
Kahverengi, kıvırcık saçları boynunun bir yanına dökülmüştü ve mavi gözlerinin düşük şekli onu nazik kalpli gösteriyordu. Sadece görünüşüne bakarak bile narin doğasını anlayabilirdiniz. Estia Kraliçesi Cerdina, Leah’nın tam zıttıydı.
“Seni bekliyordum, Leah.”
« Önceki Bölüm Sonraki Bölüm »

Yorumlar
Yorum Gönder