The Forgotten Field - 85. Bölüm (Türkçe Novel)

the-forgotten-field

Çok geçmeden, yeri göğü inletecek kadar görkemli bir tezahürat dalgası eğitim sahasını sarstı.


Lucas tuttuğu nefesi yavaşça dışarı bıraktı.


Varkas, alaybozanı adamın göğsünden tek bir hamlede söküp çıkardı ve atının başını döndürdü.


Gürül gürül yanan ateşlerin ışığı onun o kusursuz ve yakışıklı çehresini net bir şekilde aydınlattığında, kalabalığın tezahüratları daha da şiddetlendi. Lucas heyecandan yüzleri al al olmuş savaşçıların ifadelerini süzdü, ardından bakışlarını tekrar Varkas'a çevirdi.


Bunca yaygaranın ve kargaşanın ortasında bile o adam sonsuz bir dinginlik taşıyordu.


Yüzünde tükenmişliğin gölgesi dahi okunmayan o duygusuz çehresiyle Varkas sahanın karşısına geçti ve eyerden zarifçe aşağı atladı.


"Gutvan Hanesi'nde işe yarar başka bir adam var mı, araştırın."


Varkas elindeki silahı koşarak gelen hizmetkara teslim etti, ardından Daren'e talimat verdi.


"Eğer uygun bir varis yoksa, vasallar arasından güneydoğu bölgesini emanet edebileceğimiz nitelikli başka birini aramakta bir mahzur yok."


"...Üvey kardeşleri arasında oldukça kabiliyetli bir savaşçı var."


Daren titrek bir sesle yanıtladı.


"Aslında Wolfram Süvarileri'ne katılacaktı... Fakat başkentteki akademide de eğitim aldığını duydum, dolayısıyla bölge lordluğu vazifesini de yürütecektir."


Varkas metal eldivenini çıkarıp hizmetkara uzattı, düşünceli bir ifadeyle dudaklarına hafifçe dokundu.


"Vakit kaybetmeden onu huzuruma getirin. Eğer uygun görürsem, atama merasimini derhal icra edeceğiz."


Tam o sırada iki hizmetkar, göğsündeki ağır plaka zırhı söktü. Üzerindeki yük hafifleyen Varkas, kalabalığı yararak doğrudan ona doğru yürüdü.


Lucas gayriihtiyari bir adım geri çekildi. Tam o anda, tuttuğu kadının bocalar gibi devrilmek üzere olduğunu fark edince refleks olarak belinden yakaladı.


O an, Lucas'ın kafasına ani bir sıcaklık hücum etti.


Kadının beli o kadar inceydi ki, henüz büyüme çağında olan elleriyle bile onu kolayca kavrayabiliyordu. Üstelik, karanlıkta bile apak parıldayan teninden hayatında hiç koklamadığı kadar tatlı bir rayiha yayılıyordu.


Bu da ne kokusu böyle?


Farkında olmadan başını kızın boyun girintisine doğru eğip koklamıştı ki, çınlayan sert bir tokatla yanağında adeta alevler fışkırdı.


Lucas afallamış bir ifadeyle yüzünü tuttu.


Kadın onu hışımla itti ve gözlerinde öfke kıvılcımlarıyla haykırdı.


"Ne yapıyorsun sen! Seni sapık cüce!"


"S-sapık mı?"


Şaşkınlıktan dili tutulmuş halde ağzını açtı Lucas.


"Sadece düşmek üzere olduğun için seni tutmaya çalışıyordum!.."


"Düşmeyeyim diye tutuyordun da neden beni kokluyordun peki?"


Lucas'ın yüzü al basmış gibi kıpkırmızı kesildi.


Kadının o tiksinti dolu ifadesini gördüğünde, hayatında daha önce hiç tatmadığı kadar yoğun bir utanç dalgası benliğini kapladı.


Haksızlığa uğramış bir çehreyle gür bir sesle patladı.


"Sadece bedeninden tuhaf bir kokunun yayıldığını hissettiğim için yaptım!.."


Fakat bu kez diğer yanağında da yakıcı bir sıcaklık belirdi.


Lucas bir adım geri yalpaladı.


Nasıl bir kadındı bu böyle?


Ağır eğitimler yüzünden bedeninin morarmasına alışkındı elbette, ama hayatı boyunca hiç kimseden yüzüne böyle tokat yememişti.


Aşağılanmanın getirdiği öfkeyle kadına dik dik baktı. Tam ona laf yetiştirmek üzereydi ki, koşturarak gelen Raina kadını kabaca kenara itti.


"Sen kim oluyorsun da birinin yüzüne el kaldırıyorsun, seni cadı!"


At binmeyle çelikleşmiş güçlü kolların darbesiyle kadının bedeni bir kâğıt parçası gibi geriye kaydı.


Sertçe soluyan Lucas, refleks olarak elini uzattı.


Tam onu yakalamak üzereydi ki, uzun bir kol kadını belinden yakalayıp çekip aldı.


Lucas irkilerek başını kaldırdı.


Varkas ne zaman geldiği anlaşılmaksızın tam karşısında dikilmiş, kadını kucağına almış soğuk gözlerle kendisine tepeden bakıyordu.


"...Görünen o ki herkesin önce temel edep kurallarını yeniden öğrenmesi gerekiyor."


Varkas buz gibi bir edayla mırıldandı, ardından yüzü moraran Raina'ya dönüp ekledi.


"İkinizin de bir müddet ata binmesi yasaklanmıştır."


"Y-yapamazsınız!.."


Raina'nın itirazına arkasını soğukça dönen Varkas, Daren'e emretti.


"Bu ikisine katı bir mürebbiye tayin edin. Doğru düzgün nezaket göstermeyi öğrenene kadar kaleden dışarı tek bir adım bile atmayacaklar."


Ardından Daren'in cevabını bile beklemeden ana kaleye doğru ilerledi.


Uzaklaşan sırtının ardından savaşçıların coşkulu tezahüratları yükselmeye devam etti. Güce tapan doğuluların çoğu onun bu sergilediği kudrete tamamen kapılmış görünüyordu.


Diğer taraftan, hizmetkarlar sergilediği olağanüstü kuvvetten korkmuş halde dualar mırıldanıyor, göğüslerinde istavroz çıkarıyorlardı. Soylular ise müstakbel liderin bu radikal hamlesi üzerine hararetli bir tartışmaya tutuşmuşlardı.


Tüm bu yaygarayı arkasında bırakan adam, aheste adımlarla salondan ayrıldı.


Arkasından sessizce bakan Raina, gecikmeli de olsa tepkisini dile getirdi.


"Bu çok büyük haksızlık!"


Etrafına sanki haklılığını onaylatmak istercesine bakındı.


"Bu kargaşanın sebebi o kadın! Öyleyse neden cezalandırılan biz oluyoruz!"


Gözyaşlarına boğulmanın eşiğindeki kız kardeşini geride bırakan Lucas, harabeye dönmüş eğitim sahasının ortasına doğru yürüdü.


Alek Gutvan'ın cesedini kaldıran askerler doğal olarak kenara çekildi.


Lucas kararmış cesedin yanında tek dizinin üzerine çöktü ve abisinin eserini dikkatle inceledi.


Adamın kalbi tek bir darbeyle delinmiş gibiydi. Ezilmiş göğüs zırhının içinden koyu bir kan süzülüyor, yere çakıldığında parçalandığı anlaşılan kafasından ise beyin dokusu yavaşça dışarı sızıyordu.


Askerler yamulmuş miğferi tamamen çıkardıklarında, dışarı fırlamış beyaz gözler ve kan köpüren etli dudaklar ortaya çıktı.


Daha bu sabah Doğu'nun en güçlü büyük kılıç ustası olarak övülen adamın sonu son derece acınasıydı.


"Sadece cüssesi büyükmüş. Becerileri berbatmış anlaşılan."


"Bunun doğru olmasına imkan yok."


Yanına yaklaşan Tyrone başını sallayarak alaycı bir kahkaha attı.


"Ergenlik yıllarında, elinde hiç silah yokken çıplak yumruklarıyla bir trolü katletmiş adamdır o. O canavarca kuvvetine rağmen teknik açıdan da mükemmel bir savaşçıydı. Bu adamın böyle boş bir sonla karşılaşacağını kimse tahmin edemezdi."


Lucas endişeli gözlerle Tyrone'a baktı.


"Bu durum bir probleme yol açmaz mı?"


"İki tarafın da kabul ettiği bir düelloydu. Eğer bunu sorun ederlerse, Gutvan Hanesi herkesin maskarası olur."


İlgisizce yanıtladı Tyrone.


"Ayrıca, düelloyu Genç Efendi teklif etmiş olsa da onun otoritesine ilk başkaldıran bu adamdı. Bu sonuç yüzünden kimse Siarkan Hanesi'ni itham edemez."


Adam kararlı bir dille yanıt verdi, ardından soyluların toplandığı tarafa doğru düşünceli bir bakış fırlattı.


"Fakat lordlar arasında bazı huzursuzluklar yaşanabilir."


Lucas bakışlarını şeref tribününe çevirdi. Taşra soyluları, güneydoğu bölgesinin yöneticisinin bir gecede değişmiş olması gerçeğiyle bocalamış görünüyorlardı.


Tyrone derin bir iç çekerek ekledi.


"Büyük Dük atama merasimi öne alınabilir. Tüm bu kaosu yatıştırmak için kudretli bir Büyük Dük'e ihtiyaç duyulacak."


---


"Neden öfkelenen sensin ki?"


Yatağın bir köşesinde huysuz bir ifadeyle büzülüp oturan Thalia, sonunda kendini tutamayarak bu sorunun cevabını talep etti.


Varkas yanıt vermedi, vitrinli dolabı karıştırarak rafa doğru yürüdü. Her zamanki gibi dingin görünüyordu. Ancak Thalia onun ruh halinin dip yaptığını kolayca anlayabiliyordu. Odaya dönene kadar yol boyunca sessizliğini korumuş, yüzüne bile bakmamıştı.


Bu durum akıl alır gibi değildi. Asıl öfkelenmesi gereken kişi kendisiydi. Onu dinliyormuş gibi bile yapmadan gidip dövüşe tutuşan kendisi değil miydi?


Thalia keskin gözlerle ona dik dik baktı.


O canavar gibi adamın Varkas'ın üzerine çullandığı anı hatırladıkça tüm bedenini bir ürperti sarıyor, midesi acıyla kıvranıyordu.


Ardından yaşanan manzara ise onu hiç şaşırtmamıştı. Yalnızca adamın sağ salim olmasına Tanrı'ya şükretmişti.


Aynı zamanda, kendisini bu kadar endişelendirdiği için bu adamı pataklamak istiyordu. Eğer bacakları yıkılacakmışçasına titriyor olmasaydı, koşup bu dürtüsünü derhal eyleme dökerdi.

Yorumlar