Predatory Marriage - 375. Bölüm (Türkçe Novel)

predatory-marriage

"Sen de kendini iyi hissetmezsen bana söylemelisin." dedi Leah, Ishakan gülümsedi. Sanki Leah'nın onun için endişelenmesine hiç gerek kalmayacakmış gibi bir hali vardı.

Adam kızın yanağını okşadı; Leah ise araba penceresinden dışarıya, mesafeler arasında küçülen Estia sarayına baktı. Bu, çöle ikinci gidişiydi.

İlk seferinde bu neredeyse bir kaçırılma vakasıydı ve o yolculuğa dair pek bir şey hatırlamıyordu. Çoğu zaman uyumuş, gözlerini açtığında çölün derinliklerine çoktan varmışlardı.

Şimdi bu şartlar altında özgürce çöle gidiyor oluşu, hayatının ne kadar değiştiğini gösteriyordu. Leah, Kontes Melissa’nın neden ağladığını aniden anladı.

"Anne?" Lesha, annesinin yüzündeki ciddi ifadeyi fark etmişti. "Biraz su iç."

Annesinin rahatı konusunda o kadar dikkatliydi ki, bu hali çok sevimliydi. Leah gülümsediğinde Lesha da ona karşılık verdi.

"Teşekkür ederim Lesha." Kucağındaki çocuk ona çok büyük bir mutluluk veriyordu. Leah oğluna sarıldı.

Estia sınırını geçtikleri an diğer Kurkanlardan ayrıldılar. Bu sözde bir aile tatiliydi ve Ishakan, Lesha’nın her bir dileğini yerine getirdi. Sadece balık tutmakla kalmadılar, kamp ateşleri yaktılar ve hatta meyveler topladılar. Leah, Ishakan'ın tek bir şeyi bile unutmadığını görünce çok etkilendi.

Lesha o kadar mutluydu ki, daha önce böyle bir yolculuğa çıkmadıkları için pişmanlık duydular. Her gece yüzü kızarmış bir halde uykuya dalıyor ve her sabah mutlu çığlıklarla uyanıyordu.

Morga’nın iksiri de gerçekten yardımcı olmuştu. Kocası ve oğlunun ilgisi ve özeni sayesinde Leah yolculuk boyunca kendini sağlıklı ve güçlü hissetti. Sanki sert bir rüzgarın onu alıp götüreceğini sanıyorlardı. Bir sonraki hana vardıklarında yaptıkları ilk şey, ona Morga'nın iksirinden bir doz daha vermek olurdu, uyumadan önce ise Ishakan o koca elleriyle ona tüm vücut masajı yapardı. Lesha da babasını taklit ederek yanlarına otururdu.

Sonra birlikte uykuya dalarlardı.

Bu keyifli yolculuğun ardından çöle vardılar. Onu görmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki, altın bir okyanusu andıran uçsuz bucaksız kumlar karşısında Leah’nın kalbi küt küt attı. Eve gelmiş gibi hissetti.

Estia sarayında doğmuş biri için bu tuhaf bir düşünceydi ama çöle dair sahip olduğu her anı çok kıymetliydi. En çok sevdiği insanların tümü orada doğmuştu.

"Vay..." Lesha soluğu kesilerek Leah’nın eteğinin ucunu çekiştirdi. "Bak anne, tıpkı benim gibi."

Gözlerinin çöle benzediğini düşünüyordu. Üçü de yolculuk için kılık değiştirmek amacıyla bir iksir içmişlerdi. Normalde bu tür sihirler Ishakan ve Lesha üzerinde etkili olmazdı, bu yüzden iksirin içine kendi kanlarını karıştırmak zorunda kalmışlardı. Lesha, gözlerinin sıradan bir kahverengiye dönüştüğünü görünce kaşlarını çatmıştı.

"Benzer değil, tamamen aynı." diye yanıtladı Leah.

"Çölü seviyorum." diye fısıldadı Lesha annesinin kulağına gülümseyerek, sonra sanki söylemeyi unutmuş olabileceğini düşünerek ekledi. "Annemi de seviyorum."

Leah gülümsedi.

"Ben de seni seviyorum."

Yorumlar