Predatory Marriage - 147. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

İhtiyatlı olmasına rağmen Leah o gülümseyen gözlerin çekimine kapıldı. Her ne kadar arsızlığıyla bazen onu utandırsa da, Ishakan'ın istisnai ve yakışıklı bir adam olduğunu biliyordu.

Fakat ona baktığında, adamın o sert bakışları yumuşuyordu. Bu adamı reddetmesinin hiçbir yolu yoktu. Leah başını salladı ve göğsüne yaslandı, Ishakan da tam bunu bekliyormuş gibi ona sarıldı. Omurgasını okşayan eli sıcak ve güven vericiydi.

“Her şeyi geride bıraktığımı sanmıştım...”

Kulaklarında zincir şıngırtıları duyabiliyordu ve bunun bir işitsel halüsinasyon olduğunu bilse de, ayak bileklerine bakma dürtüsüyle savaşmak zorundaydı. Bakmak istemiyordu. Bir yanı, bileklerinin gerçekten prangalı olduğundan korkuyordu. Ayaklarını battaniyenin altına çekti.

“Hâlâ Estia’yı düşünüyorum.” diye itiraf etti, kendisine eziyet eden gölgelerden kaçmaya çalışarak. “Bu... üzücü...”

Leah’nın yanağı adamın sert göğsüne yaslıyken, Ishakan elini onun başına koydu.

“Hiçbir şey düşünme. Sadece uyu. Güzel bir uykudan sonra her şey yoluna girecek.”

Leah gözlerini kapattı. Henüz yarım gün bile uyanık kalmamıştı ama yarın biraz daha uzun süre uyanık kalabilmeyi umarak onun kollarında yeniden uykuya daldı.

Vücudu kendiliğinden hareket ediyordu. Leah bundan hoşlanmamıştı. Çığlık atmak istiyordu ama ağzından hiçbir ses çıkmıyordu. Bir hançer kavrayarak, mışıl mışıl uyuyan adama yaklaştı.

Adam uyuyor olmasına rağmen, o yaklaşırken gözleri yavaşça açıldı ve o altın rengi gözlerle karşılaştığı an, hançeri kalbine sapladı. İnsan tenini kesmenin o korkunç hissi doğrudan ellerine iletildi.

Ancak o zaman üzerindeki baskıdan kurtulabildi. Ama artık konuşabiliyor olsa da, Leah hiçbir şey söylemedi. Sadece yaptığı şeye bakabiliyordu, kendisi donup kalmış ve ruhsuz bir haldeyken ilk hamleyi yapan Ishakan oldu.

“Sorun değil.” dedi ona sarılarak. “Sorun değil, Leah.”

“Neden, neden...” dedi Leah, adamın sıcak kanı etrafa boşalırken. Onu hançerlemesini engelleyebilecekken, sadece hançeri ona saplamasını izlemişti. Ishakan onun saçlarından bir tutamı kulağının arkasına iterek fısıldadı.

“Eğer kaçsaydım, kazara incinmeni istemedim.”

Leah irkilerek uyandı. Rüya ile gerçek arasındaki çizgi bulanıklaşmıştı; panik içinde yatakta dönerek yere yuvarlandı. Acı dolu bir iniltiyi bastırdı ve hızla ellerini kontrol etti. Elleri kandan arınmış temiz olduğunu görünce, büyük bir rahatlama ve endişeyle omuzları çöktü.

Bu bir rüyaydı. Ama her an gerçeğe de dönüşebilirdi. Zihninde bir düşünce belirdi.

Estia’ya geri dönmeliyim.

O buraya ait değildi. Estia’ya geri dönmeliydi. Sendeleyerek ayağa kalktı ve en yakın çıkışa, ince bir perdeyle örtülü pencereye doğru koştu. Perdeyi yana çeker çekmez serin gece esintisi yüzüne çarptı ve Leah sanki bir tokat yemiş gibi kendine geldi.

“...”

Leah boş gözlerle bakakaldı. Soluk ay ışığı beyaz taş binaları aydınlatıyor, palmiye yaprakları esintiyle sallanıyordu. Tuttuğu nefesini dışarı verdi ve elleriyle yüzünü kapatarak yere çöktü.

Tüm vücudu titriyordu. Gerçekten neler olduğunu ancak şimdi anlıyordu. Sadece Cerdina’nın kuklası haline gelmekle kalmamış, aklını da kaçırmıştı. Dengesi bozulmuştu. Dibe vurduğunu sanmıştı ama bu umutsuzluğun sonu yoktu. Her zaman daha kötü bir cehennem vardı.

Karanlıkta yalnız başına olan Leah, irkilerek arkasına döndü. Pencereden süzülen ay ışığında bir çift göz onu izliyordu. Adam sessizce duruyor ve sanki en başından beri izliyormuş gibi sakin gözlerle ona bakıyordu. Ona bakarken Leah’nın dudakları yavaşça kıpırdadı.

“...Beni kilitle.”

Korkusu dayanılmazdı. Özellikle de kendisine direnmeden hançerlenmesine izin veren o adamın hayali gözlerinin önünde uçuşurken.

“Beni hapse atabilirsin, bir yerde izole edebilirsin ya da bağlayabilirsin. Eğer bu böyle devam ederse, seni gerçekten öldürebilirim...” diye fısıldadı, yüzü bembeyazdı. “Buna engel olmama yardım et, Ishakan.”

Ishakan onun bu çaresiz yakarışına cevap vermedi. Onun Kraliçe’nin büyülerinden kurtulmadığını herkesten iyi biliyordu. Muhtemelen zihninden geçenleri tam olarak anlıyordu. Ancak hiçbir korku belirtisi göstermedi, ona bakarken hafifçe gülümsedi.

“Çok safsın...” dedi. Onu kucağına alıp omzuna attı, yatağa taşıdı ve üzerine bıraktı. Bir an sonra, önündeki yatağa bir şey düştü.

Bu, zincirli bir çift deri kelepçeydi. Karavandaki sadece tek bileği bağlayan kelepçenin aksine bunlar her ikisini de bağlıyordu ve Ishakan bunları ustalıkla takarak zinciri yatağın başındaki gölgeliğe sabitledi.

Hepsi bu kadar değildi. Ayak bileklerini de prangaladı. Gölgelikten sarkan uzun bir zincir yoktu ama ayak bileklerinin arasında kısa bir tane vardı. Zincir sadece bir el genişliğindeydi, bu yüzden yürümesi bile imkansızdı. Uzuvlarının bağlanmış olması ona kendisini daha iyi hissettirdi. Rahatsızlığa rağmen, rüyalarındaki gibi Ishakan’a zarar veremeyecek olması bir rahatlamaydı.

“Seni istediğin gibi bağladım.” dedi Ishakan, Leah’nın üzerine çıkarken. “Seni iyileştireceğime dair söz vermiştim, bu yüzden neden bu kadar endişelendiğini anlamıyorum.”

Yorumlar